İstanbul’un tarihi yarımadasında sırtımızı yasladığımız her beş yapıdan ikisi bir tarihi eser aslında. Bu kadar yapı içinden bir tanesini seçip sizlere sunmak elbette ki zor oluyor. Fakat bu yapıyı seçerken pek de fazla zorlanmadım, çünkü bu yapı üzerinden Orta ve Geç Bizans döneminin kritiğini yapmak oldukça kolay.

Önce tarihçesinden bahsedelim kısaca. Yapının inşa süreci ya da tamamlanışı ile ilgili elimizde pek bir veri yok. Fakat yapının ana ibadet alanı olan “Naos” bölümü 11-12. yüzyıllara tarihlendirilirken sonradan eklenen kısmı olan, dış dünya ile ana ibadet alanı arasındaki geçişi sağlayan “narteks” bölümü 12-13. yüzyıllara tarihlendirilmekte.

Erken Dönem Bizans mimarisinde karşımıza sıklıkla bazilikal plan tipi çıksa da, Orta Bizans ile bu durum biraz değişiyor. Yapının planı, kapalı Yunan haçı olarak adlandırılan bir plan şemasında tasarlanmış. Bu plan tipinde, yapının planına baktığınızda haç işaretini tanıyabilirsiniz. Ortadaki mekanı vurgulayan kubbe ile örtülü merkezi mekanı dikey ve yatay bağlamda çevrelemiş tonozlu sistemler kare bir çerçeve içine alınarak oluşturulan bir plan tipidir.

Yapıda malzeme incelendiğinde, tuğlanın ağırlıklı olarak kullanıldığını görüyoruz. Bu yapıyı özellikle seçtiğimi belirtmek istiyorum. Çünkü Bizans mimarisinde karşılaştığımız en simetri kaygısı güdülen, en muntazam cephesi olan ve malzeme kullanımın en mükemmele yakın olduğu yapıdır Vefa Kilise Camii. Özellikle sonradan eklenen narteksin cephesinde taş ve tuğlanın birlikte kullanımının mükemmele yakınlığı dikkat çekici.

1204-1261 yıllarında Latinlerin işgalinde birçok yapısı harabeye dönen, anıtlarını kaybeden kent Konstantinopolis, 1261 yılında VIII. Michael Paleilegos tarafından geri alındığında kentin ekonomisi tamamen çökmüş durumdadır. Bu nedenle de 1261’den sonra inşa edilen yapıların birçoğunda malzemede ucuzluğa gidilmiş, ekonominin sınırları korunmaya çalışılmıştır. Bu nedenle kentin 13. yüzyılın ikinci yarısından sonra inşa edilen Bizans yapılarında malzemede çok da eli bol tavır izlenemez, kütlede sınırlar aşılmaya çalışılmaz.

Yapının daha sonradan inşa edilen narteks cephesi, Bizans yapılarında rastladığımız en muntazam cephe olarak anılabilir. Kariye’ye gittiğinizde dikkat edecek olursanız yapının içinde dahi o asimetrik tavrı sezebiliyorsunuz, oysaki döneminin ilerisinde bir yapı olan Vefa Kilise Cami, simetriyi en mükemmele yakın bir şekilde sunuyor sizlere. Evet, batı cephesini ikiye bölen silmenin üstünde kalan pencereleri çevreleyen kemerlerin oranlarında ve stillerinde farklılıklar olsa da, bir uğraştan söz edebiliyoruz. Silmenin altında, yapıya asıl girişi sağlayan kapının iki yanında üç kemerli pencereler yer alıyor. Bu pencereler devşirme – daha eski dönemlerdeki başka yapılardan alınan malzemeler – sütunlar ile desteklenmiş. Bu sütunların aralarında bir parapeti andıran devşirme panolar yer alıyor.

Sütunlar arasındaki devşirme panolar

Yapının sonradan eklenen kısmı olan narteksten biraz bahsedelim. Narteks, kemerler ile beş bölüme ayrılmıştır. Bu narteksin en köşelerdeki iki birimi ve girişin aksındaki birimi kubbe ile örtülüdür. Narteksin kubbeleri dilimili olarak tasarlanmış.

Bu narteks kubbelerinin resim içeriklerinden bahsedelim biraz da. Kubbelerin yüzeyindeki resimleri silüet olarak da olsa günümüzde inceleyebiliyoruz. Bu tarz kubbelerin genelde merkezinde bir İsa ya da Meryem monogramı yer alır. Ve bu monogramın, merkezden kubbe eteğine uzanan kısımları arasındaki alanlarda genellikle Meryem ya da İsa’nın soyundan gelen önemli figürler tasvir edilir. Silüet halinde olsa da figürlerin ayakta ve cepheden tasvir edildikleri belli oluyor hala. Türk döneminde yüzeylerin üzerinin alçıyla kapatılmış olabileceği düşünülüyor, bu alçıların dökülmelerinin sonucu olarak bugün silüetleri algılayabiliyoruz. Yapının asıl ibadet alanı günümüzde cami olarak kullanıldığından kubbenin üzeri tamamen kapalı fakat dilimli olmasından anlayabildiğimiz kadarıyla Bizans döneminde Naos kubbesi de aynı üslupta bir resim programı ile süslü olabilir.

Neyse, mimariye geri dönelim. Aslında bahsedecek pek bir şey kalmadı. Yapının üst örtüsü ise, Orta Dönem ile beraber yükselen bir üst örtüye sahip. Constantinopolis kiliselerinin birçoğu gibi, yüksek tasarlanmış kubbe kasnağında çok yöne açılmış pencereler yer alıyor.

Yüzyıl bakımından, siyasi ve ekonomik bağlamda geri kalmışlığın mağlubiyeti, sanat ve kültürel alandaki gelişmelerle desteklenmeye çalışılmıştır. Bu nedenle Geç Bizans Dönemi’ne tarihlenen sanat eserlerinde görsellik ön plandadır.

Yapı, İstanbul’un Vefa semtinde ibadete ve ziyarete açık.