“Sen delisin Brassaï.”

Picasso, Brassaï’ye “Sen delisin Brassaï.” dediğinde haklıydı. Her ne kadar resimle ilgilenmeye devam etmediği için “Bir altın madenin var ve vaktini tuz madenini işleterek geçiriyorsun!” dese de Brassaï’nin altın madeni fotoğraftı. Madeninden çıkardığı altın fotoğraflar sayesinde fotoğrafın tarihin seyrini değiştirmiş oldu. Yaşanılan bu olayı ise Brassaï’nin kendisinden dinliyoruz. Sonrasında ise “(…) benim en iyi ve en özgün ifade aracım oldu.” der söyleşisinde.

Söyleşisinin devamını okurken fotoğrafa dair sözlerini “Bir fotoğrafın yapısı ya da kompozisyonu, konusu kadar önemlidir. Bu düşünüldüğü gibi estetik değil, pratik bir gereklilik. Yalnızca güçlü bir biçimde yakalanmış -düzenlenmiş- imgeler orada kalmak ve bir bakıma unutulmaz olmak için akılda iz bırakıyor. Bu fotoğraf için tek ölçüt,” diyerek tamamlar. Brassaï’nin önemli bu söyleşisi ise yirminci yüzyılın fotoğraf tarihine yön vermiş birbirinden değerli fotoğraf sanatçılarla yapılmış röportajların bir araya getirildiği Fotoğrafla Diyalog adlı kitapta yer alır. Espas Yayınları’ndan Ayça Göçmen çevirisiyle okurlarına ulaşır. Bu sayede hikâyeleri fotoğrafçıların kendisinden dinleme fırsatı yakalamış olduk.

“(…) birkaç kötü fotoğraf çekmeden bu araçla çok da yakınlık kuramazlar!” diyen Cecil Beaton’a ne kadar çok katılsam da fotoğraf çekmenin yanı sıra okumanın da büyük katkısını unutmamak gerekir. O yüzden Cecil Beaton’un sözünü şu şekilde tamamlamak istiyorum. “(…) birkaç kötü fotoğraf çekmeden ve iyi kitaplar okumadan elimizdeki araçla çok da yakınlık kuramayız.”

Bir fotoğrafçı çektiği iyi fotoğraflarıyla övünüyor olsa da bilgisini artırmak için yeterince gayret göstermiyorsa fotoğrafın iyi yanına geçici kılıyor demektir. Helmut Gernsheim “Gençliğimde iyi piyano çalardım. Sence bu beni piyanist yapmaya yeter mi?” dediği gibi bir fotoğrafçının iyi fotoğraflar çekiyor olması onu sanatçı kılar mı? Bu yüzden “Bir Fotoğrafçı Ne Okur?” sorusuyla bir nehir yazısına böylelikle başlamış bulunuyorum.

Robert Capa Türkiye’de

Robert Capa’nın anıları ve fotoğraflarından oluşan Hafif Flu kitabının Ankara’da yayıma hazır hâle getirdiğini kaç fotoğrafçı bilir? Robert Capa’nın The March of Time adlı film çekimi için Türkiye’de olduğunu ve Türkiye’de çekim yaparken ne kadar çok zorlandığını ya da? Yine Espas Yayınları’ndan Arda Altuntaş çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Hafif Flu, fotoğraf kitaplığında çok önemli bir yer kaplar. Bunu kendi adıma çok rahatlıkla söyleyebilirim ki fotoğraf adına okunabilecek en değerli kitaptır. Çünkü savaş fotoğrafçısı olan Robert Capa hakkında az da olsa fikir sahibi olabileceğimiz tek kaynaktır elimizdeki kitap. Bahsettiği anılarına tanık olmak ve bu tanıklığı fotoğraflardan seyretmek bambaşka bir deneyim yaşatıyor. Savaş sürecinde yaşadıklarını anlattığı ve o tarihlerde çektiği fotoğraflara yer verdiği Hafif Flu’da Capa’ya dair daha çok şey öğrenebilirsiniz.

“Kafayı, gözü ve kalbi hizalamak”

Henri Cartier-Bresson’nun bu meşhur sözünün nereden geldiğine bakmak için elimizde bulunan biyografisini okumak gerekir. Bu sözün öncesine doğru gittiğimizde nasıl bir deneyim birikimine sahip olduğunu gördüğümüzde şaşkınlığımız artıyor.

Fotoğrafı “kalp atışı”na benzeten sanatçının zorlu bir yaşam mücadelesini anlatan Pierre Assouline, 1994’te tanışır ve sonrasında ise hiç Bresson’nun hayatında olmaya devam eder. Bu süreci kayıt altına almasıyla birinci dereceden yaşam hikâyesini dinlemiş oluyoruz. Ara ara çatışmalar olsa da bu kitabın çıkmasındaki payı biraz da Henri Cartier-Bresson’a ait. Çocukluğun ilk günlerinden başlayarak ölümüne kadar olan sürecin anlatıldığı Henri Cartier-Bresson kitabı Aylin Ünal çevirisiyle kitaplığımıza kazandıran Espas Yayınları’na teşekkür etmek istiyorum. Özellikle yayınevinin editörlüğünü üstlenen Hüseyin Yılmaz’a. Kitaplığımızın fotoğraf bölümünde neredeyse okunacak kitap yoktu. Ancak son zamanlarda artan önemle birlikte fotoğrafa dair çalışmalar yapılmaya ve buna dair birçok çeviri kitap okumalarımıza dahil olmaya başladı. Elbette ki bir fotoğrafçı sadece fotoğrafla ilgili okumalara yapmamalı. Okumalarını diğer alanlara da yöneltmeli ve birbirini besleyecek farklı tür okumalarına da açık olmalıdır. Tekrar kitaba dönecek olursak sanatçının şu sözüyle bitirmek istiyorum:

“Yalnızca yaşamdan doğan fotoğraf beni ilgilendirir. Bakmanın keyfi, duyarlılık, duygusallık, hayal, insanın kalbinde yaşattığı her şey fotoğraf makinesinin vizöründe bir araya geliyor.

Bu keyif sonsuza kadar benimle olacak.”