Şarkıların Yıldızı: Yıldız Tilbe

“Aklımı, fikrimi, halimi, zikrimi,

Huyumu, suyumu, tadımı, tuzumu,

Dostluğumu, paramı, adımı, unvanımı,

İnançlarımı, sabrımı, kalbimi, iyi niyetimi,

Hakkımı, hukukumu, insanlığın onurunu,

Sağımı, solumu, ortadaki duruşumu,

Bakışımı, sevişimi, gülüşümü, ağlamamı,

Yediler, içtiler bitiremediler.

Çaldılar, çırptılar doymadılar.

Boşa koymadılar, doluyu almadılar.

Her şeyimi aldılar, gönlümü almadılar.

Kalemi içten yıktılar, altımda kaldılar.

Kalbime bomba attılar, kendileri patladılar.

Öyle çoktum ki bulamadılar…

Sahibim Allah, ruhum özgür ve tutsak.

Şimdi aşkı bekliyorum elimde beyaz bayrak,

Teslim olmaya…”

Müzikal kimliği ve 25 yıllık sanatçı kariyerinden ziyade bir “KADIN”ın haykırışıydı bu satırlar. Etten, buttan, tahtalarının doğuştan kırık olduğunu açıklayan… Her anımızda, bedenen yanımızda olamasa da sesiyle ruhumuzda dolaşan… Sevincimizde veyahut hüznümüzde bizleri eşsiz şarkılarla buluşturan…

Nesillerdir ağzımızdan düşmeyen şarkıları, deli dolu anları ve aykırı vaziyetleriyle sevdik, benimsedik onu. Yeri geldi bir peçete oldu gözyaşlarımızı silen, yeri geldi şarkılarıyla eşlik etti bizlere; kurtlarımızı dökerken… Fazlasıyla bizdendi, ailemizdendi… Bir sınırı yoktu, ego ona her zaman uzak oldu. Aşkı, sevgiyi, zenginliği, fakirliği ve dahasını gizli saklı değil, içtiği sudan yediği yemeğe kadar halkıyla buluşturdu.

Kim ki bu kadın, bizlere bu kadar yakın, diye kendi kendinize daha fazla sorular sormadan, aklınız sizinle daha çok oyun oynamadan bu kadının bir Yıldız’dan ibaret olduğunu dile getirmek istiyorum. Gökteki yıldızlardan daha parlak, şen şakrak!

Gönüllerin Yıldız’ı, şarkıların Sultan’ı!

Elbette; YILDIZ TİLBE…

Ne mutlu ki aynı döneme denk geldik kendisiyle!

Yıldız Tilbe -Yağız Yılmaz

“Uyuşturucu kullandığı iddiasıyla gözaltına alındığında, adliye çıkışı gazetecilerin ısrarlı sorularına bağıra çağıra “Delikanlım” şarkısını söyleyerek cevap veren odur. Yaptığı televizyon programında, konuklarının etnik kökenlerini sorması sonrasında televizyon kanalını arayıp ikaz eden ve “Biraz da Türklerden bahsetsin,” diyen dönemin Ulaştırma Bakanına canlı yayında “Hepimiz kardeşiz. Beni kardeş olarak kabul etmeyen alnımın ortasından vurabilir, buradayım ben!” diye meydan okuyan odur.

Albüm tanıtımı basın toplantısında bir magazin muhabirinin, sorduğu magazin içerikli soruyu ısrarla yinelemesi üzerine yüzündeki gülümsemeyi hiç bozmadan ettiği küfrü, “O kelimeyi değersiz bir duruma ithaf ettiğim için üzüldüm; söylediğim kelimenin altında bir sürü kadın var, hepsi mükemmel çocuklar yetiştiriyorlar,” diyerek savunan ve söylediği kişiden değil, kelimenin kendisinden özür dileyen de odur. Onun taklidini yapanları eğlenerek seyrettiğini söylerken, “Öyle ağzını eğe eğe benim taklidimin yapılmasına gerek yok ki. Ben ağzı o kadar eğik bir kadın değilim. Ben o resmedildiği kadar çirkin bir kadın da değilim,” diyerek, abartılı taklitlerden hoşnutsuzluğunu ifade eden odur. İbrahim Tatlıses’e canlı yayında şarkısını kesmesi üzerine çıkışan, Tatlıses’in öfkeli bir biçimde geçmişte ona yaptığı yardımları hatırlatması üzerine ise “Beni sadece Allah korudu bugüne kadar, bundan sonra da Allah koruyacak. Sizi de Allah korusun, allahaısmarladık,” diyerek ve alkışlayarak canlı yayını terk eden odur. Bir televizyon programında Bülent Ersoy’un onun müzikal bilgisinin eksikliğini ima eden sözleri üzerine “Benim kültürsüzlüğüm kimseyi ilgilendirmez. İlkokul mezunuyum ve Türkiye’nin duymadığı şarkılar yaptım Allah’ın sayesinde.” diye veryansın eden de odur.

