Karanlığa doğru, mumlarla aydınlatılmış bir merdiven… Ne yukarıya ne de aşağıya, dümdüz yolda ilerleyen bir merdiven… Ucu belirsiz, her hamlede daha bir yakın, daha bir uzak. İleriye tırmanmak… Zamanla, sadece karanlığın içinde her şey olan kırmızılara doğru… Belki geçmişi umutla hatırlamak, belki de geleceğe pişmanlıkla bakmak…

BİR ADAMIN PORTRESİ, 1450

Mantovalı ressamımız Andrea Mantegna’nın, birbirinden değerli insanları hayatına aldığı mütevazı yaşantısı… Sene 1431… Dalgalar bizi kıyıya vurana dek, kendimizi içine bırakacağımız ressamımızın doğduğu sene… “Artık oldu bu çocuk.” dedikleri zamana kadar, tarla işleri ve kişisel zevkleriyle geçti gitti seneleri. O vakit geldiğinde ise Padovalı ressam Francesco Squarcione’nin okuluna girdi. Sadece okula alınmakla kalmayıp hocasının evinde de daimi bir yere sahip oldu Andrea Mantegna.

AZİZ MARK, 1450

Çok sevmişti Francesco bu delikanlıyı. Sevmekte haklıydı da. Zeki ve bir o kadar da çalışkandı çocuk. Ustaların tam olarak isteyeceği tipte bir öğrenciydi. Hatta Francesco’nun bir mektubunda, Mantegna’yı evlat edindiğine dair bir bilgi bile vardır. Doğru olup olmadığına dair çok net bilgilere ulaşamasam da buradan çıkarmamız gereken şey, Mantegna’nın Francesco’nun gözdesi olduğudur.

İSA’NIN TAPINAĞA SUNULMASI, 1455

Genç yaşına rağmen elinden çıkan eserler oldukça büyük bir takdir görmekteydi. Ve bu eserler, Mantegna’dan çok daha iyilerinin çıkacağının sinyallerini vermekteydi. Nitekim çok daha iyileri çıktı ve onu, döneminin her sanatçısının isteyeceği bir başarıya kavuşturdu. Andrea’nın yükselişte olan kariyeri, Venedikli ressam Jacopo Bellini’nin de dikkatinden kaçmadı.

*Kimdir Jacopo Bellini?

Fatih Sultan Mehmed için yaptığı portresi ile tanıdığımız Gentile Bellini ve birazdan göreceğiniz resimde Mantegna’da dahil olmak üzere aile fertlerine yer veren Giovanni Bellini’nin babasıdır. Bellini ailesi, İtalyan ve Kuzey Rönesansı adına oldukça önemli bir yer teşkil eden Venedik Ekolü’nün ünlü ailelerindendir.*

Jacopo Bellini ile Mantegna’nın hocası Francesco Squarcione, oldukça dişli rakiplerdi birbirleri için. Masumane bir niyetle mi yoksa Squarcione’nin kanadını kırmak için mi bilemiyorum ama Jacopo kızını Mantegna ile evlendirme gibi bir plan kurmuştu. Tez zamanda da ortalığa yayılan haber, Squarcione’nin küplere binmesini sağlamıştı. Daha düne kadar Mantegna’nın eserlerinden övgüyle bahseden adam gitmiş, onları yerin dibine sokan bir adam gelmişti. Bir kız meselesi yine iki adamın birbirine düşman olması ile sonuçlanmıştı böylelikle.

Jacopo’nun kızı Nicolosia ile evlenen Mantegna, artık Bellini ailesinin bir ferdi olmuştu. Aşağıda gördüğünüz resim de, Mantegna’nın kayınbiraderi Giovanni Bellini tarafından yapılmış, ressamımızın az evvel gördüğümüz eserinin sonraki versiyonu edasındadır. Yılı çok net olmasa da, yaklaşık 1460 şeklinde belirtilmesi bu fikri güçlü kılmaktadır.

İSA’NIN TAPINAĞA SUNULMASI, 1460 (Giovanni Bellini)

Meryem’i ve bebek İsa’nın takdimi safhasını geçecek olursak, öncelikle sağdaki iki erkek figürüne geliyoruz. Bu figürler ile ilgili olasılıklar: Giovanni’nin kendisi, Gentile ve Mantegna şeklindedir. En soldaki kadın figürler için ise Giovanni’nin kardeşi Nicolosia ve anneleri Anna Bellini şeklinde bir düşünce bulunmaktadır.

ÇOBANLARIN TAPINMASI, 1451

Sansasyonlar ve elde edilmiş başarılar… Uğruna mücadele edilecek amaçlar, feda edilecek ilişkiler… Yeşiller… Solup gitmiş olanlardan, gerisinde kurak bir bahçe bırakanlardan… Birtakım izler… O’na ne olacağı hakkında bir şeyler fısıldayan… Kaderini, ayalarına doğru üfleyen birtakım sesler… Kanatlıların haberleri ve uyuyanların müjdesi olan…

BAHÇEDEKİ IZDIRAP, 1455

Squarcione kendine has bir koleksiyonu olan ve Roman heykellerine oldukça ilgili bir sanatçıydı. Mantegna’nın eserlerindeki bir takım izlerde oldukça büyük bir rolü vardı. Aralarındaki kavganın ardından, bir grup eser hakkında oldukça sert eleştirilerde bulundu Francesco Squarcione. Mantegna’nın eserlerinin, en iyi kendisinin bildiği noktasına saldırdı hocası: insan teninin yumuşaklığını ve tazeliğini asla yakalayamayacak olan taşsı dokusuna. Yaptığı figürleri boyayacağına, onları mermerden heykellere dönüştürüp başarısızlığının üstünü örtmesi gerektiğini dile getirdi.

