Whiplash, Damien Chazelle’nin yönetiminde 2014 yapımı bir film. Film uzun metraj halini almadan önce, 2013 yılında Sundance’e katılıp “Kısa Film Jüri Ödülü”nü kazanıyor. Yönetmen Chazelle’in kendi lise döneminden kesitler sunan bu hikâye baslarda bütçesizlikten kısa film olarak çekilse de festivalde elde edilen bütçeyle on dokuz gün içerisinde beyaz perdeye uzun metraj olarak aktarılıyor. “En İyi Yardımcı Oyuncu Oscar”ı olmak üzere üç dalda Oscar kazanan filmin başrollerinde Miles Teller ve J.K. Simmons oynuyor.

Whiplash’i hem genel hem de özele ayırarak anlatmak istiyorum. Filmi genel olarak ele aldığımızda, müzisyenlik yolunda çabalayan genç bir adamın öyküsünü izliyoruz. Küçük yaşlardan itibaren bateri çalmaya meraklı olan Andrew, ülkedeki en iyi müzik okulu olarak görülen Shcarffer Konservatuarı’na girer. Ders bitimlerinde de hayaline daha hızlı ulaşmak için elleri kanayana dek bateri çalan Andrew, Terence Fletcher’ın dikkatini çeker. Zaten hikâye de burada başlar. Teren Fletcher, çok başarılı olmasının yanında sert, acımasız ve doyumsuz bir eğitmendir. Fletcher öğrencilerine oldukça sert davranır, onlara hakaret etmekten kaçınmaz. Ayrıca öğrencilerini seçerken ve çalıştırırken çok farklı bir yöntem izlemektedir. Film boyunca da Fletcher’in yönteminin sebep olduğu ve olacağı olayları izliyoruz. Andrew’ü okulun en yetenekli öğrencilerinin seçildiği ve sürekli yarışmalara hazırlanan “studio band”e seçer. Bu gelişmeden sonra, öğretmen-öğrenci ilişkisinden başka adeta bir psikolojik savaş başlayacaktır fakat başlarda Andrew Neiman buna çok sevinir. Hayallerine-en iyi jazz davulcusu olmaya- giden yolun basamaklarından birinin de bu şef olduğuna inanmaktadır. Filmin geri kalanında ise Neiman ve tek hedefinin yeni bir Charlie Parker yaratmak olan Fletcher’ın çekişmesi konu edilmiştir.

Buzdağının biraz daha gözükmeyen özel kısmına inecek olursak bu bir aile sevgisizliğinin, hırsın, tutkunun, başarının hikâyesi. Andrew, annesinin terk ettiği ve diğer akrabalarıyla anlaşamayan bir genç. Örneğin bir yemek sahnesine, Neiman’ın seçtiği bölüm ve ulaşmak istediği hedef ailesi tarafından küçümsenir. Neiman onlara “34 yaşında sarhoş ve beş parasız şekilde ölüp insanların yemek masasında benden bahsetmesini, 90 yaşında zengin ve ayık şekilde ölüp kimse tarafından hatırlanmamaya tercih ederim,” diyerek cevap verir. Bu konuşmada jazz müzisyen Charles Parker’a da gönderme yapılmıştır. Ailesinin manevi olarak olmayışı, terk edilişi ve sürekli kıyaslanıp küçük görülmesi Andrew’e zaten sarılacak başka şey de bırakmamıştır. Bu duruma çok yakın bir örnek olarak ülkemizi de verebiliriz. Sanatla ilgili okullar, işler ciddiye alınmıyor hatta meslek olarak söylediğinizde alaya dahi alındığı oluyor. Bu sahneden sonra daha da hırslanan Andrew Neiman, tüm vaktini jazz’a ayırmaya kesin karar veriyor. Kendini tamamen müziğe adamanın bu işin ilk kuralı olduğunu düşünen Fletcher’a biraz daha kendini kanıtlamak için gittiği sinema salonunda çalışan kızla başladığı ilişkiyi de kızı küçümseyerek ve kendi mükemmeliyetçiliğinden bahsederek sonlandırıyor. Aslında annesi tarafından terk edilen bir gencin bu bağlanma sorununu ve kadınlara karşı tutumunu, yani bir kadına değil de davula, bagetlerine sarılma isteğini olağan karşılayabiliriz. Neiman artık hayatında onu terk edecek bir şey istemiyor, ayrılırken de kıza zaten ayrılacaklarını en azından bunu saygılı bir şekilde şimdiden yapmaları gerektiğinden bahsediyor. Zaten sevgi-güven konusunda pratiği olmayan bir gencin ilk uygulamada başarılı olmadığını ama sonra kızı tekrar aradığına da şahitlik ediyoruz. Hayatında davulu ve hayali dışında hiçbir şey olmayan Neiman, üstüne Fletcher’i da asla tatmin etmemeye başlar. Fletcher, sık sık başvurduğu duygusal-psikolojik şiddet yöntemini Neiman’a da koronun önünde uygular. Ona, annesinin terk edişinin haklılığını ve bir sürü kırıcı lafı söyler. Neiman önce baş müzisyenliğe yükseldiği koroda tekrar asistanlığı düşünce biraz daha hırslanır. Çünkü o artık hiçbir şey tarafından terk edilmek istemiyordur. Neiman antrenmanlarını yoğunlaştırır. Bir gece o kadar sıkı çalışır ki davulun bagetleri ellerini kan içinde bırakır. Çok önemli bir yarışmaya gidilirken, trafik kazası da dâhil olmak üzere türlü aksilikler yaşayan Neiman, kan revan içinde gittiği sahnede iyi performans sergileyecek gücü toplayamaz. Fletcher bu hassas durumu bile kabul etmez ve onu okuldan kovar. Bu psikolojik şiddetlerden daha önce bir öğrenci kendini astığından dolayı Fletcher’a, öğrencisine psikolojik zarar vermekten soruşturma açılır. Neiman, babasının da zoruyla hocasının aleyhine ifade vererek onu öğretmenlikten men ettirir.