Onun ne biat edesi, ne tahakküm altına giresi, ne de saman altından su yürütesi vardır çünkü. Nasılsa öyledir. İçinden geçeni ne yaşamaktan sakınır ne de söylemekten. Bundandır ki kanatsız, kolsuz, desteksiz devam eder yoluna. Düşer, kalkar, dayak yer, döver, en dibi de görür, zirveyi de… Herkesin gözü önünde olur tüm bunlar. Ne uyuşturucu tedavisi gördüğünü saklar ne de rahim kanserine yakalanmasının sebebinin karşılıksız bir aşk olduğunu.

Onun kadar kendi gibi olabildiğimiz gün onu hak etmiş olacağız muhtemelen.”

-Bir Uyumsuzun Hikâyesi/Yavuz Hakan TOK

Ne de özel anlatmış bu güzel cümleleriyle kalplerdeki Yıldız’ı; Yavuz Hakan Tok. Hakikaten büyülenmemek elde değil.

Gelin şimdi bu büyüleyici hayata biraz daha yakından tanıklık edelim. Şarkıların Yıldız’ıyla bugüne dek yaşadığı olayları daha da yakından inceleyelim.

VAZGEÇİLMEZ AŞK ŞARKILARININ MİMARI, BESTE FABRİKATÖRÜ, DOĞALLIĞIN VE SADELİĞİN YILDIZLAŞMIŞ HALİ İLE GÜZEL BİR SOHBET/ÖZEL BİR MUHABBET DERLEMESİ…

İlk olarak “Delikanlım” ile başlamak istiyorum. Yıldız Tilbe’yi Yıldız Tilbe yapan, kendisini tanımamıza sebep olan…

Yıldız Hanım ile sohbete geçmeden önce Metin Bircan’ın kaleminden; Tilbe’nin “Delikanlım” şarkısı üzerine yazmış olduğu yorumu sizlerle paylaşmak isterim. Okuduğum zaman beni çok etkilemişti.

“Delikanlım şarkısını kime yazdınız diye sorduklarında, şöyle cevap verdi; “Bu kimseyi ilgilendirmez. Çünkü artık beni de ilgilendirmiyor.” Oysa bir sözü vardı; “En fark edilmez yalanı söyler gözler baka baka.” Ve gerçekten öyleydi. En fark edilmez yalanı söylüyordu. Delikanlım şarkısını yazdığı adam o kadar çok ilgilendiriyordu ki onu, her delikanlım kelimesini duyduğunda tırnaklarının ucuna kadar hissediyordu; acıyı, sevgiyi, nefreti, kini, hasreti ve özlemi… Ve belki de o artık başkasının delikanlısıydı. Belki bu yüzdendi “Delikanlım” değil de “Delikanlı” diye her seferinde şarkıyı söylemesi.”

Ve Yıldız Tilbe!

Sizin gibi özel bir insanı tanımamıza sebep olan bu şarkı 1994’ten bu yana hala günümüzde dillerde, yaş sınırı tanımaksızın kasetlerde, CD’lerde… Yıllar boyu bu şarkıyı Uzay Heparı için yazdığınız kulaktan kulağa dolaştı durdu. Aslında ben sizi yakinen tanıyan biri olarak bu şarkıyı eski eşinize yazdığını bilmekteyim. Neler söylemek istersiniz “Delikanlım” ile ilgili?  

‘‘Delikanlım’’ ilkti, özeldi. Birçok insanın üzerine çekildi. Hala dillerde ve ben de hala sahnemde söylüyorum bu şarkımı; seve seve…

Peki ya yaşayıp da üstüne şarkı yazdığınız aşklar… Mesela ben kişisel olarak söyleyeyim; Türkiye’de aşk denilince akla ilk gelen kadın kalkıp benimle yaşadığı aşk için şarkı yazacak… Sonrasında onu besteleyip okuyacak ve o şarkı dillerden düşmeyecek! Havamdan geçilmez. Ne demek istediğimi anladınız siz. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

O kadar şımarıp emin oldular ki bu aşktan bu nedenle hepsinden nefret ediyorum. Ne havalar ne havalar! Sanki o beni seviyormuş, o bana yazmış o şarkıyı. Biliyor musun durum böyle olunca ben hepsine elveda dedim.

Hazır elveda demişken… Her elveda bir ayrılık demek sonuçta. Ayrılıklar ve ayrımlar Yıldız’ı nasıl etkiler? Yıldız Tilbe ayrılıklara hayatında ne kadar yer verir, ne kadar düşünür bu ayrılıklar üzerine?

Kendimle baş başa kalıp düşünürken beni huzursuz eden konuların başında ayrımlar geliyor. Hayatımız boyunca durmaksızın bir şeyleri ayırıyor, sınırlıyoruz. Hem de bütünlüklere en çok ihtiyacımız olan bu çağda. Sadece parçaladığımızı zannederken, kendimizi parçalıyoruz aslında. Her ayrım bizden bir parçayı alıp götürüyor; bu aşkta da böyle gündelik yaşamda da…

“Dünya hasret yurduymuş, ondan bitmiyor susuzluğumuz.”

