Bazen bu satırlara başlarken, bilinçli bir kitleye mi yoksa bir yaprak daha açıp yeni bir şeyler öğrenmek isteyen bir bireye yönelik mi yazmalıyım sorusu aklıma geliveriyor. Elbette her yazının kitlesi bir olamıyor. Ancak bunun biliniyor olduğunu belirtmek isterim.

Resim, insanların ilgisini çeken sanat dallarından bir tanesidir şüphesiz. Ağacı, bulutları, akıntıları, ahşabı, kömürü, elleri, ruhları, karanlığı… Bu şeyler, insanların resimlerde fark edip yöneldiklerinden, bulduklarından oldukça azı.

Üç Güzeller, Neşet Günal, 1951

Şimdi biraz bilgi kısmına girmek gerekiyor ki yazının başı bir yerlere bağlansın. Çok uzun yıllar evvel bu kesinliğe sahip olmasalar da şuan hayatımızdaki evlilikler, doğum günleri, ölüm günleri gibi şeylerin tarihleri kesindir. Ancak bunlar çok küçük bir alanı etkiliyor. Bir İtalyan Rönesansı dediğimizde, bunun koca bir Avrupa’yı etkilediğini biliyoruz. Yıllar içinde bir Alman bir Flaman Rönesansını tetiklediğini de biliyoruz. Ancak bunun kendine ait bir gününün ve saatinin olmadığını da kabul ediyoruz. Çünkü bir olay bir günde başlayıp bir günde bitemez. Bittiğini de ancak, etkilerinin tamamen yeryüzünden silinmesiyle ispatlayabiliriz. Fransız İhtilali de takdir edersiniz ki 18. Yüzyıla damgasını vurdu ve etkileri 19. Yüzyılda da süregeldi. Yani anlayacağımız silme işlemi bir hayli zor.

Üç Karakter, Fernand Leger, 1924

İtalya’nın ardından devrim yapan bir başka ülke de Fransa hiç kuşkusuz. Özellikle de 18. Yüzyıldan itibaren başlayan bir Fransız furyası var. Gerçekten etkileri çok büyük olmuş. Naif ve sosyetik bir resim gibi canlandırabileceğimiz Rokoko, Fransa’da büyümüştü mesela. Dominique Ingres veya Jacques-Louis David gibi Neo-klasik resmin öncülerine bakın, yine Fransa’dasınızdır. Anlayacağınız Paris önemli bir sanat başkentiydi ve çok uzun sürede tahtını korumuştur. Silmek zor demiştik az evvel. Fransız İhtilali 18. Yüzyıla damgasını vurdu. Bir gün içinde şimşek çakmış olabilir insanlarda; ancak bunun bir süreç olduğunu unutmak tarihe yapılacak en kötü muamelelerden biridir.

(sol) Çarmıha İsa, Jacques-Louis David, 1782
(sağ) Erkek Nü, Jean Auguste Dominique Ingres, 1801

Biraz yılları ileriye sarıp bizim kendi resmimize gelelim, yani Türk resmine. Az evvel okuduğunuz paragraflar yalnızca Neşet Günal’ın yetişmesinde önemli bir yere sahip olan Fransa için bir bağlama maiyetindeydi. Sizlere bir anda Fransa’dan bahsetmek istemedim yalnızca. Çünkü neden Fransa denebilir.

Fransa. Çünkü, 18. Yüzyıldan itibaren başlayan Fransız sanatçıların atağı Avrupa’yı oldukça iyi salladı. Hatta bunu yaklaşık olarak bir döneme koymak gerekirse İkinci Dünya Savaşı’nın ardından sanat merkezi yavaş yavaş Amerika’ya kaydı. Bu da demek oluyor ki Paris’in tahtına New York oturuyor. Bu zamana kadar Fransa herkes için bir cazibe merkeziydi. Unutmamalıyız ki Osmanlı’nın da açtığı ilk büyükelçiliklerden birisi Paris’tekiydi.

Jeune Fille a la Partition, Jean Metzinger, 1927

Türk resmine tekrar geri dönecek olursak, bugünkü Mimar Sinan GSÜ o zamanın Sanayi-i Nefise Mektebi öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunu Fransa’ya eğitime yollamıştır. Elbette Fransa’ya kadar giden sanatçılar farklı ülke sanatlarını da incelemekten geri kalmamıştır. 19 ve 20. Yüzyılın sanatçılarından Rodolphe Julian, Fernand Cormon, Jean-Leon Gerome, Andre Lhote, Fernand Leger, Jean Metzinger, Othon Friesz veya Albert Gleizes gibi isimler, Türk ressamlarımızın etkilendikleri ya da bizzat atölyelerinde eğitim aldıkları isimlerden bazılarıdır. En önemlisi, hepsi Fransızdır. Hatta Türkiye’ye çağrılıp bizzat akademide çalışan Leopold Levy bile Fransız bir sanatçıdır.

Dana’nın Ölümü, Neşet Günal, 1962

Asıl konumuzun başlığını teşkil eden Neşet Günal da bu Fransız sanatçılardan etkilenen, bizzat bazılarının atölyelerinde çalışan bir sanatçımızdır. Hem de figürleriyle oldukça önemli de bir yere sahip sanatçılarımızdan… Biraz giriş ve biraz gelişme tadında bir ilk kısım oldu. Onun hayatına ve Fransa ile olan etkileşimine de bir sonraki yazı da değinelim isterim.

 

Esen kalın…