Dün akşam, Ece Bozkaya ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ses kaydını dinlerken, Yılmaz Gruda’nın sözlerini hatırladım : “Tiyatro bir yorum işidir. Tiyatrocuyu yazarın ağız ulağı olmaktan kurtarıp soylu kılan ögelerden biri..”

Dahası “çığırtkan olmayan, derinlemesine bir oyunculuk kimliği, sahnede misli, menendi olmayan, derme çatma ucuzluklardan, sığlıklardan uzak kalabilmek, popülariteye yenilmemek, sanatçı kimliğinden ödün vermemek” diye düşündüm.

Ece Bozkaya’yı geçtiğimiz ekim ayında, ilk kez sahnede izlediğimde, itiraf etmeliyim ki başarısına özellikle de rol hakimiyetine hayran kalmıştım. Eyvah, bu rolden sonra şimdi ne yapacak, hangi projede bu çıtayı daha da yukarılara taşıyacak, endişesi taşımadım, diyemem. Ama konuşurken, ‘gelecek vadeden’ bir oyuncu olarak bulunduğu noktanın, hedeflerinin ayrımında oluşu, tüm kaygılarımı bir anda silip attı. Rahatladım.

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nde okumuş Ece Bozkaya. Klasik bale yaptığı on iki yıl boyunca Royal Academy of Dancing sınavlarına girmiş, bir taraftan da piyano dersleri almış. Henüz öğrenciyken; TİM Show Center’da ve çeşitli sahnelerde çocuk tiyatrosu yapmış. Danslı, şarkılı oyunlar…

 “Aslında altı, yedi yaşlarında başladığım bale vazgeçilmezimdi ancak acımasız bir gerçek vardı ki, en çok otuzlu yaşların hemen ilk yıllarında baleye veda edecek ya koreograf ya da bale öğretmeni olacaktım. Tercihimi, tiyatrodan yana kullandım.”

2011 yılında Bölüm Başkanlığı’nı Şebnem Sönmez’in yaptığı Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuarı Oyunculuk Bölümü’nü kazanmış. Sınava kendi kendine hazırlanmış, kimseden yardım almadan.

MSM’de okuduğu süre boyunca çeşitli reklamlar ile “Bulutların Ötesinde”, “Güneşi Beklerken”, “Muhteşem Yüzyıl”, “Paramparça” dizilerinde ve BKM’nin “Sen Kimsin” adlı filminde rol almış. Ve ayrıca, Rock FM’de “Rabarba” adlı programda konuk sunucu olarak program yapmış.

Çağlar Çorumlu’nun kurduğu Tiyatro OPS’da 2015 yılında Oyuncu/Yönetmen Nefrin Tokyay’ın yönettiği oyunda yönetmen yardımcılığını üstlenmiş. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde bir dönem dramaturji üzerine Nefrin Tokyay’ın asistanlığını yapmış.

“Nefrin Hoca ile tanışmak hayatımın dönüm noktası oldu, hiç kuşkusuz. Çok şey öğrendim kendisinden.”

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda “Savaş Çiçekleri” adlı oyunda yer almış.

Bazen tek bir replik bütün bir hayatın imzasıdır, hani. İlk antre, kısa bir es, alkışlarla kesilen sahneler, göz bebeklerinden süzülen bir damla yaş. Bir kalp çarpıntısı, bir kırılış anı.

Juliette, ama sanırım en çok Nora’yı sahnede yaşar kılmayı hayal ederken Tiyatro Profesyonel Artı Sonsuz’dan gelen teklifi kabul ederek, 24 Ekim 2018- 15 Mart 2019 tarihleri arasında, Yusuf Dündar ‘ın yazdığı “Günışığına Mektup” adlı oyununda rol aldı.

“Teksti ilk okuduğumda Antik Dönem tragedyalarından izler hissettim. Duygularıma güvendim, elbette kaygılarım, acabalarım, şüphelerim, uçsuz bucaksız korkularım oldu. Farklı katmanları, duygu girdapları, değişik okumaları olan bir roldü, zordu. Başarabilecek miydim? Ürkmemek elde değildi.”

Ve eserin dünya prömiyerinde o korkunç aksilik… Öyle bir noktadaydı ki, deniz bitebilir karaya vurabilirdi. Ama, öyle olmadı.