Ya, özlem? Biliyorsunuz ki nice ayrılıklardan sonra en çok yaşanan bir duygu bu veyahut bir eylem… Var mı özledikleriniz? Eksikliğini hissettikleriniz?

Olmaz olur mu? Yeri geliyor insan dün yediği yemeği özlüyor… Kaldı ki dünya hasret yurduymuş, ondan bitmiyor susuzluğumuz. Hep birilerin, bir şeylerin hasretiyle geçiyor zaman. Sevdiklerimi hep özledim. Özlediklerimi ise hep sevdim. Mesela bambaşka bir konu ama şöyle anlatayım. Ben 27 yıldır sedef hastasıyım. Yaralarım kaşındı mı iki elim yetmiyor bazen, ayaklarımda devreye giriyor (Gülüyor.) Uzmanım bu konuda. Mutluluk yaralarım benim! Bazen bir bakıyorum, elimi atıyorum yoklar; “Aa!” diyorum, “Nerde yaralarım?” İnsan yarasını özler mi hiç? Özlermiş demek ki. Böyle bir şey işte özlem dediğimiz şey… Bir şey diyeceğim aklıma gelmişken; hiçbir şeyi, hiçbir yerinize takmayın! Valla bak insan hasta olduğu ve üzüldüğüyle kalıyor. Bir gün gökyüzü bulutluyken, çok güneşliyken rüzgâr nefes almazken, akan suyun rengi masmaviyken gökyüzünden aldığı renkten… Sonra güneşsiz kara bulutlu, fırtınalı bir günde suyun akmasını beklemektir üzülmek ve akmak. Yazık değil mi bize? Hiçbir şeyi takmayın, kendinizi yormayın…

“Yaşamak direnmekmiş!”

Yıldız Tilbe – Yağız Yılmaz

Bir nevi; direnelim diyorsunuz yani, yaşatılanlara ve yaşadıklarımıza inat…

Aynen öyle. Hem yaşamak direnmekmiş biliyor musun? Başka yolu yok. Zor olan yaşamak, ölmek çok kolay. Ben mesela bu nedenle zor olanı başarmaya çalışıyorum, yaşamaya çalışıyorum kendimce; elimden geldiğince. Ben iyi olduğumu düşünüyorum, iyiyim gerçekten. Bence olabileceğim en iyi yerdeyim, insanların gönlündeyim. Bu çok önemli benim için. Parayla satın alamazsın sevgiyi, zorla oluşturamazsın. Onun için şükürler ediyorum Allah’a; zor olanı başarabilmek ümidi ve inancıyla.

“Ben bile zaman zaman kendimden nefret ederken siz beni sevme cüretini nerden alıyorsunuz?!’’

İnsanların gönlündeyim dediniz ya… Hakikaten de öyle! Fakat bunun bence bir izahı ve sınırı yok. Örneğin tam da şu an sokağa çıksak sorsak; eminim ki 10 kişiden 9’u en sevdiği sanatçının siz olduğunu dile getirecek. Özetle delicesine seviliyorsunuz, bambaşka bir şekilde… Nedir bunun sebebi? Bu kadar çok sevilmeyi neye bağlıyorsunuz?

Neye bağlayacağım? Elbette şarkılarıma… O şarkılar insanlarla benim aramdaki bir köprü. Hep öyledir ya, birine âşık oluruz, bir kaset koyarız. Sevindiğimiz zaman onunla dans ederiz, üzüldüğümüz zaman onunla ağlarız… Benim şarkılarım da biraz öyle şarkılar oldukları için beni kendilerinden görüyorlar. Geçen gün yolda biri diyor ki; “Ben senin şarkılarınla neler yaşadım biliyor musun?” Nereden bileceğim! Ama o âşıkken, acı çekerken beni dinliyor. Milyonlarcası böyle… Çünkü o duyguyu çıkarıp koymuşum önüne. Evli bir adama âşık mesela, gizli aşk yaşıyor, içi yanıyor. Kaç kadın söyleyebilir ki? Ben söyleyince de hepsinin dili oluyorum. Ben, insanların ortak diliyim. Ve iyi ki de öyleyim… Çünkü onlar olmasa ne bu sahnelerin bir değeri var ne de yaptığımız, çalıp söylediğimiz şarkıların. Allah onları yanımdan, beni de gönüllerinden eksik etmesin, esirgemesin. Hatta bazen soruyorum onlara sahnede; “Ben bile zaman zaman kendimden nefret ederken, siz beni sevme cüretini nerden alıyorsunuz?” diye… Ne büyük şey şu sevgi!

“Çalıştığım her yerde şarkı söyledim.”

