You’ve Got Mail (1998)
Nora Ephron’un romantik komedisi aslında Ernst Lubitsch’in 1940 yapımı filmi The Shop Around the Corner adlı filminin yeniden çekilmiş hali. Tabi ki The Shop Around the Corner‘da karakterler birbirleri ile mektuplaşırlarken You’ve Got Mail‘de Meg Ryan ve Tom Hanks e-mailleşiyorlar. Ayrıca Meg Ryan’ın canlandırdığı karakter Kathleen Kelly’nin kitapçısının adı “The Shop Around the Corner”. Bu da filmi resmi bir yeniden çekim haline getiriyor.

The Thing (2011)
Çok rahat modern toplum eleştirisi olarak okuyabileceğimiz The Thing, Antartika’da araştırma yapan bir grubun öldürdüğü şeyin formunu alan bir uzaylı(?) ile mücadelesini anlatıyor. Kimsenin kimseye güvenemediği bir çeşit “hayatta kalma” filmi anlayacağınız. 2011 yapımının da fena olmadığını söyleyebileceksek de 1982 yapımı Kurt Russell’lı The Thing‘in gerek yoğunluk gerekse oyunculuklar bakımdan daha izlenilesi olduğu bir gerçek. 2011 yapımı filmin yeniden çekim olduğuna elbette şaşırmadık fakat 1982 yapımı film de 1951 yapımı The Thing From Another World adlı filmin yeniden çekilmişidir.

Vanilla Sky (2001)
Tom Cruise’un pek beğenildiği Vanilla Sky, 1997 yılında çekilen Abre Los Ojos’un birebir aynısıdır. Öyle ki repliklerine kadar. Düşünülenin aksine Abre Los Ojos oyuncu kadrosunda Penelope Cruz ve Eduardo Noriega gibi oldukça tanıdık simaları barındırıyor. Şahsi görüşüm bu durumun Vanilla Sky’ı listemizdeki en garip filmlerden biri yapıyor zira Penelope Cruz her iki filmde de aynı rolle çıkıyor karşımıza. 2001 yapımı filmde yönetmen Cameron Crowe filmin psikolojik katmanını sıyırmış, ruh halini oluşturan ışık seçimi ve diyaloglar üzerinde epey oynamıştır. Abre Los Ojos varoluş felsefesini irdelerken Vanilla Sky ne yazık ki bu konuda başarısız kalıyor. Crowe ve Amenábar versiyonları arasındaki farkın yönetmenlerin uyruklarından da kaynaklanıyor olduğunu söyleyebiliriz zira Abre Los Ojos çok daha duygusal ve Akdeniz insanına hitap eden bir film.

Angst essen Seele auf (1974)
Fassbinder’ın en önemli eserlerinden biri olarak anılan Angst essen Seele auf bir dul ve genç bir Fas’lı arasındaki imkansız aşkı ele alır. Yönetmenin karakterlerin uyruklarının altını çiziyor oluşu 1974 yapımı Angst essen Seele auf‘a yepyeni bir katman kazandırırken filmin orjinali olan All That Heaven Allows‘un ırkçılık ile ilgilendiğini pek söyleyemeyiz. Acaba meşhur bahçıvan fantezisi All That Heaven Allows‘dan geliyor olabilir mi? Şaka yapıyorum ama bu filmde oynayan abimiz de bahçıvan rolünde. Sevgili Seda Tanus’un Angst essen Seele auf hakkında yazmış olduğu analizi buradan okuyabilirsiniz.

Chicago (2002)

2000’li yılların Moulin Rouge ile beraber en başarılı müzikallerinden biri olan Chicago‘nun yeniden çekim olduğunu tahmin etmek kolay. Zira eser, 1975 yılından beri Broadwayde sahne alıyor. Yine de şahsi görüşüm 2002 yapımı Chicago‘nun en başarılı uyarlama olduğu.

The Talented Mr. Ripley (1999)
Bir seri katilin psikolojisi ve etkisini anlatan film Patricia Highsmith’in aynı isimli romanından uyarlanmıştır. İlk uyarlama 1960 yılında çıkan ve başrolünde Alain Delon’un olduğu Plein Soleil’dir. Filmin 1999 versiyonunun tutarlılık ve jazz perdahlı müzikler açısından daha iyi olduğunu söyleyebileceksek de Plein Soleil, Tom Ripley’nin kaderi hakkında daha “kesin” bir sona sahip.

