Georg Buchner’in “Woyzeck” oyunundan, Burak Han Keyif’in başarıyla uyarlayıp yönettiği “Woyzeck Açısı” mutlaka izlenmesi gereken bir yapım.

Kimileri için gerçek bir “nihilizm tragedyası” olarak tanımlansa da Georg Buchner’in ifadesiyle “açık bir yara”dır Woyzeck. Kanamalı, ufunetli bir yara. Üst kimlikler tarafından sürekli yargılanmış, itilmiş, ötede kalması istenmiş, para uğruna laboratuvar tecrübelerinde kobay olmayı kabullenmiş, hayatında sahip olduğu tek “sevgi nesnesi” Marie tarafından ihanete uğramış genç bir adamın çıkışsızlığı, acılarla dolu bir trajedidir artık. 

Eril yetke ve duygusal / fiziksel /sınıfsal şiddet karşısında umarsız bir av iken birden amansız bir avcıya dönüşür. Kurban katildir. Katil yine kurban.

Hedone Art’ın bu sezon sahneye taşıdığı “Woyzeck Açısı” tüm yönleriyle yansıtıyor Woyzeck’i. Yaşadığı iç sarsıntılar, fiziksel ve duygusal anlamda maruz kaldığı eril şiddet, yüzbaşı ve karakterler üzerinden çok güzel yansıtılmış.

Oyunda Woyzeck’in şizofreniye giden yolu adım adım işlemiş adeta.

Enfekte edilmiş bir ruhun anotomisinin reji, kurgu ve oyunculuklarla, nasıl başarılı bir biçimde inşa edilişine tanıklık ediyor izleyici.

Alpaslan T.Karaduman’ın soluk kesen koreografisi, Yasin Gültepe’nin ışık ve dekor, Dilek Kaplan’ın kostüm ve Emrehan Taştemel, Perit Jan’in ses ve efekt, Hande Canlı’nın etkileyici afiş tasarımı “Woyzeck Açısı”na çok şey katmakta.

Hayalle gerçek iç içe geçmiştir artık. Bir yanda yüzbaşı, bir tarafta Marie ve haftalardır sadece bezelye ile beslenen Woyzeck.

Burak Han Keyif ” Woyzeck Açısı ” nı şöyle yorumlamakta :

Kişinin, kişisel alanı dışında başka hiçbir şeye net olarak odaklanmaması ve görememesidir gerçekte. Aynı durumda, şizofreni, bipolar, psikoz yaşayan hastaların kendi hayal dünyalarında kaybolmalıdır.”

“Woyzeck Açısı” her şeyden önce kusursuz bir performans oyunu, sahne düzeni, oyunculukları, rejisiyle Woyzeck’in ve diğer tüm karakterlerin duygusal durumları başarıyla estetize edilmiş. Eserin derinliği belli bir perspektif bütünlük ve uyum içinde izleyiciye ulaştırılmış. Emeği geçen herkesi kutlarım.

Geçtiğimiz hafta beğeniyle izlediğim “Woyzeck Açısı”nın ardından, eseri uyarlayan ve yöneten Burak Han Keyif ile küçük bir söyleşi yaptım. Konu ” Woyzeck ” olunca laf lafı açtı. Ben sordum. O anlattı.

Pınar Çekirge: Geçtiğimiz sezon “Sokrates’in Son Gecesi” ndeki başarılı reji denemenin ardından bu defa “Woyzeck Açısı” ile yine başarılı bir çalışmaya imza attın. Neden ” Woyzeck ” diye sorsam…

Burak Han Keyif: Öncelikle, belirteyim “Sokrates’in Son Gecesi” oyununun böyle hatırlanması gurur verici, oradaki arkadaşlarımın emeği yadsınamaz bir boyuttaydı. Biz HedoneArt olarak her daim rahatsız olduğumuz konular üzerine eğilip mümkün olduğunca objektif bir yerden bakabilmenin çabası içindeyiz. “Woyzeck” yarım kalınmışlığın metni, günümüzde bunca cinayet haberlerinden sonra bu şahısların normal olmadıkları kanısındayım. Aslında hepsi birer Woyzeck ve gerek hastaneye kapatılarak gerekse tedavilerle onlara yardım eli uzatılmak zorunda, çünkü o şahısları o hale getirenin toplum olduğunu düşünüyorum. Bugün aile içi gibi görünen her tartışma felakete sürükleniyor ve toplum bu konuda kayıtsız kalıyor ama tuhaftır ki bu durumu o boyuta taşıyan yine toplumun önyargıları ve ahlak anlayışları oluyor. Biz de bu konuda bir söz söylemek istedik ve onca metin arayışından sonra “Woyzeck”te karar kıldık.

Pınar Çekirge: “Woyzeck” doğru hatırlıyorsam iki ya da üç sezon önce de sahneye taşınmıştı, yeni bir replace başta tedirginlik yarattı mı sende?

Burak Han Keyif: Hem de nasıl… Dünyada ve ülkemizde çok fazla sahneye taşınan bir metin “Woyzeck”. Hele ki Büchner’in metni tamamlamak için ömrünün yetmemesi, çoğu yönetmen için boy gösterme yarışına dönmüş durumda. Hatta bazı yönetmenler “Woyzeck’i, bir çeşit “eşik” olarak görmekteler. E haliyle, bunca deneyimli yönetmenin bile en az iki kez düşündüğü metin, beni daha fazla düşündürdü. Sonuçta açık hedef… Herkesin bu metinle ilgili iyi veya kötü bir fikri var, bu da riskli bir seçim.

