2016 Temmuz ayıydı; arkadaşlarım ile dolu dolu bir tatil yapmama ve eğlenmeme rağmen Ankara’ya dönüşümde kendimi inanılmaz amaçsız ve yorgun hissediyordum. Herkesin sanal hayatlara boğulduğu, sosyal ilişkilerin erozyona uğradığı Ankara’da tabii ki bu duygularıma hiç yardımcı olmamıştı. Boğulduğumu hissediyordum, nefes almam gerekiyordu.

Gezmeyi her zaman seven biri olmuşumdur. Ama genelde bu eylem için tercihlerim ne yazık ki otel, ev tutma ya da yazlık oluyordu. Bir gün internette dolaşırken sırt çantalarını kapıp dileğince gezen insanları gördüğümde sanırım kendi eşiğimi de kırmış oldum. Aklımda sadece tek bir soru vardı: ‘Ben neden yapamayayım ki?’

İlerleyen günlerde bu sorunun yarattığı merak ve heyecan duygusu ile hazırlanmaya başladım. Aklımda sadece 3-4 gün sürecek kısa metrajlı bir gezi vardı, bilmediğim ise bu eylemin tamamen istediğim şey olacağı ve planladığımdan çok daha uzun süre yollarda olacağımdı.

Tekrar-Nefes-Alabilmek-İcin-Yapilan-Bir-Yolculuk-1

Gerekli eşyaları ayarladıktan sonra rotamı belirleme vakti gelmişti. Elimde daha önceden aldığım Electropol Festival bileti vardı. Festivale katılır ve ordan yolculuğuma başlarım düşüncesi ile İstanbul ve çevresindeki doğal güzellikleri araştırdım. Bu araştırma sonucunda Ağva Kilimli Koyu diye anılan bir yer öne çıkıyordu. Tam bu sırada festival yerinin değiştiğini ve bilet iadesi imkanının doğduğunu öğrendim, hiç düşünmeden festivalden vazgeçip direkt Ağva’ya gitmeye karar verdim ve İstanbul biletimi aldım.

İstanbul’a vardığımda bir arkadaşıma durumumdan bahsettim ve en azından beni İstanbul’a 97 km uzakta olan bu yere gidebilmem için Şile’ye kadar götürmesini rica ettim, ondan sonra otostop ile koya gitmeyi planlıyordum. Arkadaşım ricamı kırmadı ve yola koyulduk. İstanbul’un boğucu trafiğinden ve kirliliğinden kurtulduktan sonra Şile yolu ve kendisi ilaç gibi geldi desem yalan olmaz. Arkadaşım Ağva’ya gidebilmem için beni sahil yolu başlangıcında bıraktı. Bu yolculuk karşılığında onun bolca fotoğrafını çektikten ve onun beni otostoba uğurlamasından sonra yollarımız ayrıldı.

Tekrar-Nefes-Alabilmek-İcin-Yapilan-Bir-Yolculuk-2

Sanırım yarım saatlik bir yürüyüş sonrası 30’lu yaşlarda ismini hatırlayamadığım bir abinin durup beni alması ile bekleyeşim son buldu. Abiye beni Ağva’ya kadar bırakıp bırakamayacağını sorduğumda ,onun da Kilimli Koyu’ndaki restorana gideceğini söylemesi, beni hem şansımdan dolayı sevince hem de koyda bir yapı olduğunu öğrenmekten kaynaklı bir üzüntüye itti. Sonrasında bunun çok gereksiz bir üzüntü olacağını anlayacaktım.

Kilimli Koyu’na vardığımda esen bir rüzgar, dalgalı ama güzel bir deniz ve park etmiş arabalar gördüm. Açıkcası beklediğim şey bu değildi ta ki restoran arkasından uzanan bir yol ile gidilen tepelerdeki çadırları görünceye kadar. Oraya vardığımda karşımda uzanan güzelliği sadece size gösterebilirim lakin bendeki yansımasını anlatamam. Etrafa baktığımda 6-7 kişi daha çadırını kurmuştu. Bir grup mangal yakma hazırlığında iken sonradan tanışıp dost olacağım Berk, Didem ve Birgül ise çadırlarının önünde sohbet ediyorlardı. Çadırımı kurduktan ve birkaç fotoğraf çektikten sonra yolun da verdiği yorgunlukla biraz kestirmeye karar verdim, yarım saat oldu olmadı birilerinin sürekli şekilde çadırımı dürtmesi ile uyandım. Çadırımı dürtenin kim olduğuna bakmak için çadırdan çıktığımda ise çadır alanımızın keçiler tarafından işgale uğraması beni epey güldürdü !

Tekrar-Nefes-Alabilmek-İcin-Yapilan-Bir-Yolculuk-3

Tekrar-Nefes-Alabilmek-İcin-Yapilan-Bir-Yolculuk-4

Tekrar-Nefes-Alabilmek-İcin-Yapilan-Bir-Yolculuk-5

Topluca keçileri kovaladıktan sonra Berk’lerin çadırına doğru gidip bu güzel grup ile tanıştım. Uzun zaman sonra kimsenin telefonuna dokunmadığı, birbirlerini dikkatle dinlediği kaliteli bir sohbetin tadına varmak, yola çıkarak ne kadar doğru bir karar verdiğim konusunda beni cesaretlendirdi. Bu güzel sohbet karşımda oluşan gün batımı manzarası ile yarıda kesildi, karşımda oluşan görüntü inanılmazdı, kendimi fazlasıyla enerjik ve iyi hissetmiştim. Bir müddet fotoğraf çektikten ve çene çaldıktan sonra kitabımı alıp okumaya başladım. Telefon kapalı, gereksiz ses kirliliği yok, tertemiz bir hava… İçimden gelen sesi bastıramıyordum; “Oğlum Özgür, aradığın şeyi buldun!”

Tekrar-Nefes-Alabilmek-İcin-Yapilan-Bir-Yolculuk-6

Gecenin alacakaranlığına kadar ateş başında, güzel bir sohbet ile keyifli saatler geçirdikten sonra herkes uyumak için çadırlarına çekildi, ben ise buradaki gün doğumunu kaçırmamalıyım düşüncesi ile saatleri kovaladım. Uykusuzluğun da verdiği etki ile epey yorulmuştum tabii, bu yorgunluğum da gün doğumunu kucaklarken son bulmuştu, kendimi tek kelime ile harika hissediyordum. Berk’ler uyandıktan sonra bir yandan onlara çektiğim fotoğrafları gösterirken diğer bir yandan topluca kahvaltı hazırlıklarına giriştik. Tepede olan tüm kampçıların ortak olarak hazırladığı bu kahvaltıda uzun zamandır unutulan yardımlaşma ve paylaşma gibi kelimelerin hala değerli olduğunu gördüm. Öğleden sonra ise yeni tanıştığım ama kendime çok yakın hissetiğim bu güzel insanlara veda etmiştim. İçimdeki ses bağırıyordu, “Sakın durma devam et sonunda istediğini buldun!” Bende var gücümle cevap verdim, sıradaki durak Bozcaada!

Tekrar-Nefes-Alabilmek-İcin-Yapilan-Bir-Yolculuk-7

Tekrar-Nefes-Alabilmek-İcin-Yapilan-Bir-Yolculuk-8