Aradan çok zaman geçtikten sonra Neiman, Fletcher’ın şeflik yaptığı bir dinletiye gider. Fletcher ve Neiman oturup konuşurlar. Neiman’ı hafta sonu yapılacak önemli bir yarışmada çalmaya davet eder. Çoktan ekipmanlarını kaldırmış olan Neiman, çalabileceğinden emin değildir ama tekrardan sahneye çıkma düşüncesi onu çok heyecanlandırır ve yarışmaya gider. Eski kız arkadaşını da arayıp gösteriye davet eder baterinin başında sevileceğini,  takdir alacağını düşünür. Yarışmada bunun bir oyun olduğunu, Fletcher’ın atılma sebebini öğrendiğini anlayan Neiman tekrardan terk edilmiştir. Zaten aylardır çalarak öfkesini atamadığı davullarından uzak kalan bu genç artık eskisi kadar suskun ve saygılı değildir. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır, bu onu daha da saldırganlaştırır. Neiman kovulmasına rağmen sahneden inmez bildiği parçaları çalmaya başlar. Tüm orkestraya ve şef Fletcher’a işaretleri o verir. Fletcher ona gülümser ve Neiman hayatında ilk defa sevgiyi, başarıyı, onaylandığı hisseder.

Filmin ilk sahnesinde gördüğümüz Andrew Neiman’ın davuluna düşen minik ter damlaları, kan ve gözyaşıyla birleşecektir. Tüm bunlara direnirse var olacaktır, direnmezse de sönüp gidecektir. Tüm bu tere, kana sebep olan hocaya film boyunca ben kızamadım, sizin de kızacağınızı düşünmüyorum. Aslında kendisi en iyi olamamış ama en azından en iyi yetiştiren olmayı isteyen bir adam. Tıpkı kendini gerçekleştiremeyen bir babanın oğluna hükmedişindeki gibi davranmaya başlamış. O da öğrenciler olmadan ‘her’ müzisyen gibidir ve kendini kanıtlayabileceği bir yeteneği yoktur. Andrew verdiği ifade ile onun da elinden kendini kanıtlayabilmesini, hayallerini almıştır. Aslında karşılıklı duygular yaşanmıştır, ikisi de kendini kabul ettirmeye, var olmaya çabalamaktadır. Andrew nasıl ona kendini kanıtlamak için mükemmel olmak istiyorsa o da kendine, kendini ispat etmek için mükemmel olanı ve olmayı istiyordur. Son sahnedeki gülümsemesi ile Andrew’ün varlığını, ulaştığı noktanın mükemmelliğini kabul ettiğini artık gösterir.

Filmdeki ses efektleri, coşku ve seyirciyi ritim duygusuyla sürekli dinamik tutan his çoğu aksiyon filminden alınamayacak düzeydedir. Kişilerin karakter analizleri gayet başarılıdır aynı zamanda kurgusu da çok güzel ilerlemektir. Ayrıca filmin sanat yönetmeni Hunter Brown, filmde Türkiye’de el yapımı olarak üretilen zilleri kullanmayı tercih etmiş. Ben yapı taşları bu kadar güzel olan bu psikolojik bir gerilim sunan dram filmini sinemada seyredemediğim için çok üzüldüm. Ama umutsuzluğa kapıldığımda açıp açıp izleyebileceğim bir film kazandığım için de çok mutluyum.