Peki ya milyonların gıpta ettiği, yerinde olmak için birçok şeyden vazgeçeceği Yıldız Tilbe buralara nasıl geldi? Zorluklarla mücadeleler, önüne koyulan taşlar ve dahası! İlk günden bu yana biraz anlatmanızı istesek?

Memnuniyetle… Ben de yoldan geçen herhangi bir insan gibi, normal bir hayata sahipken çalışmaya başladım. Dikiş dikerken, ortalığı süpürürken, yemek yerken de içimden şarkı söyledim. İçimden şarkılar söyleyerek uyur, uyanırdım. Tezgâhtarlık yaparken kazağın fiyatını söyler, devam ederdim şarkıma. Sekreterken bir avukat bürosunda, ben söylerdim bütün iş hanı dinlerdi. Pazarlamacı iken çeyiz eşyalarıyla dolu olan, ağırlığımın üstünde çantalarla, nefes kesen soğuklarda, buz tutmuş sokaklarda düşmemek için yavaş yavaş yürürken aldığım nefesi şarkı söyleyerek verirdim; dona dona. Fabrikada çalıştığımda istek şarkılar alırdım. Öğlen yemeği paydoslarında etrafım dolardı. Sonra bir kasetçi dükkânında iş buldum. Türkçe ve yabancı müzik kaydediyorduk. Kulağımda kulaklıkla bir müziği plaktan kasete kayıt ederken içimden başka şarkılar söylüyordum. Çalıştığım her yerde şarkı söyledim. Ne iş yaparsam yapayım hep şarkı söyledim. Sonra içimden gelen şarkıcıyı para kazanmak için çalıştırdım. Yine söylüyordum. Ve çevrem genişledi söylerken. Herkes birbirine söyledi. Kulaktan kulağa yayılan söylentiydim bir nevi. Ben de yayıldım gecelere. Akşam 9’da başlayıp sabah 5’de biten, beş farklı mekânda sahne aldığım zamanlar başladı ve bu zamana getirdi beni. Adını saymakla bitiremeyeceğim birçok insanla tanıştım. Hayal ettiğim ve etmediğim insanlarla ve durumlarla karşılaştım. Ve kendim neysem o sandım herkesi. Kalp kalbe karşıdır, lafına inandım hep. Meğer ben gibi değillermiş. Kalpleri kalbime karşıymış; ama başka türlü… Anlatsam bitmez. En iyisi başlamamak ve burada sonlandırmak.

Büyülenmemek elde değil… Sormadan edemeyeceğim bu yolda hiç pişman oldunuz mu? Pişmanlıklar Yıldız Tilbe’yi hiç vurdu mu?

Pişman olacağımı bilerek verdim birçok kararı. Zaten zaman zaman karar verirken pişmandım. Bilerek yaşadım bazı şeyleri. Ama şuna yürekten inanıyorum ki; pişmanlığın bile bir zamanı var. Her şey gibi. Her şeyin bir zamanı var, her şey zamanında mümkün ve güzel! Zamanı geçmiş ilaç bile ilaçlıktan çıkıp zehirliyor insanı.

İlaç demişken; biliyoruz ki Yıldız Tilbe nice ilaçlar, nice antidepresanlar kullandı. Hatta bir röportajınızda demiştiniz ki: “Üç kere Balıklı Rum’a, iki kere Lape’ye yattım. Yine de akıllı çıktım.” Bu çok kuvvetli bir cümle, çok çarpıcı. Nasıl bıraktınız o ilaçları?

Kolay olmadı elbette, defalarca bipolar bozukluğundan hastaneye yattım. Yeşil reçeteli ilaçlar kullandım. Kırmızı reçeteden döndüm. İlaçsız öleceğimi sandım. Bırakmak çok zor oldu. Ama başardım! Antidepresansız iyiyim şimdi, antidepresanlar yalan.

O zaman yarınlara güzel uyanıyorsunuzdur; her şeyi atlattığınız için, dünü düşünmeksizin…

Dünü seviyorum geçtiği için. Yarını seviyorum henüz gelmediği için. Bugün hiç bu kadar güzel olmamıştı!

İnanılmaz bir bilgi ve kültür ile konuşuyorsunuz. Cümlelerinizde resmen felsefe ve yoğun duygular yatıyor. Kelimeler melodiyle birleşip dans ediyor. Bir şölen sanki! Fakat sosyal medyada ara sıra denk düşüyorum yazdıklarınıza karşı dil bilginize rest çekildiğini görüyorum… Ne dersiniz?

Bana dil bilgisi vermeye kalkmasın kimse, söylediklerimi anladıklarına şükretsinler!

Peki ya anlaşılmıyorsanız? Anlaşılabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Söylenen söz anlanan şey olmuyor bazen… Yoksa benim cennet kapısı ağzım, bulutlarla gül yaprağı arası dudaklarımın güzelliği su götürmez, getirmez de…

“Bizler kalbi kırık insanlarız, aşkla oyun oynamayız; korkarız.”

Ve gelelim aşka, sevgiye… Ki geç bile kaldık!

