Kitaplar, birilerini hep rahatsız etmiştir. Kendi düşüncelerinin tezahürünü mü görürler, kendilerine yasakladıkları şeylerin yapılabilirliği mi rahatsız eder, dünyanın binbir halinin -ki bu çoğunlukla acı, şiddet ve üzüntü demektir-  gözlerine sokulmasından mı rahatsız olurlar tam bilemiyorum. Belki hepsi,  kesinlikle çok daha fazlası ve daha neler neler…

Niye başladım bu yazıya ben? “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu. Ama biz fark etmedik” de o yüzden. Bir süredir yine kitaplar üzerinden delilik seviyesine varan bir toplumsal histeri başladı, bu biraz beni tetiklemiş olabilir. Birisinin bir videosu ortaya çıkarıldı, daha basılmamış bir kitabın basımı durduruldu. İçimden şunu dedim, “Yahu basılsaydı da almasaydık. Alsaydık da yerden yere vursaydık. Okusaydık da yazara gel kardeşim şunu bir tartışalım deseydik.” Benim iç sesimden başka daha da anlamlı başka eylemler bulacaklar vardır elbette. Ama kitap basılmadı, şanlı ülke tarihi başarılarına bir tanesini daha ekledi. Ve evet yazarın bilmem kaç yıl önce yayınladığı video benim de bir değerime dokundu. Ama bu benim değerim, herkese dokunacak diye bir şey yok. Bir de acaba o seneden bu seneye yazarın düşüncelerinde, ifade ediş biçiminde ne değişiklik olmuştur diye merak ettim. Amannnn, ben de ne incelerden, kenarlardan düşünüyorum. Bunu geçtim gitti!

Tam unutmaya gönüllüydüm ki bir başka furya başladı. Yürekleri dağlayan ve hepimizin en insan kalabilmiş yanına bıçak saplayan bir olay gerçekleşti. Nicedir çocuklara dokunmayın diyoruz. Ama nasıldır bilemem benim uzmanlık alanım değil, dünya durduramıyor o insanlıktan çıkma halini, yine bir vaka oldu. Bir acıdan ders çıkarmak kadar değerli bir şey yoktur hayatta. Neden oldu, olmaması için ne yapabiliriz, bilim ne der, adalet sistemi yeterince çalışıyor mu, bir toplum mühendisliği yapılacaksa sosyoloji burada çalışır mı, psikoloji, psikiyatri bir el atar mı bu suçu işlemeye meyillilere destek için, konuyu gündeme getirecek, aileleri bilinçlendirecek kitaplar yazılabilir mi diye düşüneceğimizi, tartışacağımızı düşünmek istedim. Öyle olmadı! Lanetledik, infiale geldik, sosyal medyada hayali atlarımıza atlayıp olmayan muhataplara karşı dörtnala gittik.  Sherlock Holmes dikkatinde birisinin kartal gözleri ve üstün araştırma yeteneği yayıncılığın diplerinden –kibar davranıyorum, çöplük de diyebilirdim- bir kitabımsıyı bulup çıkardı. Basıldığı yayınevini hiç bilmem, yayınevi midir ondan da emin değilim – bunu da bir ara tartışalım isterim; yayınevi nedir, ne değildir-  yazarının adını da duymuş değilim ki iyi okurum. İşte bu acar dedektifimiz o kitabı bulmuş, okumuş, bir bölümünü alıp ortalığa saçmış. Metni okudum, hatta o bölümünü okudum. Mesleki hastalık olarak bu bölüm metin içinde bir anlam ifade ediyor mu diye baktım, dilin nasıl kullanıldığını, üslubun ne yapmak istediğine baktım. Bir şey ifade etmiyor, olmasaydı da olurdu.  Şiddetin, cinselliğin, acının, hezeyanın, mutluluğun ve bazen karakterin bir yolda yürümesinin metin için gerekli olup olmadığına bakar editörler. Eğer metin bunu istemiyorsa, karakterler direniyorsa yazara sen kendini ya da bir hayalini zorla sokuşturuyorsun denir, ben bazen biraz daha ileri giderim bunun pornografisini yapmışsın derim. Benim değerlendirmem bu kitapta böyledir; acemi işidir, kötü yazarlıktır, infiali yaratmaya yöneliktir.  Yazarlık çoğunlukla hiçbir şey söylemeden çok şey söylemedir. Çok göze sokmak istiyorsan kendine, kalemine, okura güvenmiyorsun demektir ya da ucuz ve kolay yoldan ünlü olmaya çalışıyorsundur.

