Yaz ayı tatil ve denizin habercisi olduğu kadar İstanbullular için aynı zamanda  dış mekanlarda yapılan kahvaltının da habercisidir. Güneş çıkmaya hava da ısınmaya görsün, dostlar aranır hemen bir kahvaltı planı yapmak için. Damağa da düşkünse eğer, öyle her yer tatmin edemez bazılarını. Semti de lezzeti de aynı anda özel yerler seçilir.

İstanbul’da sırf kahvaltıcılar üzerine kurulu sokaklar bile vardır, ancak Kadıköy’ün Çarşı ve Moda semtini kapsayan havzası kahvaltı yapmak isteyenler için birbirinden farklı lezzetleri ve de konseptleri içinde barındırır.

Önceliğim, kendi rotasını birkaç farklı mekândan aldığı kahvaltılıklar ve yan ürünleriyle Moda’daki herhangi bir çay bahçesinde finallendirenlere olacak.

 

Kadıköy’de Bir Küçük “Altınoluk”

Hava sıcak ve hafta sonu… Rotam Moda’daki bir çay bahçesinde yanımda getirdiğim ürünlerle kahvaltı etmek. Bizler kültür olarak şarküteri ürünleri olmadan kahvaltı edenlerden değiliz. İlla peynir ve çeşitleri, et menşeili şarküteriler  soframızın öznesi konumundadır. Kadıköy’e adımı atar atmaz kendimi çarşının Balık Pazarı diye tabir edilen bölgesindeki Altınoluk’da alıyorum. Balık Pazarı bölgesi birbirinden farklı şarkütericilere ev sahipliği yapıyor, ancak bunların içinde Altınoluk, hem özel bölgelerden/yörelerden getirdikleri hem de kendi harmanları ve üretimleri olan lezzetleri ile ilgi çekiyor. Mekânın işletmeciliğini yapan Uğur Bey ve Berna Hanım’ın müşterilere ilgileri kadar bu eşsiz lezzetleri bir araya da getirmeleriyle de önem arz ediyorlar. Berna Hanım’ın aile fertleri İstanbul’un eski önemli kasaplarından, sadece Altınoluk için özel bir kangal sucuk hazırlıyorlar. Uğur Bey de ayrı bir lezzet erbabı, maharetli elleri özel reçellerin oluşmasının neden oluyor. Yine Uğur Bey’in özel harmanı ile hazırlanan acuka mutlaka alınması gereken diğer buraya has bir lezzet. Bununla birlikte Kastamonu bölgesinden özel getirdikleri pastırması, Sakarya’dan kendileri için yaptırdıkları isli-cevizli ve isli-biberli peynirleri, Altınoluk bölgesinden gelen farklı yeşil-siyah zeytinleri ve  küçük şişelerdeki zeytinyağları, Erzincan’dan tulum peyniri ve Çanakkale’den keçi sütünden ezine peynirleri, Hatay’dan tandır ekmekleri ve küçük bahçelerden temin ettikleri çeri domatesleri ve salatalıkları  azar azar alınarak Moda’ya giden yolda bana kesinlikle eşlik edecekler ürünler. Üzerine de Uğur Bey ve Berna Hanım’ın güler yüzleri ve ilgileri buraya yine ve yeniden gelmeme baş nedenlerden.

Ancak, bu ürünlere özel yancılar da gerekli diyerek, Moda’dan evvel kendimi Bahariye Caddesi’ne atıyorum.

