Günümüz dünyası her ne kadar gelişmişlik ve teknoloji çağı olarak lanse edilse de arka planında savaşlar, açlık ve felaketler var. Ve bu felaketlerin mağdurları maalesef sebep olmayan masumlar. Çağımız insanının algısını kontrol eden mekanizmaların başında ise bu duruma sebep olanlar var. Bu algı kontrolü artık önüne geçilemez bir hal aldı. Öyle ki sadece 45 saniyelik bir görüntü, haber, yazı vs. bir materyalle bir haini kahraman, bir kahramanı da hain yapabilme gücüne sahip. Bu algı yönetimi sayesinde savaş benzeri olgular olağanmış gibi insanlara kabul ettiriliyor. Fakat bu olguların sonucunda ortaya çıkan mağdurlar göz ardı ediliyor. Durum buyken algı kontrolünü aşmak isteyen ve bu oluşturulan algının sadece çıkarlar üzerine olduğunu göstermek isteyen bir avuç insan sanata başvurarak insanlara sesini duyurmaya çalışıyor. Yakın dönemin en büyük soykırımlarından birine şahit olmuş Bosna’nın bağrında yetişen yönetmen Aida Begic de bu insanlardan biri. Kendisine  “ezilenlerin ve unutulanların annesi” desek yanlış olmaz. Nitekim kamerasını insan zihnine tutulan bir ışık gibi kullanmayı tercih eden yönetmen, sanatını tamamen farkındalık yaratmak üzerine icra ediyor.

“Kar” isimli filmiyle Cannes Film Festivali’nde “Eleştirmenler Haftası Ödülü’nü” alınca uluslararası mecrada kendisini tanıttı. O filminde “Bosna savaşının izlerini ağır bir şekilde taşıyan bir köyde savaşın etkisini atlatamamış bir aileyi” hikayesinin merkezine koymuştu. O zamandan beri ezilenlerin, unutulanların sesi olmuştu. Öyle ki “Kar” filmini seyreden Angelina Jolie filmi izledikten sonra Bosna savaşını anlatan “Kan ve Bal Ülkesinde” filmini çekmeye karar vermişti. Aida Begic daha sonra konusu savaş mağdurları, özgürleşemeyen kadınlar, mülteciler olan birçok film çekti. Her Bosnalının olduğu gibi Aida Begic’in de Türkiye ile bir yakınlığı vardı. Hatta “Beni Unutma İstanbul” isimli bir film de çekti. Dönemin en acı olaylarından biri olan “Suriye iç savaşına” karşı da sessiz kalamamış ve bu savaşın mağdurlarını konu alan bir film çekmeye karar vermiş. İşte Aida Begic’i tekrar Türkiye’ye getiren o film “Bırakma Beni” üzerine konuşacağız.

Filmin senarist ve yönetmeni  Aida Begic. Filmin konusuna gelecek olursak “İsa annesi ve kardeşi ile iç savaştan Türkiye’ye göçmüş bir ailenin çocuğudur. Annesini kaybettikten sonra Şanlıurfa’ya Suriyeli çocukların kaldığı bir evde kalmaya başlar. Orada kalan Abdullah ve Motaz ile yakınlaşırlar. Arkadaş olan bu üçlünün farklı hayalleri ve amaçları vardır. O hayaller ulaşmak için zorlu hayat şartları ile mücadele etmelidirler.” Konusuna baktığımızda çocukların gözünden konuyu anlatmayı tercih etmiş yönetmenimiz. Nitekim çocuklar hem hayatla yüzleşme konusunda hem de konunun izleyiciye geçmesi konusunda seçilebilecek en iyi figür. Çocukların filmde kendilerini oynamaları filmi daha da etkili kılıyor. Çocukların hayatını kesit kesit anlatan yönetmen, çocukların hikayelerindeki her durağı bir “mağdur propagandası” aracı olarak kullanıyor. Filmin en rahatsız edici kısmı da aslında bu. Kişisel suistimal aracı olarak gördüğümüz dilencilik ve çocuk gücünü kullanarak kar etme durumu çocuklarımızın hayallerine ulaşabilmesi için tek yol. Durum böyle olunca da yönetmen bir mantığa oturtmaya çalıştığınız her soruyu cevaplamayı tercih ediyor. Mendil satan çocukların halkla olan diyalogları toplumun bencilliğini gözler önüne seriyor. Nitekim “ Neden okula gitmiyorsun? – Türkçe biliyor musun ? – 3 tanesini 2 liraya alayım” gibi net halk söylemleri ile de bu durumu sağlamlaştırıyor. Filmde konuk oyuncular hariç bütün oyuncular amatör ve hepsi kendi hikayesini canlandırıyor. Bu durum da filmin hikayesinin temellerini sağlamlaştırıyor. Abartıya kaçmasını ve aşırı dramatize etmesini de engelliyor. Hikaye aşırı suistimal edilebilecek bir hikayeyken asıl amacı gerçeği yansıtmak olduğu için dramatize eden ve ajitasyondan uzak duruluyor. Yönetmenin bakış açısı daha çok belgeselvari bir duruş.