AZİZ CHRISTOPHER’IN HAYATINDAN SAHNELER, 1448-1457

Elbette bunca eleştiri, Mantegna’yı çılgın bir öfkeyle doldurdu; ancak Squarcione’nin haklı oldu noktalar gerçekten vardı. Ressamımızın zekasını yabana atmamamız gerektiğini burada rahatlıkla göreceğiz. Çünkü bu olaydan çıkarması gereken dersler vardı Mantegna’nın. Üzerine düşündü, incelemeler yaptı ve kendinde düzeltmesi gereken noktaları yakaladı. İnsan portreleri yapmaya yöneltti kendisini.

KARDİNAL LODOVICO MEZZAROTA’NIN PORTRESİ, 1459

Portre çalışmak, oldukça geliştirmesini sağlıyordu kendisini. Doğanın hakim olduğu sahnelerde, özellikle de iş aldığı şapellerdeki duvar resimlerinde, çok işine yarıyordu.

BİR ADAMIN PORTESİ, 1460

Ancak sonunda, kazanımlarını cebine doldurdu ve İlkçağ heykellerinin doğadaki her şeyden çok daha mükemmel olduğu düşüncesine geri döndü. Heykel gibi yaptığı figürleri seviyordu Mantegna. Onları, sertlikleriyle ve taşın müsaade edebildiği kıvrımlarıyla seviyordu. Zaten en başından beri savunmakta olduğu düşünceyi bir anda yerle bir edebilmesini beklemek de absürt olsa gerek. Mantegna’nın, Donatello’nun sanatından da çok şey öğrenmiş olduğu yadsınamaz bir gerçekti zaten. Kullandığı figürlerin giysileri içerisindeki gergin duruşları da bizi yer yer Donatello’ya götürmekte ve figürlerin Donatellesque adı verilen terim ile nitelendirilmesini sağlamaktaydı.

AZİZ SEBASTIAN, 1475 (sol)
DİN ŞEHİDİ AZİZ SEBASTİAN, 1452 (sağ) (Donatello)

Kendini, normalde çok da üzerine düşmediği bir çalışmaya yöneltmesi, Mantegna’nın elini oldukça güçlendirmişti. Sahip olduğu yetenek, perspektifte farklı şeyleri görmesini sağlıyordu.

Derinliği çok daha iyi şekilde hissetmemizi sağlayacak, aşağıdan yukarı doğru bir kısaltma tekniği gündeme geliyor bu noktada da. Belki de yaşadığı dönemde bunu fark eden ya da uygulamaya geçiren ilk kişi idi Mantegna. “Rakursi” olarak bildiğimiz bu kısaltma tekniği, oldukça zor bir tekniktir. İzleyicide bıraktığı farkındalık ise kuvvetli ve müthiştir.

ÖLÜ İSA, 1478

Çizimlerinde birkaç kez yer verdiği Aziz Sebastian da, onun yıllar içerisindeki gelişimi açısından kaliteli işlenmiş bir konudur. Mantegna’nın gerçekçiliğindeki yükselen başarı, bu şehit edilme konusu üzerinde çok daha iyi anlaşılmaktadır.1475’in ardından 1480 tarihli eseri, bize bu noktada dikkat çekici bir örnektir.

AZİZ SEBASTIAN, 1480

1490lı yıllarda yaptığı eserler, artık yetkinliğini ortaya koyduğu ve şöhretini çok geniş alanlara yaydığı eserleriydi. Kendine has heykelleri andıran üslubu, “Mantegna” dendiğinde akıllara gelen bir özellik haline gelmişti.

İSA İLE SERAFİM VE KERUBİM, 1490

Sanatçımız bakır gravürler yapmaktan da çok büyük zevk alıyordu. Çeşitli konularda yaptığı gravür çalışmaları oldukça ilgi gördü. Tanrıların mücadelelerine, deniz yaratıklarına, şarap tanrısı Bachus’e ve Meryem ile İsa’ya gravür çalışmalarında yer verdi.

MERYEM VE ÇOCUK İSA, 1490-1491 (sol)
DENİZ TANRILARININ SAVAŞI, 1493 (sağ)

Rönesans’a renk kattı ve alışılagelmiş olanları, çok sevdiği şeylere tercih etmedi belki de Mantegna. Çağının demirbaşları arasına girdi ve rüzgarı sert esen hayatında, kendini güzel bir yere kondurdu zannımca. Gerek resimleri gerekse de karakteri için övgüler düzülmüştür yüzyıllarca. 1506 yılında gözlerini yumdu hayata.

MADONNA İLE MECDELLİ MERYEM VE VAFTİZCİ YAHYA, 1506

Okur, yazar, çizer, gezer, vakit buldukça da fotoğraf çeker. Ege Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi.