22 Mayıs akşamında Özge Midilli yönetiminde harikulade bir hareket tiyatrosu izledim. Kelimenin tam anlamıyla, soluk kesiciydi.

Her AN bir başka yüzleşme içinde buldum kendimi. Her AN anladım ki, soyağacımızda elem, isyan, umut, kırıklıklar, öfke, lanetli sevgiler var. Klarnet, çello ve kemençeden yayılan melodiler AN geldi gözyaşı ve yağmura dönüştü. Sonradan anladım, meğer hiçliğin karanlık sonsuzluğunda sadece bir ışık çakımıymış o AN.

“Zamanın başlangıcında, zamansızlığın ötesinde, bir olmanın kolay, saatlerin tanımlanmadığı ,eril olanın silah kuşanmadığı, dişil olanın memelerinden utanmadığı, bir bebeğin ana rahmine düşmediği zamanlarda yani zamanın başlangıcında…. Bereket yağdı gökten yetmedi, yetişmedi …Her fani diğerinden daha iyi yaşamalıydı bu bir yarıştı ve bu yarışı insanlık kaybediyordu. Bu kayıp suya yazıldı….”

Birden o AN’ı hatırladım yine.

Ne zamandı? Belki de önceki gün, ya da çoook uzun seneler önce, kim bilir? Sözcükler boğazımda düğümlendi. Bitmez tükenmez medcezirlerin arasındaydım. Alacakaranlık çöküyordu, kırmızı elmaya uzandım.

Semah Tuğsel, Tuğrul Arsever, Müge Çiçek, Ertan Kılıç ve Özge Midilli için ne söyleyebilirim ki zaten. Dorukta bir performans. Gerçek bir resital. Kusursuz bir sahne kullanımı… Zamanlama ve dinamizm mükemmeliyeti.

Işık tasarımı, görsel efektler ve müzik Özge Midilli’nin sıra dışı, etkileyici koreografisiyle mükemmel bir uyum sağlamış.

Efsanelerin hayat bulduğu sahnede Müge Çiçek, Tuğrul Arsever ve Semah Tuğsel tutkuları, isyanı, korkuları öylesine estetize ediyorlar ve ruhsal yaşam katıyorlar ki. Özellikle Arsever ve Çiçek’in elma ile gerçekleştirdikleri dans unutulur gibi değil. Sahne üstü eylemi olarak büyüleyici.

Neticede, ortaya dakikalarca alkışlanan, ustalık katında bir çalışma çıkmış.

“Müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanıyor,” diyor Özge Midilli. (O halde, Desiderius Erasmus gibi, ‘Deliliğe Övgü’ diyorum. Her zaman ve daima..)

“Aşk, birey olma, dinler giderek doğadan, doğal olandan kopuş ve tekrar doğaya karışacak olma gerçeğini anlatmaya çalıştım,” diye devam ediyor.

Gözümü kırpmadan, içimden keşke hiç bitmese diyerek neredeyse nefessiz izledim AN’ı.

“An” hiç kuşkusuz koreografisi, rejisi, özgünlüğü, yaratıcılığı, sıra dışı oyunculuk performanslarıyla 2018-2019 tiyatro sezonunun şimdiden en tartışılacak yapımlarından biri olmaya aday.