GOYA

Ben Goya’yım!

Çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman

yuvalarından oydu gözlerimi.

Ben acıyım!

Ben iniltisiyim

savaşın. 41 karlarında yanmış

şehirlerim ben.

Ben açlığım!

Ben kırılmış boynuyum

çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış

bir ihtiyar kadının…

Ben Goya’yım!

Ey gazap üzümleri!

Top sesleriyle yürüdüm Batı’ya,

çağrısız konuğun külleriyim ben!

O unutulmaz göğe tabut çivileri gibi

sert yıldızlar çaktım!

Ben Goya’yım!

Andrey VOZNESENSKİ

 

Tam adıyla Francisco José de Goya y Lucientes, İspanyol kökenli bir ressam olmakla birlikte 1746 ile 1828 yılları arasında yaşamış Romantisizm akımının güçlü temsilcilerindendir ve hafızalarda unutulmayacak eserler bırakmıştır. Günümüze ulaşabilen resimlerinin arasında on dört diziden oluşan araştırmacılar tarafından “Kara Resimler” veya “Kara Romantizm”  başlığı altında değerlendirilen resimleri oldukça çarpıcı unsurları bir arada barındırmaktadır.

Goya, San Fernando Akademisi’nde eğitim almıştır ve IV. Charles’ın saray ressamlığını yaptığı da bilinmektedir. Kariyerinde sürekli bir yükselişe sahip olan Goya’nın resim konularının şekillenişi; portreler, dini konulu resimler, 1792 de yakalanmış olduğu hastalığa bağlı olarak tasvir ettiği acıların konu edildiği resimler, dramatik ve canavarca duyguların yer aldığı altmış beş eskiz ve hayatının son dönemlerine doğru ruh halinin nasıl bir boyuta ulaştığı konusunda bizi düşündüren “Kara Resimler”idir.

Ölümünün son safhalarında ise kitap resimleri yapmakla yetinmiştir. Goya, ardında duvar ve yağlı boyadan oluşan beş yüz eserin yanında üç yüz eskiz, taş baskı bırakarak 1828 yılında ölmüştür. Yukarıda bahsetmiş olduğumuz konular ile sayıca bu kadar fazla yapıt bırakmış olmasına şaşırmamak gerekmektedir. Ancak ilk resimleri ile son dönem resimlerinin arasında güçlü bir değişim bizi karşılar. Ayrı bir şekilde değerlendireceğimiz “Kara Resimler”e geçmeden evvel nasıl bir ruh halinde olduğunu anlamamızı kolaylaştıracak birkaç örneğini görmek yerinde olacaktır.

Goya, Şemsiye, 1777 (Halı Kartonu Resimlerinden)

Canlı ve romantik bir anlayışın hakim olduğu Rococo türünde bezemeci yaklaşımla oluşturulmuş gündelik yaşamın pastoral sahnesi betimlenmiştir. Yeşil, mavi ve sarı tonlarla oldukça renkli bir palet ile karşı karşıyayız.

Goya, Dona Isabel de Percel, 1805

Sözü meşhur “Kara Resimler”e getirirsek öncelikle resimleri nerede yapmış olduğundan bahsetmek gerekir. Resimlerin orijinal halleri aslında Goya’nın kaldığı evin duvarlarında yer almaktadır. Tuvale geçirilmesi 1873’te evini satın alan kişi tarafından gerçekleştirilmiştir. Yani aslında evi alan kişi duvarda gördüklerini tuvale geçirttikten sonra 1878 de Paris Dünya Fuarı’nda satışını yapmak ister lakin böyle şiddetli tüyler ürperten resimleri kimse almak istemez. O da Prado Müzesi’ne verir.

Bu resimlerinde siyah renk ön plandadır. Renge bağlı olarak konuların içeriği de karanlıktır. Başkahramanlar olan keçiler, cinler ve cadılar da bu kara romantizmin öncüsüdür. Resimlerin asıl yeri olan duvarlar aslında sanatçının iç dünyasının, hastalıklı ruh halinin bir göstergesidir.

Goya, Çomaklarla Düello, 1820-1823

Ufuk çizgisini, insan figürlerinin belinden başlatarak aslında savaş haline vurgu yapmak istemiş olabilir. İnsanların birbirleriyle olan bitmek bilmeyen savaşı.

Goya, Köpek, 1820-1823

Sonsuz bir sarı tonun içinde yalnızca başı görünen köpek aslında az sonra kaybolacak gibidir.

Goya, Cadıların Sabbathı, 1798

Konular arasından bir örnek olarak toplumu hicvetmek amacıyla böyle bir resim yapmıştır. Üslubundaki değişimde kendini hissettirmektedir. Oval bir grup oluşturan figürlerin ortasında yer alan devasa keçi rahip gibidir. Figürlerin yüzlerinin aşırı deformasyonuyla ve bizlere göre sol kısımda oturan kadın figürünün elinde tuttuğu çubuğa asılı malzemeler de ayin ortamı olduğunu destekleyici unsurlardır. Ürkütücü ve kötücül bir havaya sahiplerdir.

Goya, Satürn Çocuklarından Birini Yiyor, 1819-1823

Ressamın anlatmak istediğinden evvel Satürn’ün çocuklarını yeme konusu, Yunan mitolojisinde Kronos (Roma’da Satürn), kendi iktidarına tehdit oluşturacağını düşündürdüğü çocuklarını birer birer yutmasıdır. Resim için alegorik anlamda taşıyor denilebilir. Yani devrimin etkisiyle tanrısını yitirmiş aydınlanmış insanın resmi olarak da yorumlanabiliyor. Dev gibi tanrıya karşı küçük boyutuyla insan. Bir yandan Goya’nın özel hayatı incelendiğinde çocuklarının ölümü ile karşılaşıyoruz. Yani onların ölümünden kendini sorumlu tutmasına karşı böyle bir çalışma yapmış olma ihtimali de vardır. Konusundan ziyade resme ilk baktığımız da dehşet duygularının uyanmaması elde değildir. Isırığa bağlı olarak fışkıran kan, karanlık ve gözlerdeki vahşet…

Goya, Aklın Uykusu Canavarlar Üretir, 1797-1798

Bakır kazıma tekniği ile yapmış olduğu bu çalışma da öne çıkan detay akıldır. Yarasalar cehaleti, kedi geceyi, baykuş budalalığı simgeler. Resmin adından da anlaşılacağı üzere cehalet ve budalalık gibi insan için kötü olan şeyler aslında akıl yoluyla alt edilebilecek özelliklerdir. Akıl aracılığı ile insan doğru olana yönelemediği vakit canavarlar olarak tanımlanan kötü özellikler ortaya çıkar.

Goya, Yemek Yiyen İki Kadın, 1821-1823

Kuşkusuz insanlar yaşlanmaya başladığında yüzleri yoğun bir deformasyon süreci geçirir. Ancak bu resimde korkutucu bakışlarıyla iki yaşlı kadın aslında iki cadı olma ihtimali olan figürlerdir.

Yani Goya’nın resimlerine bakıldığında, beden, ölüm ve şeytan ruh durumunun özeti niteliğindedir.