Bir gün uyuyup daha güzel bir dünyaya gözlerinizi açmak istemez misiniz?

Tam da küresel olarak ekonomik, sosyolojik, politik ve daha birçok anlamda her şeyin günden güne kötüye gittiğini düşündüğümüz bu günlerde böyle bir teklifle gelseler cevabınız ne olurdu? Üstelik size bu teklifle gelen sınırları içinde yaşadığınız ülkenin yönetimiyse?

Söylendiğinde kulağa çok da fena bir fikirmiş gibi gelmiyor ilk etapta. Ya sevdikleriniz? Arkadaşlarınız, aileniz, kardeşleriniz? Ya onlar sizinle birlikte uyumayı kabul etmezse? Neden kabul etmesinler ki? Hem sevdikleriyle birlikte olmayı hem de içinde bulunduğu ortamdan çok daha fazla refah ve huzur içinde yaşayabileceği bir dünyaya kaldığı yerden gözlerini açmayı kim istemez?
Buraya kadar her şey yolunda gibi görünüyor olabilir. Fakat devletinizin size sunduğu bu “fırsat” maalesef bütün sevdiklerinizle birlikte uyuyup uyanabilmeyi sağlamıyorsa, yine de ister miydiniz?

Ülkemizde 1 Eylül’de “Yedinci Hayat” adıyla  vizyona giren, yönetmenliğini Tommy Wirkola’nın üstlendiği “What Happened to Monday” ilk sahneleriyle izleyicisinde kendini bu sorulara yanıt ararken bulma durumuna yol açıyor!

Film, distopik bir ülkede artan nüfusa ve buna bağlı olarak azalan ekonomik koşullara karşı önlem alınmasını sağlamak amacıyla  “Tek Çocuk Yasası” adıyla devlet eliyle uygulamaya konulan yasanın ne tür sonuçlara sebebiyet verdiği üzerine kurgulanmış. Bilim kurgu türündeki film aynı zamanda bir politik sistem eleştirisini de içinde barındırıyor ve son derece keskin bir biçimde yönetenler-yönetilenler arasındaki ilişkiyi de gözler önüne seriyor.

Geçtiğimiz yıl Captain Fantastic’te bir benzerine rastladığımız baba karakteriyle burada da karşı karşıyayız. Yedi kız çocuğuna sahip olan büyükbaba, kızlarını (devlet politikasına güvenmediğinden(!) olsa gerek) devlet tarafından hem zorunlu tutulan hem de asla karşı konulamayacak reklam kampanyalarıyla halka pompalanan dondurulmuş uykuya teslim etmek istemeyip karşılaşabilecekleri tehlikelerin üstesinden gelebilecek donanımla yetiştirmiştir.
Yedi farklı karakterdeki kardeşlerin her biri haftanın belli bir günü dışarı çıkacak fakat hepsi tek bir kişiymiş gibi davranmak zorunda kalacak!
Çünkü devlet yönetimin zorunlu kıldığı “Tek Çocuk Yasası”nın getirmiş olduğu “dondurulmuş uyku”dan kaçabilmenin tek yolu bu!
Babanın yapmış olduğu bu plan uzun yıllar işe yaramış ve yedi kardeş yetişkin birer kadın olarak hayatlarına devam edebilecek yaşlara gelmişlerdir.

Peki ya sonra?

Sonrasında yaşananlar filmi izlerken birçok konuda kendimizi, hayatımızı ve hayatlarımızdakileri sorgulamamıza neden oluyor! “Her şey çocukken güzeldi!” cümlesi birçok durum için duymaya alışık olduğumuz bir cümleyken bu film için de geçerliliğini koruyor. Yedi küçük kardeş  birbirinden bütünüyle farklı yedi kadına dönüşüyor! Devleti “kandırmak” üzere babaları tarafından kurulmuş olan oyun bir yerde sekteye uğruyor ve asıl gerilim bu noktada başlıyor!

Film boyunca bahsi geçen yedi kardeşle empati kurarak kendimizi kardeş mi birey mi olabilmek gerekir diye düşünür; sadakat, güven, cesaret, vefa, hırs, güç, fedakarlık gibi pek çok kavramı yeniden sorgularken buluyoruz.

Dahası günümüzde doğal ve ekonomik kaynakların giderek azaldığına dair söylemler artmışken bir çeşit nüfus planlaması yöntemi olarak ortaya atılan “Tek Çocuk Yasası”nın uygulanabilirliğini düşündürürken, devlet politikalarının gerçekten de vatandaşların menfaatleri doğrultusunda gerçekleştirilip gerçekleştirilemediği konusunda da film aslında çok da yabancısı olmadığımız bilinenleri bir tokatmışçasına yeniden yüzümüze vuruyor!

Filmin sonlarına doğru Nicolette Cayman karakterinin yaptığı bir konuşmada sarf ettiği “İçinde yaşadığımız, doğup büyüdüğümüz bu topraklardan başka gidebilecek hiçbir yerimiz yok; bu topraklarda da rahat ve refah içinde yaşayabilme ihtimaliniyse sonsuza dek kaybettik!” cümlesi izleyenleri bir kez daha ters yüz ediyor!

Yedinci Hayat gerilim, aksiyon ögeleriyle dolu bir bilim kurgu filmi olarak izleyenleri devlet politikaları ile devlet ve vatandaş ilişkisini bir distopya içinde oldukça başarılı bir biçimde anlatıyor.

Vizyondan kalkmadan tavsiye olunur!