Kadıköy’ün “İnci”si

Şarküterilerimi aldım, ancak tabii ki yeterli değil. Yanına hamur işi ürünleri olmadan olmaz. Hafta sonu kahvaltısı dediğin de budur zaten. Bahariye Caddesi’nden Moda Havuzu tarafına doğru ilerlerken yolun sol tarafında 1958 yılından beri bu bölgenin incisi olan İnci Pastanesi göze ve mideye hitap ediyor. Pastanenin sahibi ve ustası, hala işinin başındaki Tevfik Amca (Tevfik Kaba), 12 yaşından beri bu mesleğin içinde. Ustası da abisi. Kasımpaşa’da başlayan serüvenleri, Karagümrük’te devam ettikten sonra 1958 yılında Kadıköy’deki şimdiki yerine demir atarlar.  O günden beri de  Tevfik Amca dümeni devralır.  İnci Pastanesi, haftanın her günü ve günün her saati tıka basa dolu.  Elbette Moda’ya kahvaltı yapmaya gidenlerin uğrak yerlerinin başında. Buradaki tüm ürünler taze olmakla birlikte oldukça da leziz. Ben, aldığım kahvaltılıklarımın yanına İnci’nin elde açtıkları hamurdan ıspanaklı böreğini ilk önce alıyorum, yanında da bir diğer tuzlu ürün cevizli-dereotlu poğaçası. Ancak, en sevdiğim iki özel ürünü sona bırakıyorum. Kahvaltı finalimi de İnci’den başka hiçbir pastanede bu kadar yumuşak, taze ve harikulade bir kremasıyla bulamayacağınız Alman Pastası ve de ancak Avusturya’da bu kadar güzelini yiyebileceğimiz Strudel tatlısını alarak yapıyorum. İnci’den Tevfik Amca’nın esprileri eşliğinden ayrılarak, Moda’daki  herhangi bir çay bahçesinde aldığım bu özel lezzetleri midemle buluşturuyorum.

Ancak bu birkaç yerden yaptığım alışveriş ile yapılan kahvaltı herkese uymayabilir, yorucu da gelebilir. Onları da düşündük mutlaka. Bunun için de üç farklı ve kendine has iki özel mekânımız da mevcut.

 

“İşimiz Gücümüz Menemen” Diyen Cemal Usta

Serasker Caddesi’nden Bahariye’ye doğru çıkarken hemen soldaki ilk sokakta, sokağın tamamını kapsamayan masalarda bir kalabalık dikkat çeker. Masalara göz attığımızda her masada menemenler sipariş verilmiş. Sokağın hemen solunda, küçücük, domates ve biberle dekora edilmiş vitrinin içinde Menemenci Cemal Usta’nın yeri burası.  Cemal Ağabey ve askerlik arkadaşı Müslüm Ağabey birlikte işletiyorlar bu küçük dükkânı, ancak büyükçe bir müşteri kitlesi var. Cemal Ağabey’e menemenden başka bir şey yok mu diye sorduğumuzda, dükkânın da sloganı olan cümleyi kuruyor “İşimiz gücümüz menemen!”.  Sabahın erken saatlerinde açılıyor mekân, akşam 20.00’de kapanıyor. Ancak hazırlıklar geceden başlıyor. Tuzla tarafındaki özel bir çiftlikten günlük olarak geliyor yumurtalar, domatesleri de Cemal Usta kendi elleriyle özel olarak seçip alıyor halden -Çanakkale domatesleri-. Trabzon Maçka’dan da tereyağ ve kaşar peynirini getirtiyor. Menüde birbirinden farklı menemen çeşitleri var. Öyle ki, cevizli, fıstıklı gibi çeşitler bile üretmişler, oldukça da ilgili görüyor. Ancak ben, damak tadım itibariyle kaşarlı ve kavurmalı gibi çeşitleri denedim. Küçük, bir porsiyonluk özel sahanlarda servis yapılıyor menemenler, isteyenlere ayrıca söğüş olarak salatalık, biber, domates de veriyorlar.  Hafta sonu oldukça kalabalık oluyor Menemenci Cemal Usta. Kadıköy’de kahvaltıcı mekanları arasında kendine has bir yer burası. Tek ürün kahvaltı tercihi olanlara ve özellikle de menemenseverlerin memnun kalacağı bir yer.

 

