Neredeyse tam 32 yıl sonra, size olan duygularımı anlatmaya karar verdim. Belki yeterince farkında değildim. Belki susmak işime geldi. Bunca sene hep kaçtım, erteledim. Geçiştirdim. Çekindim.

Ama artık anlatma zamanı, erguvanlar çiçeğe durmuşken. “Zambaklar açarken” ve tarihler 2 Mayıs’a yaklaşırken.

Aslında geçen sene Paris’te sizi ziyaret ettiğim o sabahı, anlatmam gerekiyordu. O bahçede önünüzde diz çökmüştüm hani.

Evet, Sevgili Yolanda Cristina Gigliotti, bu akşam belki yarın ya da en çok öbür gün size olan duygularımı anlatmaya başlayacağım. Yine burada belki yine, tam da bu saatte.

Siyah mermere süzülen göz yaşlarının tanığı o şarkı olmuştu. Aslında o şarkı garip bir lanet gibi, ikimizden bahsediyordu veya ben öyle olsun, istedim.

Hatırlıyorum, Ajda Pekkan tanıştırmıştı bizi.

Evet, her şeyi anlatacağım Sevgili Yolanda Cristina Gigliotti. Hayatla doku uyuşmazlığınızı, “Mourir sur scène “i her dinlediğimde, daha da anladığımı itiraf etsem, şimdi.

2 Mayıs 1987 Cumartesi’yi 3 Mayıs’a bağlayan geceye mi dönsek? Belki çok önceden vermiştiniz kararınızı. Onlarca haklı nedeniniz vardı, kuşkusuz. Keşke, vazgeçseydiniz. Hiç değilse erteleseydiniz…

Kağıdı önünüze çektiğiniz an, yalnızlık bir duman gibi içinize sızmıştı, biliyorum. Onulmaz düş kırıklıklarınız vardı. Küçük bir çatlak, bir sıyrık.

“Hayat artık çekilmez hale geldi. Beni affedin,” diye yazıp imzaladınız. Düşünüyorum da sadece 54 yaşındasınız. Şimdiki yaşımdan beş yıl daha genç.

20 Nisan 2018. Montmarte Mezarlığı’nın yosun yürümüş, ıslak taşları arasında yürürken, Manuel Benitez’i düşündüm. Alain Delon’un size yakarışını. Ve tabii Gigi El Amoroso’yu.

Kurumuş çiçekler… Her yan ne kadar sessizdi. Sabahın en erken vakti adresinizi bulmak için kapı girişindeki planın fotoğrafını çekmiştim.

Ve birden sizi gördüm. Oradaydınız. Az ötede. Ürperdim. İliklerime kadar buz kestim. Gözlerimde erguvan yağmurları, midemden ekşi bir şu geldi. Elimin tersiyle dudaklarımı sildim. Öylece kalakaldım. Boğazıma bir şeyler takıldı sanki.

Sizi ve şarkılarınızı çok sevdim. Ajda’yı sevdiğim gibi. Hayatıma dair ipuçları buldum şarkılarınızda, ruhlarımızın birbirine karıştığını duyumsadım. İlle de hep o acımsı tatlar, aynada yansı bulup çoğalan, lila rengi hüzünler ve sayısal tutkular. Tutkularım. Öğretilmiş umutsuzluklar, duygu girdaplarımla yüzleştirdiniz beni.

Yaşananlar, yaşanmayanlar, yaşanabilecek olanlar ve siz; Yolanda Cristina Gigliotti. Yani DALİDA… Sizi çok seviyorum. Tıpkı suya düşen bir damlanın büyük bir dalgaya dönüşmesi gibi.

Montmarre Mezarlığı’ında zaman akıyordu. Sonsuzca, sonrasızca. Artık biliyordum, özlem ve elem bittiği yerde kavuruyordu yürekleri. Başladığı yerde değil. Ve bize dayatılan, önerilen, kuralları evvelce saptanmış hayatları yaşamaya tutsaktık bile isteye.

Yazılmamış, anlatılmamış öykülerim olmayacak, sözüm söz.