Elbette ki bir seyahate çıkıldığında plana uymaktan güzeli yoktur fakat rastgele şeylerin güzelliğinin tadını vermez nedense bizlere. Radyoda rastgele denk geldiğimiz en güzel şarkının hissettirdiği o ilkbahar tadını vermez listeden seçip açtığımız şarkılar.

İstiklal caddesine attığım bilmem kaçıncı adımda henüz günümüzde Yapı Kredi Kültür Sanat binasının bulunduğu nokta inşaat alanıydı. Geçtiğimiz günlerde bir yere gitmeyi planlarken anında fikir değiştirerek “Hadi İstiklal Caddesi’ne gidip umarsızca binalara bakalım” diye yollara düştükten sonra Yapı Kredi Kültür Sanat’a da uğrama kararı aldık, bizi kendisine çeken bu egzotik tasarıma karşı koymazdık ya.

Yapı Kredi Kültür Sanat’ın girişinde bizleri buram buram kalite kokan bir yayınevinin kitaplarının yer aldığı yüksek tavanlı, asma katlı bir kitabevi var. İnanın oldukça etkileyiciydi, okumaya yetişemediğimden kitap almamaya ant içtiğim şu günlerde elim yine kitaplara gitti.

Kitabevinin girişinin solunda beş katlı ana binaya giriş var. Merdivenlerinin ve camlar ile sarmalanmış cephesinin oldukça modern bir etki kazandırdığı yapının ilk katında bankanın koleksiyonları yer alıyor. Bu koleksiyonlar içinde Bizans dönemi sikkeleri oldukça ilgimi çekmişti. İkinci ve üçüncü katında yer alan sergi alanlarına sonradan değineceğim zira günümüzde gerçekleşen “Sarmal” adlı sergi üzerine biraz laflayacağız. Dördüncü katında bir salon, beşinci katında ise oldukça geniş bir kitap skalasına sahip olan bir kütüphane yer alıyor. Bana kalırsa bir Kültür Sanat Merkezi olarak işlev gören bu binanın tasarımıyla birlikte Beyoğlu’nda oldukça ilgi toplayıcı bir şekilde yükseliyor.

Salt Galata’nın ardından bir Antalya’lı olarak İstanbul’da beni kendine en çok çeken Kültür Sanat merkezi işlevi gören yapılardan biri de Yapı Kredi Kültür Sanat oldu. Bana kalırsa yurtdışındaki kültür sanat yapıları ile Türkiye’de yer alanları karşılaştırmak bir noktada yanlış oluyor çünkü bu yeterli alanı ve imkanları sağlamayı gerektiriyor. İstiklal Caddesi’nin tam merkezine kondurabileceğiniz yapıların nitelikleri elbette sınırlandırılmış olacaktır.

Gelelim Sarmal’a.

Bü yü len dim.

Yapı Kredi Kültür Sanat’ın açılış sergisi olan bu sergi beni tam anlamıyla büyüledi çünkü oldukça beklenmedikti, hem yeni sanatçıları keşfetmemi sağladı hem de çok beğendiğim eserleri çıplak gözle görmemi sağladı. Üstelik ülkemizdeki sanatsal aktivitelere dair bakış açımı değiştirmemi sağladı fakat öncelikle sergiden bahsedelim biraz.

13 Eylül’de sanatseverler ile buluşan sergi yıl sonuna dek ziyarete açık olacak. Dr. Necmi Sönmez bu serginin küratörlüğünü yapıyor. Sergi toplamda 403 eserden oluşurken Bizans sikkeleri ile Osmanlı sikkelerinden tutun da Aliye Berger ve Osman Hamdi Bey eserlerine dek uzanan, geniş bir skalaya sahip. Yalnızca resim, heykel ya da el sanatları örnekleri değil çeşitli fotoğraf seçkileri de yer alıyor. Abidin Dino, Aliye Berger, Osman Hamdi Bey gibi değerli sanatçıların eserleri beni öyle büyüledi ki… Özellikle Berger’in eseri önünde uzun dakikalar geçirdim, su gibi akıp giden renklerin içinde kaybolurcasına.

İşin ilginç yanı da, bu serginin çeşitli etnik noktalara dek uzanabiliyor olması. Sergide Estergon Kalesi’ne ait bir sancak bulunuyor ve dikkatli incelediğinizde ise sancağın güzelliğine, deformasyonlarına ve nasıl sanat eseri haline dönüşebildiğine hayret ediyorsunuz.

Ve elbette İlhan Koman’ın Akdeniz adlı eserinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Oldukça büyük bir kütleye sahip eser Meryem Ana gibi sizleri sarmalamak istercesine açmış kollarını ve sizleri davet ediyor keşfetmeye. ‘Deniz ayaklanıp dile gelse söyleyeceği şey ne çoktur!’ diye düşünmeden edemiyorsunuz heykeli izlerken. Ve sergi salonunun içinden de izleyebildiğiniz bu eser o kadar çok boyutlu ki, her açıdan baktığınızda ruhunuzda yarattığı dalgalanma ile aklınızı şaşırtıyor. Tek kelimeyle “büyüleyici” olarak nitelendirebilirim.

Üstelik ziyaretin ücretsiz olması ve yapının İstiklal Caddesi gibi kozmopolit bir noktada konumlanıyor olması da aslında sergiyi erişilebilir kılıyor. Böylece her çeşit insan, çeşitli sanatçıları keşfetmek için Yapı Kredi Kültür Sanat’ta buluşuyor. Öyle ki ev hanımları, ortaokul öğrencileri, işten çıkıp bir nefes almak isteyen İstanbullular ve elbette benim gibi böyle sergilerle karşılaşabilmek için can atan kent yabancıları…

Sanatsal etkinliklerin bir de bu yanı var ki aslında işin en can alıcı noktasıdır; Her telden insanı tek bir amaç uğruna aynı noktada toplamak. Savaşlar da öyle değil midir, farklı hayatları yaşayan farklı ideolojilere kendini adamış insanlar tek bir noktada tek bir amaç için toplanmaz mı? Sanat da bilinç üzerine yapılan bir savaş değil midir aslında? Bu tarz sorular kafamda dolanırken gözlerimi Aliye Berger’in “Güneşin Doğuşu” adlı eserinden gözlerimi alamadım. Çünkü aslında aynı renkleri taşıyorduk üzerimizde; ben kalkmış Antalya’dan İstanbul’a gelmiştim, o ise 1950’lerden bu yana taşımıştı kendisini bir o yana bir bu yana; sonunda bir kültür sanat merkezinin ikinci katında buluşmuş ve bir bütün olmuştuk sanki, içimdeki his buydu gerçekten de.

Bana o günden anı kalacak olan, çektiğim tüm fotoğrafları yaptığım küçük bir hata nedeniyle kaybettiğime mi üzüleyim yoksa o kapıdan uzunca bir süre daha geçemeyeceğime mi üzüleyim bilemedim fakat sizlere tavsiyem; Keşfedin!

1996'da Antalya'da doğdu. İlk kez "Büyüyünce ne olacaksın?" Dediklerinde "Yazar!" Diye cevap verdi, o günden sonra verdiği bu cevap da hiç değişmedi. Sanatla iç içe büyüdü, sanatçı olmak istedi. Sanatçı olamayınca, sanat tarihçisi olmak istedi. Şu anda Akdeniz Üniversitesi'nde Sanat Tarihi eğitimi alıyor ve elinden geldikçe yazmaya gayret gösteriyor.