Oceans Eleven (2001)
Steven Soderbergh’in çektiği Oceans Eleven gerek oyuncu kadrosu gerekse senaryo olarak o kadar tutuldu ki, filmin modern bir “blockbuster” klasiğine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Filmin orjinal versiyonu 1960 yılında Lewis Milestone tarafından çekildi. Kadro tıpkı 2001 versiyonunda olduğu gibi dönemin yıldız oyuncularından oluşuyordu. Hatta kadroda Frank Sinatra bile var. Nitekim kurgusal yetersizliği yüzünden film çekildiği yıllarda pek ses getirmedi. Oceans Eleven’ın vizyona girdiği yıllarda erkek modasındaki etkisini anlatan analiz yazımıza ise buradan ulaşabilirsiniz.

A Fistful of Dollars (1964)

Sergio Leone’nin ikinci filmi olan A Fistful of Dollars, Akira Kurosawa’nın Yojimbo’sunun gayriresmi yeniden çekimidir. Leone ve Kurosawa isimlerini yan yana yazmanın bile heyecan verici olduğunu düşünürsek filmin spaghetti western algısını şekillendirmiş olması şaşırtıcı değil. Film Leone’nin Dolar Üçlemesi’nin ilk filmidir. A Fistful of Dollars’ı, For a Few Dollars More ve The Good, the Bad and the Ugly takip etmiştir. Dönem filmi olarak geçen Yojimbo gangsterler tarafından yönetilen bir kasabayı özgürlüğüne kavuşturmayı amaçlayan bir samurayın hikayesini anlatır. A Fistful of Dollars’ın tek farkı ise katanaların colt 1860 tipi silahlarla değiştirilmiş olmasıdır. Rashomon’dan tanıdığımız Toshiro Mifune’nin Yojimbo’da her zamanki gibi harika olduğunu filmi izlemeyi düşünenler için eklemek istiyorum.

Scent of a Woman (1994)
Aynı zamanda bir roman uyarlaması olan Scent of a Woman ilk olarak 1974 yılında Dino Risi tarafından çekilmiştir. Fakat mevzubahis filmin bizlerin bildiği 1994 yapımı Scent of a Woman’la neredeyse hiçbir ortak yanı yok. İki film de paraya ihtiyacı olan bir öğrencinin oldukça zor bir insan olan emekli Albay Frank Slate’e bakıcılık yapmasını ve birlikte geçirdikleri bir haftasonunu konu alır. 1974 yapımı daha karanlık ve yalınken 1994 versiyonu belki de Al Pacino’nun farkı ile çok ama çok daha duygusal. Nitekim film çekildiği yılda En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ının sahibi olmuştu.

Twelve Monkeys (1995)

Tüm zamanların en iyi bilim kurgu filmlerinden biri olan Twelve Monkeys’in uyarlanmış olduğu film listedeki diğer filmlerden biraz daha değişik. Twelve Monkeys Fransız fotoromanı olan La Jetée’nin yeniden çekimidir. Karanlık ve duygusal bir film olan La Jetée nükleer kıyamet sonrası yaşamı anlatır. Üçüncü Dünya Savaşını ele alan bir çeşit post apokaliptik eser diyebiliriz. Art arda konulmuş fotoğraflar ve seslerden oluşan bu filmin sadece bir sahnesi hareketlidir onda da karakterlerden biri göz kırpmaktadır. Materyali farklı olan bu iki filmin aynı atmosferi yakalaması iki yapımı da harika kılıyor. Terry Gilliam’ın Twelve Monkeys’i ise sinematografik açıdan muhteşem bir filmdir. İnsanlığı felakete sürükleyen bir virüsle zaman makinası yoluyla baş etmeye çalışan bir topluluğun eski bir mahkumu yedi yıl önceki bir akıl hastanesine yollamasıyla başlayan film retro-fütürist bir yaklaşıma sahiptir. Yalnızca Brad Pitt’in gözlerini fıldır fıldır döndürdüğü sahneler için bile izlenebilir.

Bonus: Metin Erksan’ın Şeytan‘ının The Excorcist‘in yeniden çekimi olduğunu biliyor muydunuz? Tabi ki biliyordunuz.

1995 yılında doğdu. İtalyan neorealizmi ve 40’lı yılların deneysel sinema anlayışı ile yakından ilgileniyor. Bahçeşehir Üniversitesi Fotoğraf ve Video bölümünde eğitimine devam etmekte. Fotoğraflarında çoğunlukla beden üzerine çalışırken bunun uzuvları parçalarına ayırıp teşrih etmenin bir yolu olduğunu düşünüyor.