Pazar sabahı erken uyanmış olmak yeterince keyifsiz bir durumdu benim için. Veli’nin mesajını okuduktan sonra dışarıda yağmakta olan sulu sepkeni bir süre daha  seyrettim, günlerdir yağıyordu. Sinir bozucu şekilde ne duruyor ne de kara dönüyordu.

Geç kaldığımı fark edip havaya aldırmadan hızlıca evden çıktım. Buluşacağımız park evime çok yakındı, kısa sürede varmıştım. Elinde şemsiyesiyle beni bekliyordu, gözlerimizle selamlaştık ve sabırsızca anlatmaya başladı. O kadar doluydu ki araya girip bir şey söyleme şansım olmadı. Konuşuyor, konuştukça zehrini akıtıyordu sanki, sonra bir nefes arası bana sıkıca sarıldı ve yine konuşmadan gözlerimizle vedalaştık.

Arkasından bakarken son söylediği cümleler kalmıştı aklımda, birçok neden saydıktan sonra “Sen bağlama çalmayı bile bilmiyorsun,” demiş kız Veli’ye, haklıydı tanıyordum Veli’yi. Hayatı boyunca hiç enstrüman çalmamıştı, bağlamayı da çalamazdı zaten ama gerekirse o bağlamanın teli olurdu fakat kız da bunu anlayamamıştı.

Eve dönmeye karar verdiğim sırada gökyüzü pembeleşmiş, sulu sepken ise yerini yavaş yavaş kara bırakmaya başlamıştı.

“Aşk sahip olmadığın bir şeyi , var olmayan birine vermektir.”
Aslı Erdoğan

Karşılıksız aşk her coğrafyada, her dönemde edebiyata ve sanata konu olmuştur. Farklı kültürlerin, farklı anlatımı olsa da hikayenin her zaman bir kaybedeni, çaresiz şekilde vazgeçeni olması çoğunlukla değişmeyen bir durumdur.

Bu hikayelerden biri 1950’li yıllarda Paris’in St. Germain bölgesinde, dönemim entelektüellerinin ve sanatçıların yaşadığı bohem bir hayatın içinden gelmekte .

Hollanda fotoğraf ve sinema dünyasının önemli ismi Ed Van Der Elsken 1950-54 yılları arasında Paris’in sol yakası olan bu bölgede yaşadı ve çalışmalarını bu bölgede yaşayan insanların hayatı içinden üretti.

Aynı zamanda kitaplaşmış olan “Sol Yakada Aşk” projesi hem gerçeklik hem de kurgu içermektedir. Seine Nehri’nin sol yakasındaki Latin Mahallesi’nde yaşayan ve herkesin hayranlığını kazanmış olan Vali Myers’ın (kitaptaki adı Ann) hareketli aşk hayatına odaklanır.

Henüz 20’li yaşlarında, dansçı olmak isteyen  bu genç ve güzel kadının etrafı her zaman erkeklerle çevrilidir. Ed Van Der Elsken, projesini oluştururken Vali Myers’ın gerçekliğine kurgusal bir ekleme yaparak kitabın çekiciliğini daha da arttırmayı hedeflemiştir. Meksikalı bir genç olan Manuel, Ann’e aşıktır ancak bu aşkın karşılığı yoktur. Manuel, Ann’in ilgisini çekmeyi bir türlü başaramaz ve daha sonra Ann’in bir kadınla olan ilişkisini öğrenen Manuel ülkesi Meksika’ya geri dönmeye karar verir.

Hayatımızın her döneminde bizi yakalayan hayal kırıklıkları, kimi zaman arkamızı dönüp gitmemize neden olurken kimi zaman ise büyük kitleleri bile etkileyebilen bir anlatıya dönüşebiliyor. Sürekli hayal kırıklıkları yaşıyor olmamızın belki de en güzel yanı hala vazgeçmeden hayal kurabilmenin bize verdiği umut duygusudur.