Ama işte bir çaresizlik, bir bocalama gördüğüm anda eriyiveriyorum ben -yani maskelerin düştüğünü, planların boşa çıktığını gördüğüm anda. Çok sevdiğim ama tanık olmakta da suçluluk duyduğum bir andır bu, o nedenle hemen sonrasında bu suçluluk duygusunu bastırmak için, anlatılmaz, sıcacık bir şefkatle dolar içim.

Durdun. Daha fazla okumadan düşünmeye başladın okudukların üzerine. Anlatılanlar, anlatanın anlatabildiği sınırda mıydı? Yoksa susulduğunda da anlatı devam mı ediyordu? Peki sen, anlatmak istediklerinin ne kadarını yazıya dönüştürebiliyordun? Kelimelerle öldürdüğün her üç yüz altmış beş günde, yazdıklarından geleceğe yarıdan azı kaldığında, çoktan unutulduğunda ne kadarı anlaşılmış olacak çağının modern destanının?

Yazdıklarım, beni gelecekteki bir binyılda, bugünü paylaştığım diğer insanlarla aynı anda tek ve aynı kişi olmaktan koruyacak. Biliyorum. Her öz mutlak diğerinden bir farklılık barındırır kuytu bir yerinde. Elbet bu önemsenecek kadar küçük farklılık da yazıda kendini ele verir. Bu zamanların suçlarına ortak olduğum her canlıdan ayırt edilebilecek bir iz bırakabilirim. Bırakmalı mıyım?

Çelişkilerin var olsa da yazacaksın. Bilincin bilinç dışının personası. Yaşadığın karmaşa senin çaresizliğin. Unutulacaksın, unuttuğun gibi. Yıllar önce okuduğun kitapları yeni algılarının ışığında yeniden okuyacaksın: I Love Dick, Einbahnstrasse, Bûf-i Kûr…

İşte, ömür bu kadar uzun. Hatırlayacaksın, bir gün hatırlanmak için.

Sanatçılar şefkatli midir? Yazarlar, neden yazarlar? Okuyanlara ışık tutmak mı isterler yoksa gölgelerinin kendilerini terk edeceği âna doğru sönmeye başlamış pek muteber ışıltılarını kaybetmemek midir tek tasaları?

Alacakaranlığı göresiniz diye perdeyi daha sonra kapatacağım.

Görmek için belki de yeteri kadar kör olmak gerekli. Bakmak yetmiyor. Sınırlı deneyimlemelerse bir hiç. Görmek bu değil, anlamaksa ufukta bile yok. Ölürsem, yaşadığım hayat bir gerçeğe dönüşecek. Bitmişse başlamıştır. Şimdi ateşin bilgisi dağlıyor beni. Görüp anladıkça yaralarım derinleşiyor. Fark etmenin ışıltısı kör gözlerimi yakıyor. Aydınlık acısız gelemez mi?

Ne çok soru var aklına takılan. Neden cevaplar arıyorsun? Bunu düşün. Belki de daha güçlü sorular sorabilmen için. Oku.

İnsan sanki bir tiyatroda tutsakmış da sahnedeki oyunu ister istemez izlemek zorundaymış, bunu ister istemez, durup durup yeniden düşüncenin ve konuşmanın konusu etmek zorundaymış gibi.

Anladın mı? Tekrar oku. Sonra tekrar. Tekrar. Ne kadar katlanabilirsin tekrara? Gündelik hayatın yükü ağırdır. Neden yazacaksın biliyor musun? Kelimeleri öldürmek için. Tanımladığın her anlam unutmanın dehlizlerinde yerini alacak.

Durdum. Durdu. Sustum. Sustu. Aynadan çektim yüzümü. İzliyor beni gölgem gibi, karanlık sır dolu ben. İğrenç kahkahasıyla gene vuracak düşüncelerime ket.