Kolay ezberlenen, nakaratı bol şarkılar yerine, insanı, hayatı anlatan, soru soran, mevsimleri, duygu girdapları olan, yaşayan, beynin serotonin salımını çoğaltan, düşündüren şarkıları seçip yorumladı Işıl Yücesoy hep. Nasıl desem, harfleri, sözcükleri, notaları, es’leri renge, ışığa kavuşturan, benzersiz, sıra dışı, adeta ince duyarlıklarla ibrişimlenmiş o teatral (bana göre, gerçek Brecht tarzı) yorum. Yüreğimize nakşettiği geriye her defasında bir iz, bir sıyrık, bir akis, bir soluk, bir gölge, bir ışık, bir esin, bir şehrayin bırakan o yorum.

Güzdönümü fırtınalarına, nice hicranlara eşlik eden dahası tek bir kelimeye, bir notaya sığdırılan hayatlar. Duygularımıza, anılarımıza bir ses ve yankıdır Işıl Yücesoy’un şarkıları.

Bir yaşlı şarkı gibi ağırlığım
Rol yapamaz güçsüzlüğüm

Hani kimi şarkıları bir daha, sonra bir daha dinleriz. Her defasında farklı hisler yaşarız. Geçmişimizle, yarın ve bugünümüzle, kendimizle yüzleşiriz ister istemez. Kimi ödeşmeleri noktalarız. Kimi sevgilere “merhaba” deriz.

Hani yorumcu eserle kaynaşmıştır, arşiv değeri olan bir şarkıya daha imzasını atmış, yorumuyla o melodiyi çoktan sonsuzluğa eriştirmiştir.

Dedim ya, akla ziyan sözler yok bu şarkıda. Çistak, çistak haykırışlar da.

Birkaç yıl önce uzun bir röportaj için bir araya gelmiştik Işıl Yücesoy ile. Hayran kalmıştım; onun yanında oturmak, soru sormak heyecan, mutluluk vermişti bana. Sonrasında da bağımız hiç kopmadı zaten.

Ben sözümü söyleyip izninle,
Bu şarkıdan çekileceğim.
Bana sonrası güzel deme,
Belki de şimdi öleceğim…

Şimdi düşünüyorum da hep zırhsız savaşmıştı Işıl Yücesoy. Maskesi yoktu. Gözlerinin kenarında biriken gözyaşlarını kimseler görmemeliydi. Görmedi de. Göstermedi çünkü.

Kalbinin ve yüzünün karşısında sadece sorumlulukla, fedakarlıkla bağlandığı sanat vardı. İmaj ve slogan çığırtkanlığına hiç gönül indirmedi. Sahte, uyduruk unvanlarla işi olmadı.

İçindeki sonsuz ışık çakımlarını rollerine, şarkılarına yansıttı. Sesi gün geldi sürgün şehirlerin her taşına, her sokağına sindi. Ve her yorumladığı karakter ya da şarkıda, gerçek olanla hayali ve gerçeküstünü ustalıkla, zarafetle alaşımladı, virtüoz mertebesine ulaştı. O, Işıl Yücesoy’du.

Buraya kadar çalışılmış 

Sınavın en zor yerinde ömrüm …”

“İzninle”nin söz ve müziğini, ‘Fikret Şenes’in ardından hayatımın ve duygularımın ikinci sözcüsü’ olarak nitelelendirdiğim, Saadettin Dayıoğlu gerçekleştirmiş. Düzenlemeyi, Tansel Doğanay ve Can Hatipoğlu üstlenmiş. O harikulade fotoğrafları Burak Yener çekmiş. Ve Işıl Yücesoy yine öyle bir yorumlamış ki…

“İzninle” şiirsel gerçekliğin üstüne oturtulmuş bir şarkı, dediğim gibi aslında hepimizin şarkısı.

Ossi Müzik ve Hakan Eren’ e kalite scalası yüksek eserlerle bizleri buluşturmaya devam ettikleri için tekrar teşekkür ediyorum.