Anmak kelimesi, anlamını açıklamaya çalışırken zorlandığım kelimelerden birisi haline geldi babamın kaybından bu yana. Halbuki ne rahat kullanır, anarken görevimi layıkıyla yaptığıma ne çok inanırdım!

Hangi güzel özelliğini anlatmalıyım onu kaybettiğimiz bu saatte anabilmek için?

Anmak yetmiyor elbette. Öğrenmeli ve öğretmeliyiz Mustafa Kemal Atatürk’ü. Hem de en baştan. Doğum yılından başlayarak belki de… En baştan…

Çocuk sevgisini, şair Tevfik Fikret’e verdiği önemi, bilime ve iktidara dair düşüncelerini, sanata düşkünlüğünü mesela onun emriyle ilk Türk operasının bestelenmesini, yaptıklarını… Hepsini nakış gibi işlemeliyiz kelimelerimizde ve yine yeniden anlatmalıyız.

Bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 79. yılı.

79 yıldır değişip dönüşüyoruz ama onun değerlerini koruyabiliyor muyuz noktasında kuşkular içindeyim.

Bu sonsuz özlem içinde Mustafa Kemal’in güzel yüreğine ve keskin zekasına dair bir örneği Hulusi Turgut’un kaleme aldığı “ATATÜRK’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Hatıraları” kitabından aldığım bir parçayla sunmak istiyorum size.

“ATATÜRK hiç kimsenin gönlünü kırmak istemezdi. Tartışmalarda herkesin düşüncesine değer verirdi. Bazen istemeden de olsa tartışmanın hararetinden karşısındakilerin kırıldığını fark ettiğinde onların gönlünü almasını da bilirdi. Bu konu ile ilgili bir anekdotu her zaman yakınında bulunmuş olan Kılıç Ali’nin anlatımıyla dinleyelim:

‘Tarihle ilgili bir konu nedeniyle, değerli tarihçimiz Ahmet Refik ALTINAY kırılmış, kırgınlığını daha sonra ATATÜRK’ü üzecek biçimde açıklamıştı. Aradan kısa bir süre geçti. Dolmabahçe’deydik. ATATÜRK, gecenin ilerlemiş bir saatinde ‘Büyükada’ya gidelim.’ dedi. Büyükada’ya geldik. Yat Kulüp’te Ahmet Refik’i isteyince ziyaretinin sebebini anladık.

Daveti kendisine iletenler öylesine acele etmişlerdi ki üstat tıraş olmaya bile vakit bulamamıştı ve yakın geçmişte yaşanan olayı hatırladığı için biraz da endişeliydi.

ATATÜRK konuğunu ayakta karşıladı, yer gösterdi, iltifat etti ve onunla tatlı bir sohbete daldı. Gönlünü almak istediği belliydi. İçimizden biri, yanındakinin kulağına eğilmiş, ‘Şuna bak, tıraş bile olmamış’ deyiverdi.

Garip tesadüf, tam o sırada konuşmaları kestikleri için ATATÜRK de Ahmet Refik de bu sitemi duymuşlardı.

ATATÜRK elini konuğunun omzuna koyarak yüksek sesle:

‘Siz ona bakmayın üstat… O insanın yüzündeki kılı görür ama kafasının içindeki

hazineyi göremez.’ dedi.”

 

O, sıradan bir bedende ya da ruhta yaşamadı. İliklerine kadar hissetti yaşamı ve hakkını verdi. İstedi ki Türk insanı da hak ettiği gibi özgür, hak ettiği gibi mutlu yaşasın.

“İnsanlar, huzur ile, vicdan hürriyeti ile çalışmak ihtiyacındadır. Bu ise toplumu idare eden devlette ve hükûmette adaletin mutlak hâkim olmasıyla mümkündür. Bunu temin edecek şey, adliyemizdir. Bir memlekette adalet olmazsa, o memlekette anarşi var demektir, orada hükûmet yok demektir.” sözlerinin sahibi Atatürk, şüphesiz hayatının her anında hukuk devleti ilkesini inşa etmek üzere çalışmıştır.

Atatürk, birçok alanda Türk ulusuna öncü olmuş, onlar için bir yön çizmiştir. Ancak bunu yaparken asla tek tip bir doğru, tek tip bir anlayış benimsememiş, daima yeni ve Türk milletini ileriye taşıyacak düşüncelerin peşini kovalamıştır.

İşte tam da bu nedenle tam bağımsız ekonomi modelini benimsemesini “…askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun iktisadî zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılan zaferler yaşayamaz, kısa zamanda söner,” cümlesiyle açıklamıştır.