Bakery’de Devrim: Zapata Bakery

Adını Meksikalı devrimci Zapata’dan alan Zapata Bakery, dilimize de geçmiş olan “bakery” diye tabir edilen ekmek fırını/fırın ürünleriyle Moda’da kahvaltı yapmayı sevenlerin damaklarında devrim yapıyor.  Hamur işi ürünleri severler için soyadıyla da yaptığı işin hakkını veren ödüllü şef Hakan Özfırıncı, Zapata Bakery’nin reçetelerini hazırlıyor. Hakan Şef, Zapata için dört farklı ekmeği tatmamıza neden oluyor. İçlerinden özellikle Alman çavdar ekmeği lezzeti ve kalori hesabı yapanlar için bire bir. Permasanlı pişi de Zapata’ya özel bir ürün.  Kruvasan ise İstanbul’da yiyebileceğiniz bence en güzel kruvasan. Ayrıca, Zapata’nın İspanyol omletleri başlı başına bir kahvaltı ürünü.  Rize’den getirdikleri mısır unu, tereyağı ve peyniri ile yaptıkları muhlama da kahvaltınızın tek başına öznesi olabilecekte nitelikte.  Kendi yaptıkları ekmeklerden seçebileceğiniz sandviçler de kahvaltınıza eşlik edebilir. Menüde az ve çok olarak sipariş vereceğiniz serpme kahvaltılar da mevcut. Zapata size farklı tarzlarda yapabileceğiniz kahvaltı seçenekleri sunuyor. Bunlara ilaveten, kahvaltı dışında yiyebileceğiniz kendine has hamburgerlerini de söylemeden geçemeyeceğim.  Saint Joseph Lisesi’nin karşı sokağında yer alan Zapata Bakery, Caferağa şubesinin yanı sıra, yakın zamanda açılacak Moda burnu tarafındaki yeni mekanlarında da faaliyette bulunacaklar.

 

Sükûnet ve  Lezzet: “Pattis”

Kadıköy, son birkaç yılda açılan farklı mekanlarıyla dikkat çekiyor. Kahve mekanları bunların başında geliyor, bir de kahvaltıya ağırlık veren kafeler var. Moda bölgesine giden yol üzerinde ve ara sokaklarında bu yerlere sıkça rastlayabilirsiniz. Ancak, hafta sonu yoğun kalabalıklar içinden, daha sükûnetli bir yerde olmak ve aynı zamanda da Kadıköy’den çıkmak istemeyenlere, Bahariye Caddesi’den Yoğurtçu Parkı’na giden yolda Hasırcıbaşı Caddesi’nde kahvaltı ürünleriyle hem damağa hem de sükûnete sizi davet eden bir mekan var: Pattis.

Pattis’e Tuğçe Arslan ev sahipliği. Çalışma arkadaşlarıyla kolektif olarak kahvaltı severler için özel ürünler yapıyorlar.  İki kişi olarak gittiğimiz  Pattis’te, geniş bir serpme kahvaltı siparişi veriyoruz. Kahvaltılar gelmeden evvel, masamıza birkaç dilim ekşi maya ekmekleri, zeytinyağı ve Pattis’e özel tereyağı servis ediliyor. Burada tereyağına büyük bir parantez açmak istiyorum: Tuğçe Arslan, memleketi Trakya bölgesinden özel olarak, limon kabuğu ve taze nane parçalarıyla hazırlatıyor tereyağını. Bu özel iki tat, tereyağına harika bir “yaz” aroması katıyor, kahvaltılar gelmeden güzel bir girizgâh ile başlıyorsunuz “narenciyeli tereyağı”yla. “Çok Serpme” olarak aldığımız kahvaltı, her biri renk ve çeşit olarak görsel ve de estetik bir zenginlik katıyor masaya. Acuka ve reçeller -kivi reçeli, süt reçeli buranın özel reçellerinden- harika. Peynirler Trakya, Kars ve tel peyniri, çok leziz.  Kuru domates, jambon, mevsim yeşillikleri-meyveler, özel ekşi maya ekmekleri, bal-kaymak, zeytin tabağı, kuruyemiş  ve çay servisleriyle “Çok Serpme” kahvaltısı iki kişiye yetecek dolgunlukta. Pattis’de kahvaltınıza eşlik edecek bence iki özel lezzet daha var. Bunlardan biri sucuk. Yine Trakya bölgesinden özel hazırlattıkları sucuk, baharat oranı ve et kalitesi olarak özel bir ürün, sahanda servis ediliyor. Diğer ürün de Pattis’e özel “lavaş/ekşi maya üzeri omlet”.  Bu omletin, beyaz peynirli, kaşarlı-jambonlu, otlu peynirli, ızgara sebzeli-cheddar peynirli, patates, sucuk olarak çeşitleri mevcut. Biz otlu peynirli olanı denedik ve çok beğendik.  Genel olarak, mekânın ruhu, kahvaltıların kalitesi ve şahsına münhasır lezzetlerden oluşu, sükûnetli bir lokasyonda yer alması ve de Tuğçe Arslan’ın ağırlamasıyla Pattis, Kadıköy’de kahvaltı mekanları arasında tercih edilecek özel bir yer.