Ayvalık’ta yaşayanlar bilir, Sarımsaklı bölgesinde ayak izi ile anılan Şeytan Sofrası adında kerameti kendinden menkul bir yer vardır. Her sene de bir yığın insan gelir, güneş batarken fotoğraf çektirir ve ayak izine bakarak yollarına devam eder. Peki nedir bu sofranın hikayesi? Neden bu sofra şeytanındır?

Rivayetlere göre, bu bölgede yaşayan Rumların arasında kendisini insanlardan soyutlamış ve halk ile iletişime geçmeyi reddetmiş Penelope adında bir kişi yaşamaktadır. Bu zat-ı muhteremin diğer bir adı da tahmin edebileceğiniz üzere şeytandır. Yani sofra aslında Penelope’un sofrasıdır. Rivayetin devamı yüklü miktarda ilahi simgeler barındırır. Şöyle ki, bölgede kıtlık başlayınca papazlar ve din ile uğraşan diğer kişiler kıtlığın sebebinin Penelope olduğunu söyler. Daha da kötüsü, halkı onun linç edilmesi gerektiği yönünde dolduruşa getirirler. Penelope bunu bir çobandan öğrenir. Bulduğu çözüm içerisinde her şeyin olduğu mükellef bir sofra hazırlayıp onu öldürmeye gelen halkın dikkatini dağıtmaktır. Tahmin edeceğiniz üzere başarılı olur da. Galeyana gelen halk böylesine zengin bir sofranın karşısında ne yapacağını bilemez ve yemek yemekten Penelope’u öldürmeyi unutur ve bu yüzden onu ellerinden kaçırmış olurlar.

Bu hikaye bize ne anlatıyor? Kandırmaca mı yoksa daha derin bir şey mi? Elbette ki, Penelope hayatta kalmak için zekasını kullanmak zorundaydı. Eğer kullanamamış olsaydı bugün ondan zaten bahsedemiyor olurduk. Bu ontolojik meseleyi bir kenara koyacak olursak, hikaye aynı zamanda bize birey-toplum dikotomisini anlatıyor. Yalnız kalmanın şeytanlaşmak ile bir olması meselesi çok eskilere dayanıyor anlayacağınız. O dönemin toplumsal dinamiklerinde çoğunluğun onayını alamayan Penelope, birden kendisini şeytan olarak buluyor. İnşa edilen bu kimliğin içini ise kendisi dolduruyor. Yani oldukça karşılıklı ilerleyen bir süreç.

Herkesin olduğu yerde olmama günahını işlemek toplum tarafınca ölüm ile cezalandırılıyor. Bu aslında bireyin varoluşunun bir arada olmak nosyonu ile koşullandırılması. Hatta bu koşullandırma öyle boyutlara ulaşıyor ki, elimizde birden sıfır toplamlı bir oyun buluveriyoruz. Bu sıfır toplamlı oyun gerçekten sıfır toplamlı mı yoksa aslında kutunun dışı da mı var? Kutunun dışına Penelope gibi adım atarak şeytanlaşmak sizi kendinize ne kadar yakınlaştırır hiç düşündünüz mü? Bence bunu düşünmeye başlamanın tam sırası.

25 yaşında. 25 yaşına gelene kadar zamanın nasıl geçtiğini anlamadı bile. Siyaset Bilimi okudu, yetmedi Uluslararası İlişkiler okudu. Baktı ki, toplumu anlamadan devleti anlamak imkansız kendisini Kültürel Çalışmalar alanında doktora yaparken buldu. Kadıköy ve Moda aşığı. Normalde köpekleri severdi ama nedendir bilinmez artık kedilere aşık.