Heidegger ontolojisi, Spinoza etiği, Baumgarten estetiği ya da Kant epistemolojisi: Pekâlâ bu harikûlâde teorik çabalar, toplumsal ve bireysel görümüz üzerinde egemen paya sahipler. Lâkin gelgelelim, pratik yaşantımız için bundan daha fazlasına gereksiniyoruz ve bu gereksinimlerimizi felsefe tarihinden karşılayamayacağımız “boş” inancıyla; aşk doktorluğu, yaşam koçluğu ya kişisel gelişimcilik türünden “meslek olmayan meslekler”e ve −bağışlayınız− sahtekârlıklara haddinden fazla şans tanıyoruz. Oysaki felsefe tarihi, yalnızca teorik bir pencere sunmakla kalmaz ve bahsi geçen felsefeler aynı zamanda pratik birer kolaylaştıcıdır da. Sözgelimi seks yaşamınız pratik bir çıkmaza girdi; beden köhnedi, bir zamanlar gür olan ses artık cılız ve utanç, heyecan, kaygı, korku gibi yaratıcı ve dinamik duygular yerini yalnızca güdük bir telâşa ve rutine bıraktı; çok daha açığı varoluşsal bir krizle karşı karşıyasınız. Bu pratik sorun, −türlü itirazlara açık olmakla birlikte− bütünüyle felsefenin konusudur. Hem de felsefenin tek bir disiplininin değil, bütün disiplinlerinin konusudur: Diyelim ki estetik, diyelim ki ontoloji, diyelim ki etik… Üstelik çok uzağa gitmeye ve romantik çabalara girişmeye de gerek yoktur: Birkaç varoluşsal ilke, sorunun üstesinden gelmek (aslında sorunu kendi ile baş başa bırakmak) için kâfidir:

i.Nietzscheyen “Dönüş”:

Aslına bakarsanız, bu, özünde “ontolojik tahammül”dür. Bengi Dönüş’e göğüs germemek ve oluşa ve akışa kendini estetik bir varlık olarak, öylece bırakmak gerektir. “Amor Fati” [Yazgını Sev!], bu olumlamanın ya da bu öylece bırakışın temrinidir. Dönüşteyiz ve estetik olarak buradayız ve tahammülümüz bundandır.

ii.Nietzscheyen “Beden:

Bedeni küçümseyenlere ve horgörenlere sözünü esirgemez Nietzsche; bu pratik bir öngörüdür ve burada beden, her zaman hazır bulunmalıdır. Çünkü beden estetik varlığımızın tek sınırıdır ve ondan başka sınır yoktur. Eylemde beden, aşkta beden, sekste beden…

iii. Kierkegaardian “Sürüklenme”:

Ve bu, otobiyografik bir felsefî öneri – mecburî bir pratik çağrıdır. Buradayız, her şey olmakta, her şey akmakta ve biz ise sürüklenmekteyiz. Madem hâlâ buradasın, sürüklenmeye devam et ve bundan olabildiğince haz (ve acı) al…

iv.Kierkegaardian “Kaygı”:

Kierkegaard felsefesinin anahtar kavramlarından birisi olan “kaygı”, seks yaşamınız için de bir rehber olabilir. “Uçurum kıyısındaki baş dönmesi”, bir yanıyla özgürlüğü ve bir yanıyla sarsıntıyı ifade eder. Öyleyse sınırda bulunmanın – ki her zaman orada bulunmalıyız, seks yaşamınız için kurucu olması beklenebilir.

v.Nietzscheyen “Yazgı” ve Kierkegaardian “Lânet”:

Bu ise bir tür “uyarılma”dır. Kurucusu ve tek savunucusu olduğumuz yazgımızın; lâneti de kayrası da bizim üzerimizedir – ve biz ona tabiyizdir. O halde yaşamak için asla duraksama ve yaşamayı olağanüstü kabul et.

Kabul etmek, mücadele etmenin onurundandır.

vi.“Burada” ve “Şimdi”:

Tensel ve tinsel olanlar arasında ne türden bir hiyerarşi kurulursa kurulsun, zamansal ve mekânsal olarak ikisi de; “burada” ve “şimdi”dir. Ertelenemez olan temas, mutlaka bedensel gedikleri dolduracaktır. Pişman olmayacaksınız!

BDSM Faydalar:

Bugün bunu kullanmak konusunda çekincelere sahibiz. Çünkü bu konuda felsefî ve sosyolojik temeller bulmak konusunda yeterince istekli sayılmayız. Oysaki ufak bir “yerine koyma” ile, pekâlâ felsefî temeller kurulabilir: Nietzschean anlamda “beden” ve “güç”, Kierkegaardian anlamda “sürüklenme” ve “kaygı” tam da aradığımız temel için kurucu kavramlar. Fakat kabul etmek gerekir ki, toplumsal olarak bu hâlen korkutucu. Ama pratik oluşturmaktan çekince duyarsak, bulduğumuz felsefî zemin de ayağımızın altından tereddütsüz çekilecektir. Düşünmekte fayda var.

Sonuç:

Buradan çıkarılacak gerçek sonuç, Nietzsche ve Kierkegaard felsefelerinden devşirilecek pratik öğütlerin, seks gibi oldukça pratik durumlarda işimize yarayacağıdır. Sözkonusu örneğimizde; “beden”, “dönüş”, “sürüklenme”, “kaygı”, “yazgı”, “lânet,” “buradalık” ve “şimdilik” gibi yol göstericiler, amaçsızlaşmış deneyimlerinizi yeniden makûl hâle getirebilir. Yine de bu öğütlere fazla kulak kabartmayın; ne Friedrich Nietzsche’nin ne de Søren Kierkegaard’nun pek şahane cinsel hayatları yoktu doğrusu. Hattâ büyük hüsranlar da yaşamışlardı; Salome ya da Regine ile… Asıl öğüt ise şudur: Siz kendi pratik çerçevenizi oluşturun ve kulağınızın bir kenarında bu kavramlar dönedursun. Mutlaka başaracaksınız.

Kierkegaard yâr, Nietzsche yardımcınız olsun…