Ve Tanrı insanı yarattı…

İnsanlar çağlar boyu bir şeylere inanmak zorunda hissettiler. Kendilerini güvence altına almak, başları sıkıştığında onları koruyacak bir güce inanmak istediler. Dünyada düzensizlik başladığında, bir şekilde düzeni de sağlayabilecek bir sistem. Bunu sağlayabilecek bir güç. İnançlar böyle ortaya çıktı, önce kendinden güçlü olan hayvanlara taptılar. Sonrasında onları alt ettiklerinde daha güçlü bir şeyler aradılar. Tanrı suretleri yarattılar kendilerince. Sonra onları da alt edebildiklerini gördüler. Sonrasında ulaşamadığı ve belki de göremediğini düşündükleri şeylere inandılar. Bu inandıkları onlardan daha kudretli ve ihtişamlıydı. Dünya’ya gönderilme amaçlarını ararken böyle bir noktaya vardı insanoğlu. Ve dinler doğdu. Kutsal kitaplar var oldu. İnsanlar bu kitapları kabul ettiler. Bu kitaplar insanlara birçok kural sundu. Birçok kurtuluş yöntemi, sığınacak bir yer, boşluğa düşmelerini engelleyecek birçok sebep sundular. Onlara ulu ilan ettikleri varlıkların koruduğunu anlattılar. İnsanlara dinlerden medet ummalarını ve bir şekilde ulu varlıklar olan tanrıların onlara yardım edeceğini söylediler. Eğer kurallara uymazlarsa da cezalandıracaklarını anlattılar. Ama dinlerde insanlar gibi sürekli değişti. Tek bir din herkesin istediğine cevap vermedi. Çağ değiştikçe değişen dünya düzenine göre dinlerde değişti ve gelişti. Ve bir şekilde insanlar farklı dinlere inandılar. İnançlar bölündü. Bu inanç silsilesi içerisinde düşünürler de bir şekilde tanrı – insan ilişkisini sorguladılar. Felsefe özellikle metafizik ile çok savaş verdi. Michelangelo, ” Tanrı mı insanı yarattı yoksa insan mı tanrıyı? ” diye sordu mesela. Ya da Nietzche “ Tanrı öldü” dedi. Böyle buyurdu Zerdüşt’ü. Bu insanlık için hep bir muamma oldu. Hatta savaşlara sebep oldu. Dinler yüzünden çıkan birçok savaşa. Dinlerin işaret ettiği kutsal topraklara hakim olmak için hala devam eden savaşlar var. Yani dinler insanların hayatları pahasına sahip çıktıkları büyük anlatılara dönüştü. Belli bir hayat felsefesine belki de. Hal böyle olunca da günümüzde hem en popüler hem de etkin sanat olan sinema da bu duruma yabancı kalamadı. Bir şekilde kendi içinde hep düşüncelere, imgelere, sembollere ve o sembollerin üzerinden çatışmalara yer verdi. Bu çatışmaya yer verdi çünkü insandı yapanı ve insanlar anlatamadıklarını, söyleyemediklerini eserlerinde söylediler. Bu durum da birçok türü besledi. İmgeleneni gösterme çabası ile beraber edebiyat ve sinema birleşimi oluştu. Teknoloji arttıkça çizgi romanlarda işin içine girdi ve uçan kaçan üstün insanları izleme şansımız oldu. Durum böyle olunca da çizgi-romanların imgeleri de bir şekilde hayat buldu.

