Henüz 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nda kendini göstermeye başlamış olan Batı etkisi, toplumun yeniliklere açık olmaması nedeniyle ancak 19. yüzyılda benimsenebilmiştir. Bu benimseme süreci kendini 18. yüzyılın son çeyreğinde göstermiş ve padişah III. Selim’in desteğiyle ressamların Avrupa’dan İstanbul’a gelerek Batı sanatını bir nevi Osmanlı topraklarında tanıtmasıyla sağlanmıştır. Bunun sonucunda Batılı ressamların çalışmalarından haberdar olan Osmanlı yöneticilerinin resme karşı olan sert tutumları gevşemiştir. Bu gelişmelerle beraber 19. yüzyılda Batılılılaşma ve diğer bir adıyla Modernleşme askeri, sosyal, siyasi, sanatsal ve hukuksal birçok alanda yoğun bir şekilde kendini göstermiştir. Sonuç olarak ise tuval resmine duyulan yakınlık ortaya çıkmıştır. Sultan Abdülaziz’in desteğiyle sarayda çalışma imkanı bulan Stanislaw Chelebowski gibi yabancı sanatçılar, Osmanlı İmparatorluğu geçmişinin unutulmaz olaylarını resmetmişlerdir.

Stanislaw Chelebowski, “Varna Savaşı”, 1865 – 1875

Ardından II. Abdülhamid döneminde saray ressamlığı yapan Fausto Zonaro da Osmanlılar ve Yunanlılar arasında gerçekleşen Dömeke Savaşı (17-19 Mayıs 1897)’nı betimlemiştir. Güncel bir savaşın betimi olması açısından eser oldukça dikkat çekicidir.

Fausto Zonaro, “Dömeke Savaşı”, 1897

1900’lü yıllara gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu her ne kadar yıkılma sürecinin eşiğinde olsa da, I. Dünya Savaşı’nın önemli cephelerinden biri olan Çanakkale Cephesi’ndeki zafer, bu topraklarda yaşayan herkes için yeni bir umut ışığı olmuştur. Çanakkale zaferi türkü, ağıt ve şiirlerde olduğu kadar resim sanatında da kendini göstermiştir. Zonaro’nun başlattığı “güncel bir savaşı tuvale yansıtma” anlayışı bu şekilde devam etmiştir. Bununla birlikte, ressamların savaşı ve savaşın boyutunu tahmin ve hayal yoluyla resmetmedikleri, Almanya’dan gelen çeşitli dergiler ve gazeteler yoluyla edindikleri bilgiler ve fotoğraflar yoluyla zihinlerinde beliren atmosferi tuvallerine yansıttıkları hususu çok önemlidir. Çünkü asıl konumuz olan Şişli Atölyesi’de bunun farklı bir boyutunu, sanatçıların yarattıkları yapay bir cephede bire bir modelden çalıştıklarını göreceğiz.

I. Dünya Savaşı Sırasında Alman Askerleri

Sami Yetik, Mehmed Ruhi, Ali Sami Boyar, Nazmi Ziya, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Feyhaman Duran, Avni Lifij, Namık İsmail gibi sanatçılar önce Sanayi-i Nefise Mektebi’nde ardından Paris’te eğitim alırlarken 1914 senesinde patlak veren I. Dünya Savaşı ile yurda geri çağırılmışlardır. Fakat aldıkları eğitimi ve birikimlerini değerlendirmek isteyen bu sanatçılar için savaş ortamının getirdiği ekonomik sıkıntılar aşılmaz bir sorun haline gelmiştir. Bu ortamda sanat tarihçiliği, ressamlık ve devlet adamlığı yapan Celal Esad Arseven, Harbiye Nezareti’ne bağlı bir birime giderek ressamların içinde yer aldığı güçlüğü anlatmış ve bir fikir öne sürmüştür: Ressamların kendilerine ait bir atölyede çalışarak aldıkları eğitimi dışavurmaları.

Son Halife ve Ressam Abdülmecid Efendi Şişli Atölyesi’nde Ressamlar ve Askerler İle Birlikte

Bu sayede hem Osmanlı’nın, müttefiki olduğu Almanya ve Avusturya gibi Batılı devletlere karşı, sanatsal anlamda da güçlü bir devlet olduğu ispatlanacak; hem de “özgürlüğünü isteyen toplum” imajı herkesçe görsel bir boyut kazanacaktır. Böylece 1917 senesinde Şişli’de Bulgar Çarşısı olarak bilinen yerde üstü camla kaplı bir baraka kurulmuştur. Barakanın çevresindeki araziye siper çalışmaları için hendekler kazılmış, bir manga asker, bir top arabası, bir atlı asker, silah ve diğer gereksinimler de Harbiye Nezareti tarafından sanatçılara sunulmuştur. Bununla birlikte boya, tuval, fırça, muşamba gibi araç gereçler de Almanya’dan kısa süre içinde temin edilmiş ve ressamlar bu alanda çalışmalara başlamıştır.

Abdülmecid Efendi Şişli Atölyesi’nde Ressamlar İle Birlikte (soldan sağa: Ali Sami Boyar, Ali Cemal Benim, Namık İsmail, Abdülmecid Efendi, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Sami Yetik, Ruhi Arel)

Hikmet Onat, “Siperde Mektup Okuyan Askerler”, 1917

Hikmet Onat’ın “Siperde Mektup Okuyan Askerler” adlı eseri son halini birçok figür etüdünün ardından almıştır ve sanatçı savaşın duygusal boyutu üzerinde durmuştur.

Namık İsmail, “Al Bir Daha / Son Mermi”, 1917

Grubun en genç üyesi olan Namık İsmail “Al Bir Daha / Son Mermi” adlı eserinde savaşın acı dolu gerçeklerine değinmiştir.

İbrahim Çallı, “Türk Topçuları / Topçu Mevzi Alırken”, 1917

İbrahim Çallı ise yukarıda görmüş olduğunuz eserinde hareket dinamizmini ustaca yansıtırken, “Gece Baskını”nda ise Türk resminde görmeye alışık olmadığımız gece betiminde dışavurumcu bir tavır sergilemiştir.

Mehmed Ruhi, “Düşman Kaçtıktan Sonra”

Mehmed Ruhi “Düşman Kaçtıktan Sonra” adlı yapıtında Çanakkale Savaşı’nda bir çarpışma sonrasını resmetmiş, sol tarafta uzanarak yatan figür için ise Celal Esad Arseven’i model olarak kullanmıştır.

 

KAYNAKÇA:

DEMİRARSLAN, Deniz, “19. Yüzyıl Türk Sivil Mimarisinde Duvar Resmi Estetiği ve İstanbul Teması”, Mimarlık ve Yaşam Dergisi, C.1, Kocaeli 2016.

GÖREN, Ahmet Kamil, “Şişli Atölyesi”, rh+ Sanat Dergisi, S.4, İstanbul 2003.

ÖZPINAR, Ceren, Türkiye’de Sanat Tarihi Yazımı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2016.