“… Siz de biliyorsunuz ben pek de önemli biri değilim; ama bu durumdan hiç de pişmanlık duymuyorum. Tam tersine Krestyan İvanoviç; hatta doğrusunu söylemek gerekirse, pek de önemli biri olmamaktan gurur duyuyorum. Entrikacı biri de değilim – bununla da gurur duyuyorum. Gizli saklı değil, hiçbir oyun çevirmeden, gayet açık bir biçimde hareket ederim ve kime, nasıl zarar, hem de büyük bir zarar verebileceğimi bilmeme rağmen Krestyan İvanoviç, elimi böyle işlerle kirletmem. Bu anlamda ellerim gayet temizdir Krestyan İvanoviç!..
…İmalı sözlerden de hoşlanmam; ikiyüzlülüğe de tenezzül etmem; iftiradan ve dedikodudan tiksinirim. Maskeyi sadece maskeli balolarda takarım, insanların arasında dolaşırken değil…”

 

Dostoyevski’nin genel üslubuyla karşılaştırıldığında biraz daha farklı ve özel bir yerde duran “Öteki” yapıtıyla karşı karşıyayız. Dostoyevski bu sefer eserini olay kurgusuyla değil karakterin psikolojik dalgalanmalarıyla ilerletiyor. Karakterin bu duygusal dalgalanmalarını da bilinç akışı yöntemiyle işliyor. Daha şizofreni tanımının yapılmadığı yıllarda şizofrenik bir karakterle karşımıza çıkan Dostoyevski “Öteki Ben” anlamına gelen “Dvoynik” koyuyor eserinin adını.

“Chef-d’oeuvre”üm (Başyapıtım) diye bahsettiği kitabı sınıf farklılıklarının yarattığı psikolojik baskı sonucu kendinde bastırdığı ya da bastırmak istediği özellikleri taşıyan ikizini görmeye başlayan ve “öteki”yle çeşitli çatışmalara giren Bay Golyadkin’in ikilemli ve bazen korkutucu davranışları sonucu akıl hastanesine kapatılmasını anlatıyor.

Romanın daha ilk sayfalarında Bay Golyadkin’in anlaşılmaz düşünce ve davranışlarıyla karşılaşıyoruz. Nerede uyandığını bilmeyen, banknotlarını yüzlerce kez sayıp mutlu olan, gösterişli kıyafetler giyip kupa arabasına bindiğinde etraftaki tüm gözlerin kendisinde olduğunu ve hakkında konuştuklarını düşünen bir karakterin karmaşık duygularını görüyoruz. Bu karmaşık duygular içindeki Bay Golyadkin’in doktoru ile konuşmak için muayenehaneye gittiğinde kaygılı ve anlaşılmaz konuşmalarıyla beraber küçük bir sinir krizi geçirdiğine de şahit oluyoruz.

Bay Golyadkin’deki bu sıkıntılı psikoloji patronunun düzenlediği baloya davetsizce girmesi sonucu davetliler tarafından aşağılanması ve dışarı zorla atılmasıyla daha da karışık bir hal almaya başlar. Zaten karakterin kırılma noktası da budur. Bay Golyadkin balodan atıldıktan sonra köprüde kendini bilmez bir şekilde yürürken kendisine tıpatıp benzeyen bir adam görür. Daha sonra sıkça göreceği bu adam, tıpatıp benzemesinin yanında kendisi ile aynı addadır da. Benzerlikleri yüzünden ortaya çıkan karışıklıklar, öteki Golyadkin’in iş yerinde çeşitli kurnazlıklarıyla etrafındakileri etkisi altına alıp Bay Golyadkin’in yerini almaya çalışması da Golyadkin’in zaten karışık zihnini işin içinden çıkamaz hale getirir. Ortaya çıkan bu karmaşa, yazarın yan karakterleri de bu algıyı destekleyecek şekilde yönlendirmesiyle okuyucuyla daha da bütünleşir. Artık okuyucu da neyin gerçek neyin yanılsama olduğunu ayırt edemez. Ve Bay Golyadkin içinden çıkamadığı zihin karmaşaları sonucunda akıl hastanesine yatırılır.

Dostoyevski anlatımıyla karakterin psikolojisini okuyucuya öyle birebir yansıtıyor ki Bay Golyadkin’i çok iyi bir şekilde gözlemleme şansı buluyoruz. Karakterin davranışlarını açıklamadan, çevresindekilerin tepkilerini direkt vererek okuyucuyu da karakter kadar bir bilinmezin içine bırakıyor. Bu da kitap boyunca ilginin Bay Golyadkin üzerinde kalmasını sağlıyor. Dostoyevski’nin kendi ikizi ile mücadele eden bir şizofreni hastasını bu kadar başarılı aktarması hem büyüleyici hem de gerçekten ürkütücü.
Eserin adı “Öteki Ben” olmasına rağmen diğer Bay Golyadkin’i (yani ötekiyi) bu kadar detaylı okuyamıyoruz. Öteki, Golyadkin’in bilincinin derinliklerinden gelen, Golyadkinle alay eden, ondan yalnızca memur hiyerarşisindeki yerini değil, aynı zamanda kişiliğini de çalan, acımasız bir ikizin abartılı, itici bir hayali olarak kalıyor.

 

Dostoyevski’nin büyük beklentilerle yayınladığı bu eseri ağabeyiyle olan mektuplaşmalarından da anladığımız kadarıyla döneminde beklediği ilgiyi görmüyor. Eserinin üzerinde tekrardan çalışıp onu eşsiz bir hale getirmek istese de maalesef bu hayalini gerçekleştiremez. Eser döneminde yeterince ilgi görmese de eserin günümüzdeki yeri yadsınamaz. Edebiyat alanındaki etkilerinin yanı sıra “Öteki” sinema sektörünün de ilgisini çekmiş olacak ki “The Double” ismiyle sinemaya uyarlanmıştır. Bunun yanında “Fight Club” filmine de büyük bir ilham kaynağı olmuştur.