Ekonomik kalkınmaya odaklanan Mustafa Kemal Atatürk, para değerinin de istikrarına önem vermiştir. Türk milletinin yöneticisi olduğu günlerde enflasyonu daima dengede tutacak adımlar atmıştır. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında, sonrasında da Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde gereksiz ve karşılıksız para basımına müsaade etmemiştir. Ona önerilen dış ülkelerden borç almayı da ekonomik özgürlüğü ve dengeyi tehlikeye sokacağı için şiddetle reddetmiştir.

Atatürk’ün öngörülü bu adımları sayesinde Atatürk’ün yönettiği dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti’nde herhangi bir enflasyon problemi yaşanmamıştır.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini inşa ederken Türk milletini geride bırakan bütün unsurları geride bırakmaya karar vererek adımlar atmış, ileri görüşlülüğü sayesinde Türk milletini ileriye taşıyacak inkılaplara imza atmıştır.

Bu anlamda ‘ulusal dil’ kavramı üzerinde durmuştur. Öncelikli olarak Türk milleti ve Türk dili terimlerinin açıklaması üzerinde durmuştur. Ortaokullarda ders kitabı olarak okutulmak amacıyla Afet İnan imzasıyla yazılan ‘Vatandaş İçin Medeni Bilgiler’ kitabının ulus bölümünü bizzat Atatürk kaleme almıştır.

Atatürk, düşünce yapısının ve kişiliğinin oluşumunda birçok düşünürü, yazarı, şairi kendisine örnek almıştır. Bu aydın kişilerin başında da Tevfik Fikret gelmektedir.

Tevfik Fikret’in ölümünün üçüncü yılında, yanına aynı dönemin yazarlarından Süleyman Nazif ve Faik Ali’yi de alarak şairin müze haline getirilen evini ziyaret etmiştir. Müzedeki deftere hissiyatını belirten şu cümleleri yazmıştır:

‘ Anma ziyaretinde bulunmakla kıvanç duyan Fikret dostları’

Kendini ‘Fikret dostu’ olarak niteleyen ölümsüz liderimizin Tevfik Fikret’ı savunduğu da ilginç bir anısı vardır.

Mehmet Akif Ersoy’un ölümünde, ona resmi tören yapılmamasına bozulan bazı gençler, Atatürk’ kırgınlıklarını dile getirir. Atatürk, büyük bir dikkat ve hoşgörü ile genleri dinler. Bir süre düşünür çünkü bu gençleri kırmak istemediği gibi, onlara yol gösterecek bir şairi hatırlatmayı da vazifesi saymaktadır. Bunun yanında şüphesiz Mehmet Akif Ersoy da önemli bir kalemdir. Atatürk, bu gençlere kendini doğru ifade etmek ve onlara yol göstermek istemiştir.

-Gençler, sorarım size; bu milletin ve memleketin şan ve şerefle medeni dünya milletleri arasında yaşayabilmesi için lazım gelen her şeyi yazan, düşünen ve hayatını feda edenlerin başında kim gelir?

Gençler cevap verir:

-‘Hamit.’

-Hayır.

-Namık Kemal

-Hayır

-Ziya Gökalp

-Hayır, bilemediniz.

Ve Atatürk, gençlerin yüzlerinin içine bakarak büyük bir heyecanla ‘Fikret be çocuklar, Fikret be çocuklar.’ der.

Ona dair sayısız anı aktarabilirim. Sonsuz vatan sevgisiyle dolu dolu yaşadı ve öldü.

10 Kasım sabahında gözlerim dolu doluyken içimden geçenleri belki şöyle aktarabilirim: “Bir insanı sevmekle başlar her şey. O, bizi çok sevdi. Yüreğinizdeki Atatürk sevgisi asla son bulmasın.”

Edebiyat öğretmeni olmanın yanında çocukluk hayalinin peşinden emin adımlarla ilerliyor. Kendi platformunu oluşturarak dostlarını bir araya topladı. Dostlarıyla sanatın her alanında üretim yapıyor ve inatla yapmaya devam edecek. Saplantılı edebiyat takipçisi. Kimi zaman Kafka’nın böceğinin peşinde, kimi zaman Slyvia Plath’in kafasını soktuğu fırının içinde. Kimi zaman Dostoyevski’nin yarattığı ‘Öteki’ ile ilgileniyor. Ama en çok da bir ‘şair’in dizelerinin misafiri.