Müebbet hapsine çarptırıldı. Biraz önce. Kulakları uğulduyor. Salonda kaç kişiler bilmiyor. Karısının şişman bakıcısı da burada mı? Adresleri bulamaz ki o beceriksiz. Arkasına dönüp bakmaya yelteniyor. Ama gözleri 2 gündür yattığı tozlu odadan ötürü şiş. Pek göremiyor.

Müebbetteyken görmek ne kadar önemli emin değil zaten. Yaşı 72. İnsan 72’sinde ne suç işler… İşledi. Karısına götüreceği ilacı defalarca yanlış yazan doktoru, bir de reçetenin üstünde yazandan farklı ilacı veren eczacıyı öldürdü. Artık canına tak etmişti. İlk günden fark etmişti bu ihmalkarlığı ve onlar da fark etsin diye sabırla beklemişti. Sabır uzun süre kullanıma açık bir yeti değilmiş. Bu ona 72’sinde dank etti. Öldürdükten hemen sonra.

36 yıl içeride kalsa 106 yaşında çıkabilir. Ailesinin genetik mirasını düşünüyor. İçeride tıkıldığı süre boyunca onu tek kurtaracak şey bu mirasın varlığı değil aslında. Ama şu an sadece bunu merak ediyor. Zaten yaşı gereği aynı anda birden çok şeyi düşünemiyor.

Derken… aklı onu şaşırtıyor. Çünkü ta gençliğinde okuduğu fantastik romanlar hatırına düşüyor. Pardayanlar’a benzeyen bir roman. Adı mühim değil. Az buçuk hatırladığı karakter mühim. O karakter sihirli bir hükümdarlıkta hapse atılıyor. Tabii ki o da sihirli. Sihirli ne demek? Kendine dokunduğunda ömrü 7 yıl uzuyor. Kendinden ömür dilediğinde ise farklı ömürler elde ediyor.

Hakimin konuşmasının bitmesini iple çekiyor. Çünkü bu fikir onu çok heyecanlandırıyor. Mesela sol kulağına dokunsa, ki kulakları epey kepçe, farklı iki ömür elde etse, birinde hapiste örgü örmeyi öğrenebilir, ikincisinde 50’lerinde bir kadının peşine düşse… Ah öyle bir düşse ki, kadına elbiseler, fularlar alsa, onunla sinemalara gitse. Üçüncüsüne vakit kalmazdı aşktan. Çünkü bilirsiniz, erkekler bir kadın güzelse ve mis gibi kokuyorsa, başka bir şeyle ilgilenemez olurlar. Yine de üçüncüsünde de bol bol puro içmeyi isteyebilirdi. Evet bol bol. Çünkü muhtemelen erkenden ölürdü. Ama mühim değil, hastalığında karısı ona bakardı. O kadar evlenmiş o kadınla. Bakmalı. Zaten 3 hayatı var. Yetmezse iki kulağını birden de çekebilir. Bu da çocukluğunu armağan eder belki ona, kim bilir… Gerçi ninesinin dişlerini koyduğu bardakların köşe başlarında karşısına çıktığı o eve dönmek istemiyor.

Hakim önündeki defteri kapatıp son kararı açıkladığında zihninden yere düşüyor. Pat pat pat. Bu sesi sadece kendi duyuyor. P-at p-at. Ekosunu sadece kendi hissediyor.

Vücudu bir tost makinesi gibi göğüs boşluğunu sıkıştırıyor. Kalbi adeta bir kangal sucuk. Çünkü o da beklemek zorunda olduğunu fark ediyor. Roman kahramanının ve hayali ömürlerin onu sadece kısa aralıklarla oyalayacağını kabulleniyor. Minnettar mı tartışılır.

71,5 yaşında, doktor ve eczacının ihmalkarlığı, onun gözünü nasıl döndürdüyse, 72 yaşında hayatı yokuş aşağı giderken, yine de nasıl dengede kalınır kavrıyor. Tam o an kavrıyor. Elinden kayan onca şeye rağmen oyalanmanın önemini hatırlıyor.

Bu hatırlayış onu, aynı keşfi bilinçsizce yaptığımız 2 yaşına götürüyor. Pat pat pat. Bir kez daha zihninden yere düşüyor. Bu kez eko yok. Etrafa göz gezdiriyor. Kimseler yok. Hücresine getirilmiş. Sadece o kalmış. Zaman akmış gitmiş. Müebbet…

36 yılını sayısız ömürle geçireceği düşüncesinin onu, kanı donmuşçasına buz kesmiş ayaklarından başına, yine kavramasını sabırsızlıkla bekliyor. Gerçi biraz da sabırla bekliyor. Yoksa kendini de öldürür ama ne doktorla, ne de eczacıyla bir daha karşılaşmak istiyor.

*Kapak görseli: Meral Kuru