İran. Bir süredir farkında olmadan aklımda mıydı gitmek ya da aniden mi geldi aklıma bilemesem de, arkadaşlarımın da aklında olmalıymış ki, bir şubat ayının sekiz gününü İran’da yaşamaya, gezmeye görmeye, alabildiğimiz kadarını almaya ayırdık. Söz konusu İran olunca, insanlar zıt kutuplara ayrılıyor “ne işiniz varcılar” ve “aa ne kadar güzel bir destinasyoncular” olmak üzere. “Ne işiniz varcılar” a kıvırırken burunlarımızı, zıt kutupla heyecanımızı paylaşarak başladık seyahatimizi planlamaya…

Zaman ve rotaya karar vermek aslında en zor kısmı benim adıma bir seyahat için. Küçük internet araştırmaları, gidenlerden tavsiyeler üzerine “Tahran – Kaşan – Isfahan – Yazd ve Şiraz” olarak belirlediğimiz rota, arada küçük değişikliklere tabiiydi elbette. Genel algının aksine, başkent Tahran’da sadece bir gece konaklayacak – İran’da vakit kısıtlıysa asıl görülmesi gereken yer kesinlikle Tahran değil – geri kalan zamanı diğer şehirlere dağıtacaktık.

Bir gece uçuşuyla vardığımız Tahran’da, yollarımız bir tesadüf üzere orada bulunan kültür ateşemizle kesişti neyse ki. Kalacak yer konusunda bize yardımcı olmakla kalmayıp, İran, insanları ve kültürü üzerine bir de güzel sohbet paylaştıktan sonra bizlerle, otelimize geçmiş olduk. İran’da kalacak yer bulmak maalesef diğer ülkelerdeki kadar kolay değil. Booking.com, Airbnb.com gibi uluslararası veritabanlarında olmadıklarından dolayı, biraz daha vakit ayırmanız gerekecektir kalacak yer bulmak adına. Mail ya da telefonla rezervasyon yaptırabileceğiniz gibi, gittiğiniz şehirde direkt olarak arayabilirsiniz de. Tabii bizler nispeten ölü bir sezonda gittik, özellikle Mart ayından sonra, rezervasyonsuz o kadar kolay olmayabilir.

İran’ın para birimi Riyal olmakla beraber, yanınızda dolar götürürseniz, zorlanmazsınız. Para birimi konusuna girmişken, Riyal ve gündelik konuşma dilinde ise Tumen üzerinden anlaşıyorsunuz. Tumen Riyalin 10 katı, ayrı bir para olmamakla beraber, alışverişlerde fiyat Tumen üzerinden veriliyor. TL yaklaşık olarak Riyal’in 10000 katı, Tumenin ise 1000 katı. Kafada bu şekilde hesaplarsanız, en azından TL’ye kolaylıkla çevirebilirsiniz alışverişleri. Tahran’da kalacak yerler ucuz değil. Rahatlıkla 25-30 doları gözden çıkarmanız gerekiyor bir gece için. Ve kesinlikle akılda bulundurmak gerekiyor ki, en büyük masraf kalemini kalacak yer oluşturmakla beraber, düşünüldüğü kadar ucuz bir ülke değil İran. Buradan bazı ihtiyaçlar dışında pahalı bir ülke olduğu sonucu da çıkmamalı elbette. Sekiz günlük bir seyehat için, yaklaşık 500 USD ayırdığınız takdirde, çok lüks olmayan ancak backpackerlık da yapmak durumunda kalmadığınız güzel bir seyahat planlayabilirsiniz. Sadece turistler açısından pahalı değil kalacak yerler. Aynı zamanda yerleşikler için de ev fiyatları oldukça yüksekmiş. Asgari ücretin yaklaşık 300 USD’ye denk geldiği ülkede, ev kiralarının 800 USD civarı olması, uzunca yıllar büyük aileler halinde yaşamaya itiyormuş insanları. Kültürel olarak bireylerin kendi evlerine, tek başlarına çıkmaları ise oldukça nadir bir durummuş. Kültürel bir olgu olmasını da bırakırsak bir kenara, zaten bu ücret/barınak dengesizliğiyle, ekonomik olarak da pek mümkün olmasa gerek özellikle büyük şehirlerde.

