Kimilerinin görmek için kıtalar değiştirdiği, millerce yol gitmeyi göze aldığı, gecenin karanlığına en fantastik katkıyı yapan Aurora’lar aslında gerçekten de bu dünyadan değil, tam anlamıyla uzay mahsulü!

Aurora temelde çetin güneş fırtınalarının uzaya fırlattığı yüklü parçacıkların dünyamıza sığınıp buna çok mutlu olması sonucu oluşan renklerdir. İşin romantik kısmını bir yana bırakırsak Aurora, Kyoto Üniversitesi ile Krushu Üniversitesi’ndeki bilim insanları tarafından; güneş fırtınaları sonucu ortaya fazla sayıda element yayılması ile birlikte, solar rüzgarlarla yaklaşık saatte 1 milyon mil hızla güneşten ayrıldıktan yaklaşık 40 saat sonra elektron yüklü maddelerin dünyanın manyetik alanına girdiklerinde ışıkla birleşerek bir etkileşim oluşturmasının sonucu olarak gelişen dalgalar olarak tanımlanmış.

Dünyanın güneş rüzgâr ve fırtınalarla etkileşime giren katmanına “Manyetosfer” denir.Dünya, güçlü bir manyetik alana ve bu alanın etkisi ile şekillenen önemli bir manyetosfere sahiptir. Yer manyetosferi, tanım olarak, gezegenin manyetik alanın etkisi ile “Güneş Rüzgârı” adı verilen Güneş kökenli hızlı parçacıkların oluşturduğu plazma akımının saptırılarak engellendiği bölgedir.

İşte Auroralar tüm bu bilimsel verileri takip ederek dünyanın manyetik alanına göre bir rota oluştururlar. Yarattıkları özel şekillerin izlerken “Aa kuşa benzedi, yok yok ağaç gibi” dediğimiz durumların sebebi aslında manyetik alandır.

Ünlü İsveçli fizikçi ve astronom Celcius – biz onu her ne kadar yarattığı sıcaklık sisteminden tanısak da – hayatı boyunca gezegenin gariplikleriyle ilgilenmiş ve Aurora’ları manyetik akımlarının manyetik alanın ispatı olduğunu savunmuş.

Aurora’lar temelde ikiye ayrılır: En basit haliyle kuzey noktalarında gözlemlenenlerine Aurora Borealis (Kuzey Işıkları), Güney Kutup bölgelerinde gözlenenlerine Aurora Australis (Güney Işıkları) deriz.

Aurora Borealis’in uzaydan görünüşü

Kuzey kutbunda yaşayan ilk insanlar için işler bu kadar sinematografik olmamış tabi, korkan yerli halk onları dans eden ruhlar olarak tanımlayıp uzun süre varlıklarına cevap bulmaya çalışmışlar.

Tabi korkunun yanında bu ışımalar bölgede yaşayan insanların günlük hayatlarını da etkilemiş Kuzey Yarım Küre’de güç kaynaklarının azalmasına ya da uydu sistemlerinde hatta petrol borularında sıkıntılar çıkmasına sebep olabiliyor. 1989 da Quebec kentinde çıkan ışımalar sonucu bölgedeki güç sistemleri bozularak radyo ve haberleşme ağlarını yıkmış 9 milyon insanı elektriksiz bırakmış olması gücünü kanıtlar nitelikte aslında. Yapılan incelemelerde Aurora’lara sebep olan güneş fırtınalarının 2016 yılında 26 balinanın kuzey denizine vurmasına da sebep olduğu görülmüş. Büyük ölçekteki güneş fırtınalarının jeomanyetik bozulmalara sebep olduğu ve balinaların yön bulma silahı olan sonarlarını bozukları için bu olayın yaşandığı fikri hâkim.

Peki dört dörtlük bir Aurora için ihtiyacımız olan malzemeler neler?

Oksijen: Pembe tonlarda Aurora sevenlerin en sevdiği element olabilir. Temelde yeşil ve kırmızı rengi bünyesinde barındırır. Ama absorbe edilen enerji miktarına göre 240 nm’ye kadar yeşil daha yüksek değerlerde kırmızı ve tonlarını gösterir.

Oksijenin başka bir atom veya molekülle çarpışması yüksek enerjisini emecek ve temel hale geçmesine engel olacaktır. Atmosferin üstünde yüksek oranda oksijen bulunur. Bu tür çarpışmalar seyrek olduğu için oksijen kırmızı-pembe ışık yayabilir. 240 nm’den aşağılara indiğimizde ise klasikleşmiş Aurora rengi olan yeşil ortaya çıkar.

Nitrojen (Azot): Favorim olan masmavi Aurora’ların kaynağı yüce elemen Azot. Tüm bu olaylar yaşanırken atomlar yeniden iyonize olursa elektron kazanarak mavi ışığı oluşturacak ve gönüllerimizi kazanacaktır. Fakat yüksek enerji seviyesinden düşük enerji seviyesine düşerse yine kırmızı pembe ışığa maruz kalacağız demektir. Tabi bu durum yüksekliğe de bağlıdır. Olaylar 90 km yükseklikte gerçekleşiyorsa mavi bunun üzerinde gerçekleşirse kırmızı renk alacaktır.

Kendinizi bir bilim kurgu filmi ya da Disney animasyonunda hissetmek için Aurora izlenecek yerler ise şöyle:

Norveç – Tromsö:

Buzul çemberinin 217 mil kuzeyinde bulunur ve en çok ziyaretçiyi Kasım – Mart ayları arasında alır.

Kanada – Yellowknife:

Kuzey enlemi ve ışık kirliliğinin en az olduğu bölge olması açısından kendinizi Aurora cennetinde hissedebileceğiniz nadide ülke. Yellowknife’daki büyük esir gölü çevresinde düzenlenen Aurora izleme turlarına katılabilirsiniz.

ABD – Alaska:


Şu sıralar gitmek pek mümkün olmasa da vize krizleri çözülür çözülmez kendinizi Alaska eyaletinin 30 km kuzeyindeki tepelerde Aurora izlerken bulabilirsiniz.

Finlandiya – Rovanemio – Ivalo:

Lapland bölgesindeki Rovanemio ve Ivalo adlı iki köyde kutup ışıklarını izlemek için çeşitli oteller ve mekanlar bulabilirsiniz. Hatta isterseniz cam tavanlı özel gözlem evlerinde ormanın içinde gözlem zevkinizi katlayabilirsiniz.

Grönland:

“Bunlar beni keser mi sandın?” diyenlerdenseniz çoook uzaklara gitmeniz gerekebilir. En iyi seçenek de Grönland olacaktır.

Tüm öğrendiklerinden sonra Dünya’nın etrafını Aurora’larla gezmek isteyenler için bunu da şöyle bırakalım.

 

 

Selin Nazlı Onan (babası kimlik çıkartmaya bir sevinçle gidip Nazlı’yı eklemeyi unutsa bile kendisi eklemekten hiç vazgeçmedi)3 Temmuz 1994’te Fatih’in bavyerası sayılan Cerrahpaşa’da 9 ay 13 günlükken bir cuma günü dünyaya gelerek ailesine ve sağlık personellerine klişe korku filmlerinin tatlı heyecanını yaşattı. Çocukluğundan beri DNA’yı nedense pek sevdi, büyüdüğünde kendini Moleküler Biyoloji okurken buldu. Şu sıra derslerini bir an önce verip özgürlüğüne kavuşma ve çılgın bir bilim insanı olma yolunda.