“Evet, oyunun başlamasına saatler kala iğne oldum. Kalçamda oluşan bir komplikasyon nedeniyle yaşadığım ağrıyı tarif edemem. Nasıl oynayacağımı, sahnede nasıl hareket edeceğimi bilemiyordum…”

Ve ilk replik :

“Hayır! Hafızam muziplik peşinde yine. Sen bitirdin galiba..”

Şimdi düşünüyorum da, kimi şeyler ancak geriye bakınca anlaşılıyor ve daha doğru değerlendiriliyor sanırım.

Sahnede son derece yetenekli, yirmili yaşlarında, genç bir kadın vardı.(Belki de şu ya da bu nedenle yitirilmiş gerçeğin ta kendisiydi o an.) Oynamıyor, rolüyle kurduğu içsel bağla adeta karaktere ruh üflüyordu. Sahiciydi, doğaldı. Rolün üstüne duygularını koydu, yüreğini, terini, hırsını. Gözleriyle, bedeniyle oynadı. Esere artı değer kattı. En önemlisi de, harfleri iyi artiküle etti, vurgu, duygu hatası yapmadı. An geldi gözleriyle değil, tüm bedeniyle ağladı.

Ve son replik:

“Arabacım da kara yağız bir delikanlı olmalıymış! Bekleyeceğim. Tıpkı Rawan gibi. Diğerleri gibi… Sonra da vasiyeti yerine getireceğim. Galiba bir de şöyle demişti şair : ‘Yusuf karanlıklara, ateş Kenan’a düştü.’ Olsun. İyidir ateş, kapatır yaraları, isi, kiri, pası temizler. Bazen yanmak iyidir.”

Ve alkışlar, tıpkı suya düşen bir damlanın büyük bir dalga oluşturması gibi alkışlar.

Salondan çıkarken Ebru’dan bahsediliyordu. Kimileri birkaç diziden hatırlıyor, kimi Trivago’dan, ama hemen herkes Ece Bozkaya’nın başarılı yorumundan etkilenmişti. Yeni bir oyuncu kazanmıştı tiyatromuz. Yetenekli bir oyuncu. Üstelik başrolünde duygu olan bir oyunda, tekniği, sahne ışığı ve  kulak verdiği iç sesiyle, izleyicinin yüreğine, beynine sızmayı bilmişti.

Ece Bozkaya, Ebru rolünde ‘sanatla, hayatla, kendiyle ödeşmiş’ti. Artık inanıyorum, rastlantılar, hiç de rastlantısal değil.

“Başrol olarak başlamak elbette bir fırsattı. İyi değerlendirmeye çalıştım. Farklı roller oynamak, tek bir karakterle devam etmemek, tekrarın kolaylığına yenilmemek istiyorum. Tiyatroda binbir yüzüm olmalı.”

“Sanatta, iletişimde yeni bir dil oluşuyor. Bugün dünyaya gelen bir çocukla doğru ve etkin bağ kurabilmek için o yeni dile uyum göstermek zorunda olduğumu, biliyorum. Zaten tiyatro, bitmeyen bir öğrencilik, yaşadıkça devam eden bir eğitim, sahne gerçek bir er meydanı.”

Hayalimde ‘Nora’ var, ‘Romeo ve Juliette’ ve bir de ‘Kadınlar da Savaşı Yitirdi’ de Lily.”( Burada lafa karışıp Derya Gülü’nde Meryem, diyorum.)

“Bu sezon sahnelenen oyun sayısındaki hissedilir artışı olumlu karşılıyorum. Herkes tiyatro yapsın, söylenecek sözünü söylesin, derim. İzleyici ve zaman en büyük hakem, bana göre. Nitelikli yapımlar ve oyuncular kalacak, diğerleri süzülüp gidecek.”

“Buğulu bir pencere camına ‘sevgi ‘ yazardım. Kendimizi, başkalarını, doğayı, işimizi, hayatı kısaca her şeyi sevmek zorundayız.”

 Tiyatromuzun genç, yetenekli, egosunu bir yana itmiş, tevazu sahibi, mesleğine ve izleyicisine saygılı, her yaşar kıldığı rolde kendini aşan yeni yüzlere, nefeslere ihtiyacı olduğunu biliyorumEce Bozkaya onlardan biri.

Nice sezonlara, ödüllere, başarılara….