Tahran’da gezintiye çıktığımızda kafamda oluşan ilk düşünce şehrin tam bir kaos olduğuydu. Şehir, kalabalığıyla, trafiğiyle, kirli havasıyla birlikte tek kelimeyle kaos. Nüfus çokluğuna araba sayısının şehrin taşıyabileceğinin çok üstünde olması da eklenince, hava kirliliği çok ciddi bir sorun oluşturmuş. Şehirde sadece bir günü olan bizler dahi bunun kolaylıkla farkına varabildik. Trafiğin kendi kuralı olduğundan bahsetmekte fayda var. Şerit kavramı yok denecek gibi. Sen şeridinde devam ederken, senin şeridinde karşından motosiklet gelebilir. Ve Tahran’da bu oldukça kabul gören bir durum. Biz çığlık çığlığa karşıya geçerken, insanlar dört yanı vuruk arabalarıyla bu yazısız kurallar çerçevesinde olağan rutinde devam ediyorlar. Kullandıkları arabalar istisnasız hep eski model. Çoğu kendi üretimleri ve genellikle bazı markalardan replikalar. Fransız markaları göze çarpıyor. Nitekim ya onlardan alıp ya da onların taklitlerini kendileri üretiyorlarmış. Hava kirliliği boyutu ise bambaşka. Sokaklarda maskeyle dolaşan insan sayısı azımsanacak gibi değil. Kuzey ve güney olarak, çizilmemiş bir sınırla bölünen Tahran’da, refah durumu yüksek kesimin yaşadığı yer kuzey kısım olmakla beraber – ki hava da bu bölgede, coğrafi konumundan da kaynaklı, daha temiz – hem daha muhafazakar hem de daha düşük gelir seviyesine sahip yerleşikler güney tarafta bulunuyor.

Ulaşım konusunda taksileri ya da metroyu tercih edebilirsiniz. İkisini de kullanmış biri olaraktan kalabalık olmayan saatlerde metroyu önerebilirim. Taksiler kesinlikle daha yüksek fiyat veriyor, biner binmez anlaşmakta fayda var. Bahsettiğimiz miktarlar her ne kadar 3-5 lira da olsa, çok yakında olan bir yere dolaştıra dolaştıra anlamsız bir para alınca taksici, ister istemez sinirler gerilebiliyor. Taksi kullanmak, tabii ki sürücüsüne bağlı olarak, ülke ve insanlar hakkında daha fazla bilgi almanızı da sağlayabilir. Neredeyse olmayan İngilizcesiyle, Tahranlı taksicimiz, tam bir Humeyni karşıtı olmakla beraber, Rıza Şah’ın ne kadar iyi ve modern bir adam olduğundan kelimelerin ve beden dilinin yettiğince bahsetti bize. Ki sonradan baktığım Lonely Planet’ta gördüm ki, Rıza Şah kendisine Atatürk’ü örnek alıp ülkeyi o doğrultuda modernleştirmeye çalışmış. Ancak insanlar ya da koşullar aynı değil neticede, destekleyen kadar karşı duranların da çokça olması sebebiyle, epey düşman da kazanmış bu süreç içerisinde. Dolayısıyla yenilikçiler, desteklerken Humeyni öncesi sistemi, muhafazakarlar –ki bizim karşılaşmadığımızı belirtmeliyim- mevcut sistemi destekliyor olsa gerek.