Süper kahraman sineması günümüzde bildiğiniz üzere iki koldan ilerliyor. MCU (Marvel Cinematic Universe) ve DCEU ( Dc Extended Universe) . Bu iki koldan ilerlemesi de bu sinemanın malzemelerini ve senaryolarını çizgi romanlardan almasıdır. Yani Marvel ve DC’den. Marvel ve DC için ayrımı şöyle yapmak gerekir. Marvel Amerikan rüyasını savunur ve her zaman güçlü bir Amerika’nın varlığından bahseder. Renkli oluşunun sebebi de çizdikleri ütopik dünyadır. DC ise biraz daha realisttir. Karanlıkta olan bir Amerika’nın bataklığa dönüşen dünyanın yine bu bataklıkta yetişen üstün insanlar tarafından düzeltileceğini savunur. Çizgi roman kültürünün de temelini bu iki şirketini ürünleri oluşturur. Yazı işlerinde yazarların önemi vardır evet ama belki de dünyanın adaletli olduğu tek yer burası olabilir. Bir tarafta Stan Lee, Chris Claremont, Robert Kirkman. Diğer tarafta Allen Moore, Bill Finger, Bob Kane. O yüzden tamamen tarzınıza göre seçme özgürlüğüne sahip olduğunuz iki güzide evren ve hikayeleri. Ama konu sinemaya aktarıma gelince işler çok farklı oldu. Marvel ve DC çizgi romanları aslında teker teker hikayeleri satın alınarak filmleştiriliyordu. Ama sonra bir atak geldi Marvel tarafından, MCU kuruldu ve ilk film 2008 yılında “ Iron Man” oldu. Buradan sonra artık sinema dünyasını çok farklı günler bekliyordu. Çünkü bu film öyle  tuttu ki artık ana akımın yegane malzemesi  “ Süper Kahraman filmleri ” oldu. Bu filmler 60’ların Western’lerinin – 90’ların aksiyon filmlerinin yerini alacaktı. DC Marvel’den biraz daha geç bu olaya dahil oldu ve 2012 de “ Man Of Steel” ile sinema dünyasına dahil oldu. Fakat DC dahil olduğunda Marvel öyle bir yere gelmişti ki DC için aslında biraz haksız rekabet ortamı doğdu diyebiliriz. Ve hala günümüzde var olan bu çekişme de Marvel açık ara önde. DC hayranları bir şekilde Marvel gibi olmak istemeseler de o seviye de kendi gibi DC filmleri görmeyi çok istiyorlar. DC bu durumun şu an için çok uzağında. Marvel ise inanılmaz sağlam adımlarla ilerliyor. Çizgi – roman evrenlerinde birçok kez sıfırlanmalar olmuştur. Sinematik evrende de bunun olabileceği tahmin ediliyordu. Avengers’ın ilk filmi duyurulduğunda aslında ilk sinyal verildi. Bu event seri de birçok süper kahraman bir aradaydı. Ama serinin sonunda birçok süper kahraman evrenden ayrılıyordu. Teoriler hemen yazılmaya başlandı. Ve 2015 yılında buna ışık tutuldu. Bir revizyon sinyali verildi. “ Avengers : Infinity War” duyuruldu. Önce 2 part dendi. Sonra Avengers 4 dendi. Serinin bu romanını okuyanlar bunun birçok vedayı beraberinde getirdiğini biliyordu. Fakat sinema çizgi roman dünyası gibi acımasız değildi. Yarattığı büyük kahramanlardan çok kolay vazgeçemiyordu. Acaba bunu kaldırabilecek miydi? İşte bunların ışığında o muazzam gün geldi çattı. Avengers: Infinity War vizyona girdi.

