“İşçiler kendi ürettikleri arabayı Birleşik Devletler’de satın alabiliyorlar,” şeklinde reklamların yaygınlaştığı bir dönemde, 29 Bunalımı’nın ortaya çıkışı şok etkisi yarattı. Milyonlarca insan, mülkiyetsiz olarak uyanmış ve işsizlik had safhaya çıkmıştı. Krizin aniliği ve yıkıcı etkileri, insanlarda kandırılmış oldukları algısı uyandırdı. Gerçekleşenler bir kısa devreden çok, sistemin iflasını gösteriyordu. İşte Beat Kuşağı’nı yükseltenler, bu bunalım döneminin çocuklarıydı. Dolayısıyla sistemden, hakim ideolojiden, makyajlanmış Amerikan değerlerinden nefret ediyorlardı. Onlara göre sistemin içerisinde kurtarılmaya değer bir unsur bulunmuyordu. Sistem, reformlarla düzeltilemeyecek oranda deforme olmuştu ve bireysel kurtuluş bütün bu değerleri reddetmekten geçerdi. Bu reddediş felsefi açıdan Uzakdoğu felsefesiyle doğrudan ilişki içinde olmuştur. Beatnikler, Buda’yı ve meditasyonu Amerika’ya tanıttılar. Hayatın monoton ilişki setlerini sürdürmekten ibaret hale geldiği ve bireyin üretim ilişkilerinin devamlılığını sağlama adına bir araç haline getirildiği bir sistemde, psikolojik anlamda büyük yıkımların görülmesi kaçınılmazdı.

Zenginleşen Amerika’da alım gücü ne denli yükselse de, Amerikalılar pembe bir düşün parçası olmadıklarını, maddi alım gücünün mutluluğu satın almaya yetmediğini anlamaya başlamışlardı. Beat Kuşağı’nın gençlik üzerindeki etkisi bu arayıştan doğmaktadır. Beatnikler, gençliği özgürleştirdiler ve insanları kurgulanmış yaşam biçimlerinin ötesine davet ettiler.

Sonbaharı “Beat Kuşağı” ile selamlıyoruz.

Keyifli okumalar dileriz.