Metrolar kadınların da binebilecekleri özel vagonlara sahip. Öncesinde, hep beraber unisex vagonlara binebileceğimizi düşündük, ufo gören masum köylüler misali. Ancak o kalabalıkta, herkesin birbirini metroya iterek tıkıştırdığı ortam içerisinde anladık ki kadınların unisex vagon tercih etmemelerinin çok geçerli sebepleri var! Kadın vagonlar ise oldukça renkli. İç çamaşırından, takıya bir sürü şey satılıyor vagonlarda. İran düşünüldüğü kadar gelişmemiş bir yer değil kesinlikle! Takı ücretinin metroda mobil posla alındığını gördü bu gözler! Bir dakika sonra birbirimizi iterek çığlık çığlığa çıkmamış olsaydık metrodan (çok kolay uyum sağlarız!) mobil posun etkisi çok uzun süre devam edebilirdi…

Söz konusu İran olunca girizgah uzun oluyor tabii. Turistik yazı kısmı o kadar olamayacak maalesef Tahran için, sadece bir günümüz olmasından ve haritasız GPSsiz oradan oraya anlamsızca savrulmuş olmamızdan dolayı. Gezilecek belli başlı yerler ise ; Gülistan Sarayı, Ulusal Mücevher Müzesi, Tecriş Çarşısı, Niavaran Sarayı, İran Ulusal Müzesi. Daha fazla vaktiniz varsa, Azadi Kulesi, Humeyni’nin Mezarı gibi daha uzaktaki yerleri de ekleyebilirsiniz listeye. Peki biz bunlardan hangisini görebildik? Gülistan Sarayı ve Tecriş Çarşısı! Evet sadece bu ikisini görebildik… Geçmişten günümüze İran’ı görmek için Ulusal Müze’yi görebilseydik, ya da kaçırdığımıza en çok üzüldüğümüz yerlerden biri olan Ulusal Mücevher Müzesi’ni görebilseydik en azından, biraz daha tamamlanmış hissedebilirdik. Merkez Bankası içerisinde bulunan Ulusal Mücevher Müzesi günde 2,5 saat kadar açık oluyor sadece, bunu özellikle bilip, öyle plan yapmak gerek. Biz maalesef yetişemeyip kaçırmış olduk. Safavilerden, Kaçarlardan, Pehlevilerden parçaların olduğu bu müze, oldukça değerli olmasından dolayı Merkez Bankası’na devredilmiş.

Gezme fırsatı bulduğumuz Gülistan Sarayı’nı ise, bir günlük Tahran turumuzda bizim için değerli  bir yere sahip oldu, çünkü İran’ı gezdiğimiz orada fark ettik! Keşmekeşten, şehrin kendine has gürültüsünden uzaklaşıp geldiğimiz Gülistan Sarayı, İran tipi işlemeleri, sanat eserleri, binaları, güzel bahçesiyle, nefes aldığımızı hissettiğimiz ilk yer oldu diyebilirim. Yalnız şunu belirtmek gerekir ki bu noktada, İran’da müze girişleri kesinlikle ucuz değil! Bir kompleks olan Gülistan Sarayı’nın her bir kısmına girmek için ayrı para ödemeniz yetmediği gibi, kimi sadece 8 lirayken, kimi yerler 15-20 liraya çıkabiliyor. Dolayısıyla 4-5 yer görmek için yaklaşık 50 liranın gözden çıkacağını bilmek gerek. Safevilerden başlayıp, esasen Kaçarların katkısıyla devam eden yapılaşma, Pehlevilerle son bulmuş. Gülistan Sarayı, avlusuyla, yapılarıyla, galerisiyle, mimarisiyle bana gerçekten İranda’yım dedirten ilk yer oldu! Dolayısıyla, Tahran içerisinde olmazsa olmazdır..

Niavaran Sarayı ve yukarıda belirtmediğim Sadabad Sarayı, Pehlevilerin yaşadıkları saraylarmış. Belki gelecekte tekrar yolumuz düşerse Tahran’a, bu sefer kaçırmayız…

Azadi Kulesi ya da Humeyni’nin Anıt Mezarı gibi yerlere eğer vaktiniz darsa çok öncelik vermenizi pek önermiyorlar. Nitekim havaalanına da oldukça yakın Anıt Mezar. Havaalanının ise şehirden uzak olduğunu belirtmeden geçmeyeyim yine de.