Yaşadığımız aşklarda şarkılarıyla bize güç veren, aşkla yürüdüğümüz yollarda fütursuzca peşimize düşen Yıldız Tilbe bize gerçek aşkı, gerçek sevgiyi anlatsın çok isteriz. Sizce Yıldız Hanım, aşk var mı?  Varsa nedir bu? Siz çözebildiniz mi? Anlatır mısınız aşkı; sizin şarkılarınızdan öğrenen bizlere?

Aşk! (Derin bir iç çekiyor ve başlıyor yaşamını şekillendiren olgunun tanımına.) Her şey zamanında güzel; kışın domatesin tadı nasıl yerinde değilse, aşk da gençken güzel. Gençlik yaz mevsimi gibi, yaşlılık kış gibi. Yalancılar olmasa dürüstlerin kıymeti bilinmezdi. Seviyorsun, aldanıyorsun. Bu birkaç kere olunca daha dikkatli seviyorsun. Yine olunca artık sadece sevmek istiyorsun, sonra o da geçiyor. Sonra yıldız oluyorsun. Sevgi dolu pırıl pırıl, aşk yalnızı. Tabii bu söylediklerim yanlış zamanların yanlış insanları için geçerli. Bir de doğru insanlar var, onlarla yaşanan aşkın tadına doyulmaz. Yine de dünyada sevmekten güzel hiçbir şey yok. Varsa eğer; severken sevilmektir o. Karşılıklı aşk yani. Aşk dosdoğru bir şey. Aşığın bir damla gözyaşı, cehennem ateşini söndürecek güçteymiş. Sevmek ne güzel şey! Hem insanlar yamuk, aşk n’apsın? Uzak duracaksın aşkını anlamayandan. Aldatandan daha da uzak duracaksın, kendini seveceksin önce. Çünkü âşık aldatamaz, acı veremez; doğasında yoktur. Aldatıp acı çektiriyorsa âşık değildir! Bu kadar basit. Ki kaldı ki bizler kalbi kırık insanlarız, aşkla oyun oynamayız korkarız. Fakat biz yine de en çok kendimizi kandırıyoruz. Onun kafasındaki tilkileri görüp “Aaa! Ne güzel güvercinler,” diyoruz. Aşk ne yapsın? Kendi aşkımız bizi kör ediyor görmüyoruz, görsek de inanamıyoruz. Aşk işte. Geçiyor fakat nasıl geçiyor; yaşayan bilir tabii. Yılların bana aşk konusunda öğrettikleri bunlardan ibaret…

Ya şimdilerde?

Şimdi ise hala aşka yakayı kaptırmamak için uğraşıyorum. Geç oldu öğrendim. Kolay olmadı. Leyla ile Mecnun’u, Kerem ile Aslı’yı, mutlu etmemiş aşk gelip Allah’ın Yıldız Tilbe’sini mi mutlu edecek deyip teselli oluyorum. Zaten herkes kalp bardağının miktarınca sevebiliyor. Çay bardağı su bardağı kadar su alamaz. Su bardağı kovayı, kova ise denizleri dolduramaz. Herkes aşkı, sevdayı kendince anlar ve anlatır. Yoksa herkes Leyla, herkes Mecnun olurdu. Onların aşkını anlayabileceğimizi sanmıyorum. Ve aşk insanın elinde olsa zaten âşık olmaz, engellenir bir şey değil gerçekten. Allah yardım etsin. Ediyor da… Yoksa ben çoktan yoktum. Geçiyor…

Peki ya tam da şu an âşık bir Yıldız mı var karşımda?

Yok, âşık değilim şükürler olsun… Şükürler olsun diyebileceğim bir aşk isterdim ama ne yazık ki… Fakat senin için diliyorum… (Bendeki aşk durumlarını artık ezbere bildiği için gülüyor haliyle.)

“Sevilmek ilaçtır ruhumuza, sevmek; o ilacın kaynağı!”

