Sizin gözünüzden şiiri anlatır mısınız? Şiirinizin meselesi nedir? Niçin şiir yazıyorsunuz?

Şiir, iki anlamda salınıp duruyor benim hayatımda. Var olandan kaçış ve var olanı dönüştürme. Büyük bir iddia gibi dursa da oldukça yalın ve fıtri bir gerçek bu. Üstelik sadece şiir için değil, bütün bir sanat için de aynı şeyleri düşünüyorum. Yazanın kendisinden uzaklaşarak varlığını harekete geçirdiği bir eylemin ayak sesi olurken diğer taraftan da kişiyi tekamül ettirerek yenilenmiş bir geri dönüşü sağlar şiir. Bu kaçış ve dönüş dinamiği şairin kendisi için de eseri için de dönüştürücü bir etki taşır. Bu anlamda şiirin meselesi de ortaya çıkar aslında: Kaçarken de dönüştürürken de zararına girişilen içsel bir maişet derdi olsun ya da olmasın kendi hakikati adına var olana tartışmalı bir dokunuş bırakmak.

Benim şairim, benim şiirlerim dediğiniz biri ya da bir kitap var mı?

Bu kadar tereddütsüz bir şekilde “bir şair ve bir şiir” diyemem ama şairlerim ve şiirlerim var. Ahmed Arif ve Otuz Üç Kurşun, Turgut Uyar ve Malatyalı Abdo için Bir Konuşma, Osman Konuk ve Kır Düğünü, Ergin Günçe ve Mayıs Günleri İçin Ağıt.

Sizden önceki dönemin şiirlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hiçbir zaman reddi miras üzerinden bakmadım önceki döneme. Önceki dönemin çok iyi şiirleri olduğu gibi, vasatın altında kalan şiirleri de oldu. Kül halinde bu mirası kabul ettim hep. Hepsinden izler taşıdığını düşünüyorum şimdi yazılan şiirin. Bu anlamda önceki dönem kıymetlidir, şiirin sesinde ve renginde dönüp saygıyla selamlanacak bir yer almıştır.

Bugün yazılan şiiri nasıl buluyorsunuz, eskisi kadar güçlü mü sizce toplum üzerinde?

Şiirin toplum üzerindeki etkisi hep tartışılageldi. Bugün yazılan şiirin tesirini konuşmayı bugüne değil, yarına bırakmak lazım. Bunu biz değil, bizden sonra gelenler tam anlamıyla görecektir. Kendine kör olmak gibi bir durum bu. Zaman adildir, iyi olana hükmünü vereceğini düşünüyorum. Toplum üzerindeki tesirinin ayrıca hızlı olmasını beklemiyorum. Hızlı bir şekilde tesir etmesi, bir yanlışa da delalet ediyor bence. Bu konuda yavaşlıktan, kanaatin yeterince olgunlaşmasından yani zamandan yanayım ben.

Geçmişten bugüne toplumsal değişimin izini şiirde görebiliyor muyuz? Ya da görmeli miyiz?

Şiir de topluma dâhildir, ayrı düşünmedim hiçbir zaman. Bu anlamda toplumsal değişimin izlerini sanatın her dalında olduğu gibi şiirde de görmek mümkün. Aksi bir kabul, şiirin var olma nedenini boşa düşürecektir. Giderek şiirin daha serbest bir şekilde yazılması ve şiirde yer alır mı almaz mı tartışmasına gerek duyulmadan her türlü dokunun, tarzın ve temanın şiire dâhil edilmesi, içinde bulunduğumuz kaotik dönem için somut bir göstergedir bana göre.

Neden az okunuyor şiir, roman neden hep daha ön planda? “Şiir bitti” diyenler haklı mı?

Şiirin az okunduğu meselesine çok inanmıyorum. Ama çok az sattığı bir hakikat. Popüler kültürde dolaşımda olan şiirler ile, kendine has okuyucusunu bulan şiirleri bir arada düşündüğümüzde ve buna artık bilişim çağında okurun şiire erişim rahatlığını da eklediğimizde denklem yerli yerine oturuyor bence. “Şiir bitti” beyanı ise bir rivayet olamayacak kadar akçesiz bir sözdür. Bir gün romanın bitip bitmediği konusunda ciddi ciddi konuşabiliriz, ancak şiir için -kıyametin kopma ihtimali bir yana- bu geçerli değildir. Şiirin okuyucusundan kadim bir gayret ve hayret talebi vardır. Hayret bittiğinde insan da biter. Tefekküre kapı aralaması hep bundan. Bazı şerhleri olmakla beraber şunu söyleyebilirim; şiir kalıcılıkla, roman gelip geçicilikle mühürlenmiştir.

Sizce günümüzde şiir hak ettiği değeri yayıncılık dünyasında görüyor mu? Yeni dönem şairler, kitaplarını yayımlatmakta zorlanıyorlar mı?