Filmin konusuna gelirsek, Iron Man ve Captain America’nın arasında yaşanan olaydan sonra dağılan Avengers ekibi, “ Sonsuzluk taşları”nı toplayıp bütün evrenin yarısını yok etmek isteyen muazzam kötü ( bu kısmı açıklayacağım) Thanos’un taşları bir araya getirip dünyanın yarısının yok olmasına sebebiyet vermesine engel olmak için güçlerini birleştireceklerdir. Filmin birçok ilki var. 60’dan fazla süper kahramanı bir araya getirerek bu alanda rekor sahibi olması. Bütçesi tam olarak bilinmeyen bir film olması . Sınırsız teknolojinin kullanıldığı bir film olması . IMAX kameraları ile çekilen ilk MCU filmi olması. En pahalı MCU filmi olması gibi. Ama bunların dışında bir devrin kapanıp yeni bir devrin açılacağı bir film olması ki en önemlisi de bu. Herkes 3 senedir deli gibi bekledi. Çok uzun süre fragmanlar için beklendi. Fragmanlar yayınlandı ve hype seviyesi tavana çıktı. MCU belki de sinema dünyasının en büyük hadiselerinden birini sunacaktı bize. Tarihe tanıklık edecektik. Adeta çıldırıyorduk filmi izlemek için. Sonunda o an geldi ve filmi izledik. Öncelikle şunu söylemeliyim. MUAZZAM. Ciddi anlamda sahip olduğu ilklerin hepsinin hakkını veren bir film olmuş. Fanboyları çıldırtacak, süper kahraman sinemasına küs olanlara kucak açtıracak ve süper kahramanlara saygı duyduracak bir film.  Filmle ilgili spoiler vermemek adına filmin içine çok dahil olmuyorum. Ama ciddi anlamda muazzam bir iş olmuş. Sadece sonu için bile şimdiden “hadi teoriler gelsin “ modumuzu açmış bulunmaktayız. Filmle ilgili teknik olarak eleştirebileceğim bir durum yok. Çünkü böyle bir kaygı yok. Senaryo açısından baktığımızda var olan bir eserin uyarlanması olduğu için elindeki donelerden yararlanmış. Klasik Amerikan senaryo. Net bir ana akım örneği. Filme bu noktadan bakmayı gerektiren bir durum yok. Çünkü bu nokta da bir çabası yok. Çabası var olanı ekrana en iyi şekilde yansıtıp tüketilebilir hale getirme. Ben filme asıl bakılması gereken noktadan bakmak istiyorum.

Süper kahraman sineması ilk başta bahsettiğim gibi yaratılan bir evrende var olan insanları ve üst insanları anlatıyor. Fakat aslında baktığımızda günümüz dünyasının imgelemelerle yaratılmış bir simülasyonu. Hal böyle olunca da iyi yapılmış bir süper kahraman filmini oturup saatlerce gösterge bilimsel açıdan irdeleyebiliriz. İmgelerin anlamlarını sorgular ve onların anlatmak istediklerini içimizde çözeriz. Tamda böyle bir hisle izledim filmi. Süper kahramanlar bildiğimiz üzere biz masum insanların yaşadığı Dünya’da var olan düzenin aksamamasını ve yine masum insanların zarar görmemesi için mücadele eden güçlü insanlar. Yani üst insanlar. Hal böyle olunca da bu masum insanlar adına karar alan gerekirse onları yöneten, yeri geldiğinde onları temsil eden karakterlerimiz. Gelen kötülüklerin hepsini bir şekilde savuşturdular. Thanos’a kadar… Thanos karakteri yapısı, tavrı, hareketleri ve duruşu ile bir imge harikası. Öyle olacak ki amacı da var olan insanların fazlalıklardan kurtularak kaynaklar doğrultusunda yeterli sayıda insanı dünya’da bırakarak bu insanların ona minnet ve saygı sunmasını sağlamak. 6 önemli güce hükmetmek ve sonrasında da evrene hakim olmak istiyor. Gittiği evrenlere yeni bir düzen getiriyor. Kuralları bazı evrenleri tarumar ediyor. Kurallar katı ve net. Kendisi sorgulanamaz ve saygısızlığa tahammülü yok. Bu aldığı kararından da dönmüyor ve kati olduğunun kabulü için mücadele ediyor. Sonrasında ise vaat edilen şey cennet. Aslında baktığımızda çokta uzak bir tanımlama değil bu bize. Dinlerin neredeyse hepsinde var olan ve Dünya’nın sonu olarak kabul edilen kıyametin habercisi olan Mesih ile birebir özellikler. Ama insanlığın yarısını tehdit etmesi üst insanların bir şekilde Thanos’un karşısında durmasına sebep oluyor. Üst insanlar sunulan güzelliğin sahte ve var olan Dünya’nın herkese yetebileceğini düşünüyorlar. Filmde imgelemelerle aslında konunun Tanrı – Mesih – insan çatışmasına geldiğini görüyoruz. Yani girişte bahsettiğim konu.  