Sevgiye de dokunalım isterim…

Elbette dokunalım. Sevgi ve sevilmek bambaşka… Çok özel! Sevmek güneş gibidir; aydınlatır, ısıtır. Sevgisizlik gece gibidir; görmez, kendini bile örter. Sevmek, dünyanın en büyük gücüdür insanda. Üstüne kuvvet yoktur sevmenin. Sevmek canlıdır, sevgisizlik ölü. Seversek görür, duyarız. Seversek iyileşir yaralarımız. Sevgisizlik kördür, sağırdır, onmaz yaralar açar. Her şeyin ilacıdır; sevgi! Her ilaç sevilen biri için yapılmıştır; seven biri tarafından. Sevmek tattır, sevmemek tatsızlık. Sevmek huzurdur, sevmemek huzursuzluk. Sözün kısası; seven sonsuza kadar kâr ediyor, sevmeyen sonsuz zararda gerçekten. Sevgi içinizden, içiniz dışınız sevgiden çıkmasın! Bir de diyorlar ki “Kırılan kalp tekrar sevmez.” Bence sevmez değil, sevemez. Eğer seviyorsa kırılmamıştır. Kalp kırıldığını sevemiyor bir daha, kalp kırılmasa ayrılık olmazdı. Yani kalp, kırıldığı kişiyi kırılmadığı zamanlardaki gibi sevemiyor. Bu yüzden sevdiklerimizin kalbini kırmayalım. Sevmek hakikaten kusursuz bir güzellik çünkü. Fakat sevildiğini sandığını fark etmek çok acı bir şey, anlamak daha ağır. Olsun… En azından ben “Sevmedim,” demeyeceğim. Sevmeyen düşünsün. Sevmemek, sevilmemekten daha beter. Sevmeyi bilmeyen sevildiğini de bilmez. Bilmediği dili anlar mı insan? Unutmayın; sevilmek ilaçtır ruhumuza, sevmek o ilacın kaynağı. Ayrıca! Bir ayrıntıyı sakın kaçırmayın; sevmek akıl işidir, aşk gönül işi. Sevdiğinin kafasını bozan “Seviyorum,” demesin. Gönlünü bozan da aşktan bahsetmesin!

Kalakaldım… Sabaha kadar konuşacak olsanız, sabah olmaması için dua ederim. O kadar diyorum. Nasıl bir yorum bu? Nasıl bir bakış açısı… İyi ki varsın Yıldız Tilbe! Ve eklemek istiyorum; çünkü merak ediyorum. Her hafta mutlaka bir konseriniz oluyor, dinlemeye nice sevenler; sevgililer geliyor. Onları gördükçe neler düşünüyorsunuz? Kendi geçmişinizi anımsıyor musunuz?

Sevenler çok güzeller. Her yerde. On sevmeyen insan arasındaki bir seven kişi kendini belli eder. Yıldızların arasındaki ay gibi parlar. Karşılıksız sevenler için hiç mesut olmaz derler, doğru. Sevenler mesut olur. Sevilmeyenler olmaz. Bana bakın mesela; bir zamanlar yanıp tutuştuğum, hastalar olduğum, kendimden vazgeçecek duruma geldiğim aşklarıma bakıyorum da kendimi mahvetmişim. Fakat geçiyormuş yaralar, izsiz… Şimdiki aklım olsa ağlamazdım, dökmezdim elmas gözyaşlarımı hiçbirine. Sana sevgi konusunda çöl olana sen gül oluyorsun. Çöl kaktüsten anlar, gülü yakar! Allah sizleri deli gibi sevenlerle karşılaştırsın, hayırlı yazılar yazsın hepinize.

Tam da bu esnada Yıldız Tilbe’nin dopdolu cümlelerinin arasında kaybolmuşken, yaşadığı aşkları ve ardından aldığı yaraları kendisinin ağzından dinlerken “Ama Evlisin” şarkısı tırmalıyor kulağımı… Ve sonrasında kendisinin yıllar önce bu şarkı üzerine yazdığı bir yazı geliyor gözlerimin önüne. Sizlerle de paylaşmak isterim, işte Tilbe’nin yıllar sonra ‘’Ama Evlisin’’ şarkısını yazmış olduğu adamla tekrardan karşılaşması üzerine yazdığı o duygusal metin…

“Geçen gün kimi gördüm biliyor musunuz? Ama Evlisin şarkısını yazdığım kişiyi… Onu düşündüğümde ay yerini değiştirirdi, yıldızlar yerinden kopup hızla düşerken yeryüzüne, asılı kalırdı yakın gökyüzünde. Çiçekler konuşur beni teselli ederdi, gözyaşlarımı silerdi; yalnızlık. İçimin yangınına su yetmezdi, söz geçmezdi arzularıma. Ne tuhaf şu aşk! Anılarıma gittim, döndüm. İçimde, kendime karşı acımayla karışık bir şefkat hissettim. ‘Yazık sana,’ dedim bana ve tebrik ettim kendimi; ondan vazgeçtiğim için. Güçlü hissettim, iyi yaptığımı anladım. Ondan sonra hiç âşık olmadım. Hislerim beğeniyi geçmedi. Boşanmış, özgürmüş yapayalnızmış. Üzüldüm onun adına. Hislerim değişmiş. Ona olan aşkımın yerinde yeller bile esmiyor. Ay yerinde, yıldızlar da öyle… Çiçekler suskun, içimin yangını küllükten çıkmış, arzularım yok. Eski bir komşuyu gördüm sanki taşınmış gitmiş kalbimden. Zaman gerçek bir ilaç, iz bırakmıyor nerdeyse… Hem de bedava! İlk defa böyle âşık olmuştum, geçecek derlerdi de inanmazdım, GEÇMİŞ! BEN DE GEÇMİŞİM! Şimdi iyiyim; kendimle yalnızlığımın eşliğinde. İşte böyle…”

Ne denilebilir ki? Adı üstünde; “Sana binlerce kez öleceğim” (1998) sözünü “Yandım, söndüm; binlerce kez öldüm” (2002) diyerek tutmuş bir kadından bahsediyoruz. Sözünün eri olan bambaşka bir kadından!