Tecriş Pazarı ise, girip küçük bir tur atılabilecek ancak Isfahan ya da Şiraz pazarları ile karşılaştırıldığında, pek öncelik verilmemesi gereken bir yer. Yine de Gülistan Sarayı’na yakın konumunda dolayı, tabii ki değerlendirmek gerek..

Peki Tahran’da turistik yerleri gezemediysek ne yaptık? Nerede yedik, içtik? Neleri gözlemledik?

Öncelikle Tahran’da bol bol kaybolduk. Yürümemiz gerekenin tersi yollara yürüdük. “İran’da nasıl gezilir, yol bulunur” u öğrendiğimizde vakit akşamdı… Ama şehri, insanları gözlemledik. Hanooz Kitapçısı’na gidip alt katındaki kafede kahve içtik. Çok daha ileri görüşlü İranlı gençlerin takıldığı kafede, kendimizi Karaköy’de bir mekanda oturuyormuş gibi hissettik. Tek bir fark vardı tabii, bakışlarını üzerimizden hiçbir zaman çekmeyen, her yerde karşımıza çıkan, yollarda, sokaklarda, mekanlarda varlığını her daim hissettiren Humeyni. Fiziken olmasa da ruhen her yerde. Daha doğrusu, her yerde olmaya zorlanıyor. Hiç zannetmiyorum ki gittiğimiz yerler, eğer zorunlu olmasa onun resmini bir dakika duvarda tutsun. İnsanların hal tavır ve görünüşleriyle -tabii daha açık görüşlü insanların- böyle tezat oluşturan bir fotoğraf daha görmemiş olabilirim.

Yemeği ise, Khayyam isimli geleneksel bir restoranda yedik. İran yemekleri kısa dönem için gayet yenebilecek, bol et ve baharat ağırlıklı, ancak uzun dönemde artık tercih etmeyeceğiniz yemekler. Daha bir hafta dolmadan, pizza, makarna ya da sebze arar olmuştuk harıl harıl. Safranlı pilav vazgeçilmezleri iken, alkol kullanılmayan ülkede, alkolsüz bira her menüde. Alkolsüz biralarını ise kesinlikle öneriyorum.

Son olarak Tahran’da kadınların görünüşlerine değinmekte fayda var. Özellikle Tahran dedim, çünkü Tahran küçük şehirlerden daha rahat. Dar pantolon/taytların üzerine tunik ya da daha kısa bluzlarla tamamlanan kıyafetler, başın yarısından çoğunu açık bırakacak şallarla tamamlanıyor. Güneye doğru ise bu kombin yerini çoğunlukla kara çarşafa bırakıyor ki, yine büyük şehirleri hariç tutarım. Dolayısıyla yolunuz büyük şehirlerle kesişecekse sadece, algının, gerçekte olandan çok daha katı şekillenmiş olduğunu söyleyebilirim. Kadınlar düşünüldüğü kadar katı koşullarda giyinmiyorlar. Kaldı ki kültürel olarak Türkiye’de olandan daha fazla değer görüyorlar benim gördüğüm ve duyduğum kadarıyla. Kapanmak politik bir sonuç, kültürel bakıldığında, İran’da kadınların düşünüldüğünden çok daha az baskı gördüğünü samimiyetle söyleyebilirim. Hatta İran için tam bir kadın toplumu söylemleri de duymadım diyemem… Turistleri ise oldukça seviyorlar. Türklere özel bir sempati beslediklerini ise ek olarak belirtmeme gerek var mıdır bilemiyorum. Biz hiç rahatsız olmamakla beraber, gereğinden fazla ilgi gördüğümüz durumlar da tecrübe ettik.

İran’da dine, devrime, tarihe sanata dair gözlemlerimi ise diğer şehirlere dağıtsam, yazının gidişatı olarak daha faydalı olacak deyip Tahran ve İran’a Giriş 101 bölümünü burada kapatıyorum..