Ve aslında” Avengers: Infinity War”  filminin geneline baktığımızda da mesih – insan- kıyamet üçlüsünün dünya üzerinde bir araya gelişini tasvir ediyor. “Zaten ancak bir kıyamet ile bir devir kapanabilirdi” mesajı da veriliyor. Var olan düzen de birçok insan tanrıya karşı mücadele içine girmiş. Din savaşlarından dolayı insanlar birbirlerini katlederken, bazı akil insanlar bu durumların yanlışlarını gözler önüne sermek için mücadele etmişler. Herkes bir şeylere inanmış. Onların dokunulmaz, sorgulanamaz ve yadsınamaz olduğunu düşünmüş. Aksi düşünenlerden nefret etmiş, ötelemiş yeri gelmiş katletmiş. Ama üst insan hep bu zulüm karşısında insanlığa “uyan “ demiş. Fakat insanlar inanarak yaşamayı seçmiş. Thanos aslında bir cezacı.“ Dünya’daki yeterli olan kaynakları tüketen ve harap eden insanoğlu, bu yaptıklarının bedeli sevdiklerini kaybederek ödemek zorunda”. Yani Thanos bu cezayı getiren zaat. Dinlerde Deccal – Mesih gibi isimler veriliyor. Thanos karakteri zamanla evriliyor. İlk başlarda Mesih olarak geldiği Dünya’da sahip olduğu güçler ve sonrasında karar alma konusundaki sınırsızlığıyla tanrılığa geçiş yapıyor. Thanos’un dünyadaki fazlalığı ve yozlaşmayı bitirmeye gelmesi ile Mesihliğe, sahip olmak istediği güç ve sonrasında beklediği tapınma, parmaklarını şıklatması ile her şeyin olabileceğini söylemesi ile de tanrılığa uzanıyor. Üst insanların çabası ile imgelenen günümüz aydınları.  Ve bu çabanın sonucunda ne yaparsa yapsın dogma ve tabuların altında ezilen ve yok olan insanlık. İnsanların var olan dinler karşısındaki acizliği ve çaresizliği. Düşünmek ve mücadeleden yoksun insanlar. Güçlü olanın aciz olanı ezme çabası. Yanlış doğrularıyla yarattıkları sahte cennete inandırmaları ve bunun karşısında insanların kabullenişi. Yaratılan sahteliklerin anlaşıldığı andaki yıkım ve yok oluş. Çözümün kendinde olduğuna bir türlü inanamayan insanlık.Toplumların iyiliğini isteyen ve aydınlanması için çabalayan aydınlar bir tarafta, diğer tarafta tarumar ve cehaletle sunulan ama sonrasında ise cennet vaat eden dinler. Aslında adım adım kendi sonunu hazırlıyor insanlık. Günümüzde de hala devam eden bu mücadele üstün bir taraf yok. Haklı gösterme çabası da yok. Sadece bir şekilde fikir belirtme durumu bu. Ama bir formatta bu sürekli bizim karşımıza çıkıyor. Bu kadar ana akımın göbeğinde ve genel – geçer bir filmin merkezindeki bu imgeleme ve sonucu iç karartıcı.  Harika dizayn ve mükemmel sunum. Gücünü hikayesinden alan güzide bir eser. Harika bir haykırış ve belki de bir “uyan” çağrısı daha. Tabi aksi de olabilir. “ Ne kadar çabalarsanız çabalayın, tanrı hepimizi ezer.” de diyor olabilir. Çünkü dinler var olan sistemin en büyük çarkları. Bu amacı hiçbir zaman çözemeyiz. Neresinden tutarsak orasından alırız.

Filmle ilgili maalesef çok sınırlı konuşabildim. Çünkü var olan sistemde 3 yıldır bu filmi bekleyenlere spoiler vererek keyiflerini kaçırmak istemedim ( bu bir kişi bile olsa.)  Ama bu kadar büyük bir hadiseye de sessiz kalmak benim geciktiğimi gösterirdi ki bu hiç hoş olmazdı.  Bu çok katmanlı sinemasal evrenin bir şekilde parçası olan benin, “Ben de burdayım” deme durumudur bu yazım. Filmi izleyenlere “ afiyet”, izlemeyip hasreti sonlandıramayanlara da “ Yer bulduğunuz ilk anda seyredin ben 3. Ye gideceğim ”ler diliyorum. Bütün süper kahraman sineması sevenlere selamlar saygılar.