Ve devam ediyoruz kaldığımız yerden…

Gönül gözü diye bir şey var. Fakat bu pek gerçekçi gelmiyor bana. Günümüzdeki sevgiler pek samimi değil bana göre. Elbette kör kütük aşklar var. Ancak sizce de artık aşk adı altında güzellik ile buluşturulmuyor mu o sevgi ve iyilik? Özetle; güzelliğin sevgideki yeri ne kadar büyük?

Bir şarkım vardı. Bilmem hatırlar mısın? “Güzellik gelip geçici, iç güzelliği gerekli.” diyordum orada. (Hatırlıyorum elbette; “Ben de İstiyorum” 2006) Öyle işte… İyiliktir; güzellik. Her güzel iyi olmuyor maalesef. Fakat iyiler daima güzeldir. Hatta bazen güzel sandığımız şeyler güzel güzel oymuştur bizi. (Gülüyor…) İyiyi sevmek lazım, dışı güzel içi kötü neye yarar; üzüntüden başka.

Uzun bir solukla aşkı sevgiyi konuştuk sizinle. Çok etkilendik haliyle… Biraz kafamız dağılsın, neşemiz yerine gelsin. Yıldız Hanım, hadi bizlere bir şey anlatın da bu aşkın, sevginin üzerine tatlı olsun…

Harika olur! Kendimize gelelim böylece… O halde size görmediğim bir rüyamı anlatayım…

O nasıl olacak?

Sorma! Dinle… Ne renk giyerse o renkti gözleri; karaydı, yeşildi, maviydi, kahverengiydi, elaydı, baldı. Baktığının aklını alıyordu, ona bakanın aklında sadece o kalıyordu. Bana âşıktı… Ben de ona… Görmediğim rüyamda yalnızca birbirimize bakıyorduk. Elini uzattı, elimi uzattım, beni çekti. Dizlerine uzandım, saçlarında uçuşurken elleri, yanıyordu her renkteki gözleri… Görmediğim rüyanın gördüğüm sevgilisi… Tam öpecekti beni uyumuşum iyi mi?

“Hep uyutuldum; öpücüksüz”

Ne kadar güzel!  Masal gibi… Masal demişken sever misiniz masalları?

Benim gerçeklerim size masal gelebilir… Yapacak bir şey yok. Masalı sevmek mi? Sevmek ne kelime hayatım, bayılırım! Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler… O masalda en sevdiğim cüceydi; uykucu. İnsan benzerini severmiş. Bir de cadının prensese verdiği elmayı düşlerdim hep, izlediğimde de gözüm kalırdı. Ne kadar kırmızıydı, pırıl pırıldı. Sonra pırıl pırıl cadılar gördüm elmasız… Prens de çok yakışıklıydı her zaman. Prensesi uykusundan uyandırırdı öperek… Hep uyutuldum; öpücüksüz. Uyandığımda da prens yoktu. Daha da uyumam artık…

Hayat dolu oluşunuza özenmemek elde değil! Ne güzel değerlendiriyorsunuz yaşadığınız şu hayatı… Sahi, hayatı ciddiye alıyor musunuz?

Hayatı ciddiye alınca kendime gelemiyorum, ciddiye almayınca da kendimden gidemiyorum…

Peki ya kendinizi beğeniyor musunuz?

Beğenmek ne kelime! Sadece kaşım ve gözüm bütün dünyayı, gezegenleriyle birlikte satın alır…

Muazzam bir detaysınız!

Ben muazzam bir detay değilim. Detay da ne imiş… (Gülüyor.)

Sonlara doğru gelirken… Herkesin çok merak ettiği bir soru var. Sormazsam olmaz! Bizler mesela sizin şarkılarınızı dinliyoruz, o şarkılarla birçok duyguyu bir arada yaşıyoruz ve hatta paylaşıyoruz. En yoğun anlarımızda sizin şarkılarınızla buluşuyoruz… Peki ya Yıldız Tilbe kimi dinliyor?

Genel olarak en çok kendimi dinlerim. Eskiden Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses gibi değerlerimizden bolca arabesk dinlerdim. Şimdilerde ise Türk sanat müziği, pop, arabesk, İngilizce hiç fark etmiyor. O anki ruh halime bağlı. Yeri geliyor sözsüz müzik dinliyorum; Beethoven, Çaykovski. Özetle ruhuma o anda ne hitap ediyorsa onunla buluşturuyorum kulaklarımı. Bazen yeri geliyor hiçbir kelime bile duymak istemiyorum.

Ya kitap? Kitaplarla aranız nasıl?

Çok iyi olduğu sayılamaz. Yani bunun nedeni elbette yoğunluk… Yoksa kitap okumak çok güzel bir şey! Hele ki kitap güzelse çok daha güzel, bir film izlemek gibi; çok hoş.