Filmin hikayesi aktarılma kısmında  büyük sorunları var. Çok fazla kopukluk ve havada kalan kısım mevcut. Özellikle çocukların hikayeleri aktarılırken derinlik konusunda büyük sıkıntıları var. Merkezdeki karakterlerimizin hikayelerine bir türlü hakim olamıyoruz. Kafamızda çok fazla soru işareti mevcut. Bu da yönetmenin asıl konuya odaklanarak orada yaşanan dramı hikayenin önüne koymasından kaynaklanıyor. Bazı kısımlarda film belgesele doğru kayarak hikayesinden uzaklaşıyor. Filmde yer yer bu durum filmi güçlendirse de genelinde filmin hikayesini zedeliyor. Filmin bir diğer eksik olan kısmı ise kamplar hakkında bilgi aldığı mecraların güvenilirliği. Beşir Derneği desteğiyle çekilen bu filmde mültecilerin hayatları net bir şekilde resmedilse de bilgi kaynağının güvenilirliği bu durumda bazı manipülasyonlara uğruyor. Özellikle çizilen “Yüce Türkiye “ portresi de filmi propaganda filmine dönüştürüyor. Dünya üzerindeki tüm Suriyeli mültecilerin yarısına ev sahipliği yapan Türkiye’yi övme durumu bir yerden sonra propagandaya dönüşüyor. Bu filmin finansörleri ile de alakalı olsa gerek.

Oyuncularının amatör olması ve çekimlerin genel olarak hareketli ve militan kamera yönteminin kullanılması filmin inandırıcılığına ve gerçeklik olgusuna büyük katkı sağlıyor. Hikayelerinin gerçek hayattan uyarlama olması da filmin seyirciye daha kolay geçmesini ve mesajın rahat bir şekilde seyircisine ulaşmasını sağlıyor.

Film çok iyi bir ar-ge çalışmasıyla tamamen yerel bir film olmuş. Şanlıurfa halkı ve orada yaşayan toplumu birebir yansıtan yönetmen, bu konuda çok iyi bir iş çıkarmış. Özellikle karakterlerin esnaf ve halkla iletişim kurduğu kısımlar filmin en can alıcı noktaları olmuş.

Mültecilerin ülkemizdeki varlığı ve medyada yaratılan “Suriyeli” algısına adeta savaş açarcasına bir film olan Bırakma Beni, tastamam bir algı yıkıcı rolünü üstleniyor. Bu tavrı ile de başarılı oluyor. Var olan savaşın mağdurlarını net bir şekilde bize gösteren film, belgesel niteliğinde. Özellikle farkındalık açısından önemli bir duruş sergileyen film, Aida Begic’in en net eserlerinden biri. Mesajı bu kadar net oluşu bazen var olan algımızdan dolayı bizi rahatsız etse de genel olarak mesajını geçirmeyi başarıyor.

Ülkemizde var olan hikayeleri anlatmasına rağmen “ayın görünmeyen veya görmezden gelinen yüzünü” gösteren film aslında yeni bir hikaye sunmasa da gerçekleri gözler önüne seriyor. Aynı coğrafyada yaşamamıza rağmen birbirine yabancılaşan iki toplumu net bir şekilde gösteren film senenin en realist filmlerinden biri. Özellikle yaşanılan drama şahit olma ve bu konuda kişisel aydınlanmaya sebep olan film, bakış açınıza da net dokunuşlar yapıyor.

Aida Begic’in “Bırakma Beni” beni filmi amacına hizmet eden, sinemada türler arasılık konusunda bazen aksasa da iyi geçişler sağlayan bir film. Özellikle tür olarak gerçek hikayeleri seven kişilerin izlemesi gereken bir film olmuş. Belgeselvari duruşu ve arka fonda Şanlıurfa ile sağlam bir mesaj filmi tecrübesi sunuyor. Bu hafta vizyona giren filmi sinemada izlemek için hala şansınız var. İzlemeyenlere “ gerçeklikle baş başalar” diliyor , izleyenlere ise “afiyet olsunlar” diliyorum. Saygılar …