Piyasa denen canavarın nezdinde hak ettiği bir değerinin olmadığı aşikâr. Bir şiir kitabı yayınlatmak yayın dünyasının en meşakkatli işlerinden biri. Yine de şiir kitaplarına kapı açan, görünür olmalarını sağlayan ve muhatabını bulması için çabalayan yayınevleri var. Tabii burada da başka ekonomik parametreler ortaya çıkıyor. Bu da çok ayrı bir bahsin konusu.

Şiir öğretilir mi, herkes şiir yazabilir mi?

Şiirin bir eleştirisi varsa o vakit öğretilebilir tarafının da kabul edilmesi gerekiyor. Uzun zaman “ilham” bahsi içinde, biraz da alay konusu edilecek tarzda tartışmalar yaşandı. İlham mı yetenek mi sorusu herkesin zamanından çaldı bana göre. Bu meseleyi dokunulamaz ve kutsal bir yere koymadım hiç. Şiiri tanımladığın ve anlamlandırdığın yere göre, çalışmakla ve belli bir düzenle herkes değil belki ama isteyen şiir yazabilir. 

İlk şiiriniz nerede ne zaman yayımlandı?

Biz Eşit Değiliz Sevgilim” şiiri 2013 yılında, İzdiham dergisinde yayımlandı.

Çeviri şiir hakkındaki fikirlerinizi paylaşır mısınız? Sizce şiirde çeviri bir aktarma mı bir yeniden yaratma mıdır?

Farklı çevirmenlerin aynı şiiri nasıl çevirdikleri konusunda yapacağınız birkaç kıyas, çeviri şiire bakışınızı da şekillendirecektir. İyi olan örnekleri istisna kabul edersek bir dilin en kristalize olmuş halinin başka bir dilin imkânları içinde sesini ve rengini koruyabileceğine inanmıyorum. Bu anlamda şiirde çeviriye inanan biri değilim. Buna “yeniden yazmak” derseniz burada anlaşabiliriz. Rilke’nin saf ve büyülü şiirini, Rimbaud’un görkemini, Baudelaire’in sarsıcı kasvetini bu çeşit bir çeviride bile hayranlıkla karşılasam da anadilin kendi iç imkânlarından uzakta, çeviri şiir beraberinde hep bir eksiklik duygusu bırakmıştır bende.

“Şiirsokakta” hareketi ile ilgili fikirleriniz neler?

İnsanın mevcut olduğu her yerde şiir vardır. Sokaklar bundan hariç değil. Bu hareketin çıkış noktasını sevdiğim, dönüştürücü ve harekete geçirici yanını bizzat gördüğümüz zamanlar geçirdik. Ama çok geçmeden popüler kültürün elinde içinin nasıl da boşaltıldığını da bizzat yaşadık. 

Ödüller hakkındaki düşünceleriniz neler, ödül şaire ne gibi avantaj ve dezavantajlar sağlıyor?

Bu konuda net bir şey söylemek imkânsız. Avantajı ve dezavantajı yerine, zamanına ve kişisine göre değişiyor zira. Ödüllerin teşvik edici bir tarafı olduğu gibi şairine uygulayacağı basınç açısından olumsuz tarafları da olabilir. Bu basıncı, kendi sözüne sırt çevirmek anlamında uygulanan dışsal bir etki olarak okuyorum. Bir de ödüllerin uysallaştırıcı bir tarafı oluyor. Şairi adına, asla barışmaz dediğiniz birçok yerde, şairin sözünü sakındığı bir mevzi kaybına yol açıyor. Şairi kendi sözünden etmedikçe, şairine ve şiirine iyi gelecekse ödüllerden yanayım, aksi durumda Thomas Bernhard’ın durduğu yerdeyim: Fark etmez!

Şiir yıllıkları şiir seçkileri hakkındaki fikirleriniz neler?

Dönemsel şiir belleği açısından önemli ve değerli görüyorum seçkileri. Okuyucu açısından da kıymetli bir birikim.  Ancak, bazen seçkilerin oluşması konusunda birtakım sıkıntılar yaşanabiliyor. Hazırlayanın kendi beğenisinin yansıdığı durumda seçkinin hedeflediği bellek işlevi ortadan kayboluyor. Buna dikkat edilir ve objektif bir şekilde belirleme yapılır ise seçkilerin önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum.

CİHAN ÜLSEN; 1982 Diyarbakır doğumlu. Serbest avukat. Diyarbakır’da yaşıyor. Şiirleri farklı zamanlarda ve farklı dergilerde yayınlandı. Halen Yokuş Yol’a edebiyat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapıyor. İlk kitabı Kendinden Başka Herkes Mart 2019’da Edebi Şeyler Yayınları’ndan çıkmıştır.

Sosyal medyada Cihan Ülsen: