Yazarımız Kerem Bozkurt, Tuna Kiremitçi ile yeni albümü ‘Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları’ , gelecekteki projeleri, edebiyat/müzik bağı üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

‘Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları’ albümü ocak ayında dinleyiciyle buluştu. Size 10 kadın sanatçı eşlik ediyor. Projeden bahsedebilir misiniz? Neden sadece kadın sanatçılarla düet yaptınız?

Söylediklerimiz genellikle sevda şarkıları. Haliyle, kadınla erkeğin düet yapması dramatik bakımdan daha doğru geliyor. Ayrıca sesim bariton olduğundan kadın sesiyle daha iyi tınlıyor. Projemiz Pasaj Müzik’in sahibi Murat Doğan’ın fikri. 2016 yılında her ay dergi çıkarır gibi şarkı çıkardık. Tek tek YouTube kanalımızda yayımladık. Her şarkıda yeni dinleyiciler katıldı ve aramızda bir çeşit yol arkadaşlığı oluştu. Yeterince şarkı birikince de albüme dönüştürdük. Şimdi de konserler veriyoruz.

Tarkovsky, VGIK sinema okulundan mezun olan her sanatçının sadece sinema değil aynı zamanda; müzik, edebiyat, resim, felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanlarında da yeterli derecede bilgi sahibi olması gerektiğini ancak böyle ‘komple’ bir sanatçı olunabileceğini söylemişti. Siz de müzisyenlik, yönetmenlik, oyunculuk, şair, roman yazarlığı, köşe yazarlığı gibi çeşitli sanatsal ve edebi işler yaptınız. Tuna Kiremitçi ‘komple’ bir sanatçı diyebilir miyiz?

Tabii o fazla iddialı olur. Ama sanatı karşılıklı ilişkiler içinde bir bütün olarak görmeye çalıştığım doğru. Müzik esas mesleğim ve kendimi ifade ettiğim alan. Edebiyat sevgimse rahmetli babamdan yadigâr. Sinemaya gelince, üniversitede sanat eğitimi almak istememden. MSGSÜ’de okuduğum yıllara minnettarım. Orada tedrisatından geçme şansı bulduğum hocalarımız bana bir sanat perspektifi kazandırdılar. Şimdi ben de öğrencilere o bilgileri aktarmaya çalışıyorum.

John Lennon, Bob Dylan ve Fikret Kızılok’u sevdiğinizi biliyorum. Yaptığınız müziği onlarla benzeştirdiğim anlar oluyor. Siz yaptığınız müziği hangi tarafa koyuyorsunuz? Bob Dylan demişken müzisyen ve şair kimliğiyle almış olduğu Nobel Edebiyat ödülü hakkında neler düşünüyorsunuz?

Haklısınız, sonuçta ozan geleneğinden geliyorum. Saydığınız isimleri dinleyerek büyüdüm. Tabii yanlarına Leonard Cohen, Bülent Ortaçgil ve Tom Waits’i de eklemek lazım. Bu yol kent ozanlığı. Haliyle, edebiyat ve şiirle her zaman dirsek temasında. Duygu ve düşünce ağırlıklı müzikten hoşlananlar için. Dylan’ın Nobel kazanmasına da her şarkı yazarı gibi ben de sevindim tabii. Mutluyuz, gururluyuz.

Fikret Kızılok ile geçmişte yapmış olduğunuz bir röportaj var. O röportajdan ve Fikret Kızılok’tan bahsedebilir misiniz? Başka müzisyenlerle de röportajlarınız oldu mu? Bunları kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?

O röportajı yaptığım gün hayatımı değiştiren gündür. Fikret ağabeyinin Feneryolu’ndaki evinin mutfağında 3-4 saat konuşmuştuk. Müziğe, Türkiye’ye ve dünyaya bakışından çok etkilenmiştim. Bir sanatçının yaptığı iş üzerine bu kadar kafa yormasına hayran olmuştum. Ama meslekten gazeteci olmadığım için başka dişe dokunur bir röportaj anısı gelmiyor açıkçası aklıma.

Bir röportajınızda roman yazmayı bırakmakla alakalı şunu söylüyorsunuz: “Edebiyatçılar zaten beni hep müzisyen olarak gördüler, edebiyatçılığımı kabul etmediler.” Şu an öykülerinize devam ediyorsunuz ve hayatınızda hep var olan müziğe ağırlık verdiniz. Müziğe ağırlık vermenizin sebebinin altında ne var? “Edebiyatçılara” kırgın mısınız?

Tam aksine, bugün şarkı yazabiliyorsam edebiyatçılar sayesinde. Mesela Ataol Behramoğlu “Bu Aşk Burada Biter” şiirini bestelememe izin vererek bana bestecilik kapısını açmıştır. Yaşıtlarımdan da ufkumu genişleten yakın dostlarım var. Hakan Günday, Murat Menteş, Yekta Kopan, Nermin Yıldırım… Müzik konusunda da beni hep teşvik ettiler. Öyle önemli bir romancı olduğumu asla düşünmüyorum ama iyi bir edebiyatseverim.

İlk albümünüzü 1996 yılında çıkardınız. Son albümünüzde 18 yaşında yazdığınız şarkı da var, yeni yazdığınız şarkılar da. Dünya müzik tarihine adını yazdırmış sanatçılara baktığımız zaman müziklerinde hep bir “olgunlaşma” görüyoruz, bu sizin müziğinizde de var. Ama şu an Türkiye’de bazı sanatçıların yıllar geçmesine rağmen maddi kaygılardan ötürü “olgunlaşamadığını” görüyoruz. Siz Türkiye’deki ve dünyadaki müzik endüstrisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Müzik endüstrisini hakkında fikir beyan edecek kadar tanımıyorum. Kendi küçük bahçesini çapalayan bir emekçiyim. Bir tıkanıklık olduğu konusunda herkes hemfikir. Medya da alternatif müziğe dünyanın her yerinde az yer veriyor. Ama gençler internet sayesinde bu durumu baypas edip dinleyicileriyle buluşmanın yollarını bulabiliyorlar. Sofar, Zeplin, Akustikhane gibi YouTube kanalları sayesinde. Asıl mesele coğrafyamızdaki kültürel çoraklaşma. Jehan Barbur’un Diyarbakır konserinin içki satılıyor gerekçesiyle iptal edilmesi mesela. Böyle şeyler çok daha can sıkıcı.

İçerisinde şarkılarınızın olduğu bir kitap çalışmanız var. Şimdiye kadar yazdığınız kitaplar başka dillere çevrildi ve yurt dışında da bir okuyucu kitleniz var. Yazar/Müzisyen olarak dünyada Patti Smith ve Leonard Cohen gibi efsaneler var.  Müzikle alakalı yazdığınız bu kitabın yurt dışında yayınlanması halinde bu efsanelerden biri de Tuna Kiremitçi olabilir mi? Kitabın içeriği hakkında biraz daha detay vermeniz mümkün mü?

Estağfurullah, dediğim gibi, sadece bir müzik emekçisiyim. Kitabı hazırlamamızın sebebi şiirler ve şarkılarımı eli yüzü düzgün tek bir ciltte toplamak. Bazı nostaljik fotolar falan da olacak içinde, müziğe ilk başladığım yıllardan. Meraklısına.

‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’ kitabınız filme çevrildi. Ama filmin yönetmenlik koltuğunda ve senaryo ekibinde siz yoktunuz. Hem yönetmenliği hem de senaryosunu yazacağınız müzikal tarzında bir film projeniz var mı?

Açıkçası yok. Bir ara özgün senaryolar yazıyordum ama sinema sektörünü tanıyınca vazgeçtim. Sinemayla ilişkimi akademik düzeyde tutmaktan gayet memnunum. Hem zaten hayat tek bir sanat için kısa.

Yazı yazmak yalnız bir eylemdir ama müzik yapmak sosyalleştirir diyorsunuz. Tuna Kiremitçi müzik ve edebiyatı hangi noktalarda birleştiriyor?

Dediğim gibi, şarkı yazabilmemi edebiyatçılara borçluyum. Özellikle de şairlere. Kaldı ki ozan şarkıcılık da bir yerde şairlik çabası zaten. Prensip olarak halk ozanlığından çok farkı yok. Sadece nazlı yârini çeşme başında değil metro çıkışında bekliyorsun!

Tuna Kiremitçi’nin varoluşunda sizi etkileyen yazarlar, kitaplar, müzisyenler, fikir insanları ve şehirler hangileridir?

Oktay Rifat, İsmet Özel, Ataol Behramoğlu, Turgut Uyar ve Füruğ en sevdiğim şairlerdir. Bir de tabii ki Nâzım! Romancı arkadaşlarımdan başka Kurt Vonnegut ve Boris Vian’a bayılırım. Ozan şarkı yazarları her zaman başımın tacıdır. Daha önce söylediklerimden başka Jacques Brel, Victor Jara, Vilademir Visotski ve tabii Aşık Veysel… Bir de Balkan kökenli olduğumuzdan bizde Bektaşilik vardır. Kamu alem birdir bize.

*Tuna Kiremitçi’ye teşekkür ederiz.