Peki, yazarken neleri gözetmeli yazar; kendi kalemi ve hikâyesi dışında hiçbir şeyi. Net fikrim bu!  Toplumlar, siyasi erkler binbir çıkar gözetir. Onlara uyarsan kitap, film, resim, heykel yasağından geçilmez. Alis Harikalar Diyarında Çin’de yasaklanmış mesela, çocuklar hayvanlarla eşit ilişki kurabilir bu kitap yüzünden gerekçesiyle. Bülbülü Öldürmek ırkçılık yaptığı için yasaklanmış, buna inanabiliyor musunuz? Sait Faik ve Adalet Ağaoğlu’nun birer kitabı da silahlı kuvvetlere hakaretten yasak yemişti bir dönem. Madame Bovary, aldatmayı teşvik etmekle suçlanmıştı.  Boyalı Kuş müstehcen bulunmuştu. Decameron ülkemizde doksanlı yılların sonuna doğru bir ara yasaktı, elbette cinsellik içerdiği için. Siyasi olarak yasaklananları aktarmaya ise bu sayfa yetmez.

Peki, neyin yayınlanıp yayınlanmayacağına kim karar verecek? Öncelikle yayınevi. Kendi politikasına ve metnin edebi değerine göre bir karar verecek. Bunu beceremiyorsa bir süre sonra batacak gidecek. Okur ise yayınevinden daha etkili bir kurul. Almıyor, alıp kenara bırakıyor, okuyor beğenmiyorsa o yazar da ortadan kayboluyor, bir daha kalem oynatamaz hale geliyor. Elbette daha iyisini yaparım ki ben deyip çalışanlar istisna. Hadi bunu da burada söyleyeyim, yazarlık ilham değil çalışma işidir. Tekrar baştan başlamaya gönlünüz yoksa bu işe soyunmayın derim ben.

Peki, o kitabı bulduk, yerden yere çaldık, mahkeme kapılarına gönderdik, işimiz bitti mi? Hayır! Madem birisi bu neye hizmet ettiği –edebiyat olmadığı kesin- kitabı buldu, ben neden daha iyisini bulamayayım diye düşündü birileri de. Eldeki kitapların sayfaları karıştırıldı, ya ben şuna nereden çakarım diye düşünülen yazarların kitapları gözden geçirildi, Google’da kitap alıntıları araştırması yapıldı ve bulundu! İki kadın yazarımız da bu konu hakkında kalem oynatmıştı. Onlar da afişe edildi, çaktırmadan hedef gösterildi, mahkeme kapılarına gitmeleri için dualar edildi. Dahasını da bekliyorum, iyi araştırmacılar bunları da ortaya çıkaracaktır!

Birkaç paragraf yukarıda 90’larda yasaklanan kitaplardan bahsettim. O dönem ilginçti, ben bir kitabevleri zincirinde yöneticiydim.  Ateşe minik odunlar atarak sönmemesi sağlanıyordu. 80’lerden yeni çıkmıştık, özgürlük rüzgârı esiyordu ama toplum/erk kontrolü elden kaçırmak istemiyordu. Bu milli değerlerimize dokunuyor, şu çocuğumun ahlakını bozuyor, bunu da benim canım istemiyor diye gelen her şikâyetle yasaklanan kitabın yanına on tane de fikir suçlusu ilan edilen yazarların kitapları ekleniyordu. Velhasıl her gün polis üzerinde “yasaklanmıştır” yazılı bildirimler bırakıyor, biz de raflardan kitap topluyorduk. Biz satamıyorduk elbet ama el altından satan küçük yerler, korsan tezgâhları bu işten iyi para kazanıyorlardı. Çünkü yasaklanan kitap daha çok okunmak isteniyordu. Arada ne beş para etmez metinlerin binlerce sattığını görmüşümdür.  Bugüne gelirsek bu infiallerin bir sansür kuruluna doğru gittiğini, bir yasaklar zinciri daha oluşturacağını düşünüyorum. Daha da reklamını yapmamak için o metnin adını anmıyorum. Hepiniz öğrendiniz zaten. Onu da savunmuyorum, diğer yazarları da… Hepsi kendini savunabilir ya da sessiz kalıp bu furyanın geçmesini bekleyebilir. Kendi kararları, kendi bedelleri, kitaplarının kaderleri… Ben edebiyatı, kitapları savunuyorum. Kendinizi bacağınızdan vurmayın diyorum, bakın o sosyal medyada yazdıklarınızdan da davalar açılıyor, yasaklar getiriliyor unutmayın diyorum. Wikipedia kaç senedir yasak bu topraklarda…

Bir de… O minik kızın hakkını nasıl arayacağız, adalet nasıl tecelli edecek, ailesine nasıl destek verilebilir diye düşünüyorum. Kitabın adı ezberlendi ama Ecrin’i hatırlayan var mı?