Pınar Çekirge: Woyzeck, Marie, yüzbaşı ve diğer karakterleri sahneye taşırken zorlandın mı?

Burak Han Keyif: Aslında bu konuda oyuncu arkadaşlarımın büyük bir özverisi var. Başta Kanbolat Görkem Arslan olmak üzere tüm oyuncu arkadaşlarım kendilerinden çok şey kattı. Rejisör olarak hepsi kendini bana bıraktı ve biat ettiler. Böylece ne ben onlara ne istediğimi aktarırken zorlandım ne de onlar uygularken. Ekip olunduktan sonra, varsın kadro kalabalık olsun, rejisörün işi gerçekten çok kolaymış, bunu görmüş oldum. 

Pınar Çekirge: Prova süreci ne kadar sürdü? 

Burak Han Keyif: Uygulamalı olarak iki aya yakın, prova takviminde ise otuz yedi günlük bir prova dönemi geçirdik. Tabii ki, bunun içinde masa başı çalışmalarımız ve okuma provalarımız dahil değil.

Pınar Çekirge: Koreografi, dekor, kostüm, ışık, reji, eser, oyunculuk arasındaki organik bağ o kadar güçlü ki bu başarının formülü neydi?

Burak Han Keyif: İlk olarak çalıştığımız herkes, işinde başarılı insanlar yani, işlerine hakimler. Bu iş için her biriyle özel olarak iletişime geçtik. Alpaslan Karaduman işinin ehli ve çalışmalarına hayranlık duyduğum bir koreograf, Dilek Kaplan hem çalıştığım hem tanıştığım en harika insanlardan -ki her yönetmenin çalışmak isteyeceği bir tasarımcı, Yasin Gültepe benim nezdimde ışık konusunda deha bir adam. Aslında bu oyuna kalkışmamdaki en büyük dayanağım Yunus ve Görkem’den sonra oydu, Metehan ve Perit istenileni en iyi şekilde yansıtan iki müzisyen ve harika afiş tasarımıyla bence hala değerini tam görememiş ressam arkadaşım Hande Canlı… Daha sayarsam bu liste çok uzayacak Stüdyo Barbar’da yaptığımız çekimlerde Sertan Öksüz gibi piyasanın en başarılı fotoğrafçılarından ve Uğur Çıraklı gibi yönetmenlerden yardım aldık. Aslında işin formülü çok basit, öncelikle işinde iyi olan harika insanlar tanımalısınız ve o insanların işinize inanmasını sağlamalısınız. Herkes yaptığı işi kendi işi gibi gördüğü takdirde oynayan oyuncular da rejisör de değerli seyircilerimiz de mutlu ayrılıyor oyundan.

Pınar Çekirge: Uyarlamalar beni hep korkutuyor çünkü eserin matematiğiyle oynanıyor. Oysa karşımda harikulade bir Woyzeck vardı, kılına zarar gelmemişti. Uyarlama konusunda söyleyeceklerin var mı? 

Burak Han Keyif: Uyarlamalar dediğiniz gibi risklidir. Yazarın anlattığına müdahalede bulunmaktır. Ama biz aslında uyarlama yapmadık. Metni bilen seyircilerimiz açıkça farkı anlayacaktır. Metin üstünde yapılan şey sadece reji yorumudur ancak eklediğim bazı hareket düzenleri ve Almancadan Türkçeye yapılan aktarımlardaki bazı kelime düzeltmeleri, seyirciye reji yorumu olarak geçmeyebilir ve Büchner’in eserini bu şekilde yorumlayabilirdi. Böylece, ola ki bir seyirci izlediği şeyden memnun kalmazsa Büchner’e karşı bir antipatisi oluşabilirdi bu da yazara karşı saygısızlık ve hadsizlik olur, diye düşünerek “uyarlama” adı altında sunmak ve tüm bu problemleri ortadan kaldırmak istedim. Böylece seyirci izlediğinden memnun kalırsa Büchner’in orijinal “Woyzeck”  metnini okuyabilir ve farkı görebilirken, izlediğinden memnun kalmayan seyirci ise “Zaten Büchner’in metni değil,” diyerek gönlünü ferah tutabilir.

Pınar Çekirge: İzleyicilerden gelen ilk tepkiler nasıl?

Burak Han Keyif: Dediğim gibi, herkesin iyi veya kötü bir fikri var bu metinle ilgili. Bu yüzden seyircilerimizin bir kısmı önyargı ya da kıyaslamalarla geliyor. Ama şu ana kadar aldığımız tüm geri dönüşler çok olumlu. Sonuçta sanatın yarışı olmaz. Seyircilerimiz daha önceki deneyimlerinin üstüne yenisini eklediklerinden bahsedip bu yorumu da sevdiklerini, etkilendiklerini dile getiriyor. Hiç kuşkusuz, bu da başka bir deneyim onlar için, gelen herkes memnun.

Pınar Çekirge: Sonuçtan memnun musun?

Burak Han Keyif: Ben de herkes gibi fazlasıyla memnunum.

Arsız Sanat adına Burak Han Keyif’e teşekkürlerimizle.