Genellikle ne tür eserler okursunuz?

Valla şiir kitaplarını çok severim. Bayılırım hatta! Onun dışında romanlar ilgimi çeker, okuduğum kitapta konu güzelse o kitap hiç bitsin istemem…

Şiir demişken; yıllardır şarkılarınız için yazdığınız sözleri derleyip bir şiir kitabı çıkarmak istediğinizi biliyorum… Ne zaman okuyacağız o kitabı?

Ondan vazgeçtim desem yeridir. Çünkü şarkılarımı şiirleştirmek, şiirsel bir ifadeye sokup okuyucunun onu okurken şarkıların kulağına gelecek olması ve dahası… Zor ya! Artık şiir değil de bir roman yazmak istiyorum. Hayatımı romanlaştırmak istiyorum. Çocukluğumdan başlayarak, günümüze kadar… Kimseyi incitmeden, kendi penceremden kendimi anlatmak istiyorum…

Bence okunur…

Bence de okunur. Ben bile okurum… (Gülüyor.)

“Memleket sırça camdan, elmastan olsa ne olacak?”

Günümüz ile ilgili söylemek istedikleriniz muhakkak vardır. Dünya geneli ve çok dahası… Sizce dünya kötü bir yer mi?

Dünya kötü bir yer değil. İnsanlar kötü! Düşünün… Dünyada uluslararası hukuk var mı? Ve dünyada geçerli mahkemeleri, yargıçları? Silah üreten, satan ve kullanan ülkeleri şikâyet edebileceğimiz bir mahkeme yok mu şu dünyada! Savaş istemeyen insanların haklarını savunacak? Güzel ülkeleri, insanlarını, evlerini, tarihlerini yok ettiler; soykırımın her türlüsünü yaptılar. Elleri hala kanda, gözleri bizde. Allah kör etsin hepsini. Hukukmuş, uluslararası hukukmuş! Uluslararası kandırmaca… Kandırmacanın yasal hal ve kanunları! İnsan haklarıymış kendi haksızlıklarının adı! Geriye sadece ütopyalar kaldı. Memleket sırça camdan, elmastan olsa ne olacak? İnsanları korumadıktan sonra, çocuklar sokakta rahat oynayamıyorsa, insana sevgi ve saygı yoksa…

“Hayallerinin peşinden durmaksızın koşmaya devam…”

Son olarak; yıllar geçiyor, nüfus artıyor, teknoloji ilerliyor, siyasi iktidarlar değişiyor ve yepyeni sanatçılar çıkıyor. Fakat sizin şarkılarınız, yüzünüz, sözleriniz hala bizleri etkilemekte. Dönüp dönüp sizi dinliyoruz. Yıllardır Türkiye ile konuşuyorsunuz. Bizlere cesareti, merhameti ve dahasını aşılayan her şarkıda siz vardınız. Şimdi o tertemiz ve şefkatli sesinizle bize neler tavsiye edersiniz Yıldız Hanım? Bugünün gençlerine bir abla gibi ikazlarınız, mesajınız var mı?

Şükürler olsun bulunduğum yere. Çok mutlu oluyorum böyle güzel sözlerine. Var ol. Gençler bizim baş tacımız, canımız. Hepimiz genç olduk, hepimiz geçtik onların geçtiği yollardan… Ama sakın yollarından sapmasınlar. Hep çalışsınlar, okusunlar. Ana/baba kıymeti bilsinler. Çok vururlar sonra kafalarını taşlara… Asla sevdiklerini üzmesinler, üzüldüğü takdirde de üzerine kafa yormasınlar, takmasınlar. İyi dostluklar edinsinler, çıkarlardan uzak. Fazlasına gerek yok. Az olsun öz olsun. Ve ayrıca eğitimlerinden hiç vazgeçmesinler, hayallerinin peşlerinden durmaksızın koşmaya devam etsinler. Gençleri seviyorum, gençleri çok seviyorum. Kalbimle kalplerine sarılıyorum, yoksa bu özlem bitmez…

“…Merhaba!

Nasılsın aşkım?

Kıskanıyorlar seni,

Akıllarından çıkıyorlar; dinsizler, imansızlar.

Çaresiz dönüyorlar utanmazlıklarına, oysa tanımazsın hiçbirini.

Ne gördün, ne duydun…

Fakat onlar seni ezbere biliyorlar,

Çirkeflikleri ondan!

Çünkü olmasını veya oldurmak istedikleri hiçbir şey sende yok.

Dışındayken hepsinin, onlar senin içinden çıkamıyorlar

Olağanüstülüğünden dolayı

Ortalarından yarılacaklar nerdeyse…

Sebep belli;

Çıkış noktaları karanlık

Aydınlığa bulaşıyorlar,

İçlerindeki karanlığın kapılarını açmadan.

Yarasalar gibi,

Işığına tahammül edemiyorlar…

Oysa sen gökyüzüsün

Gece de senin, gündüz de!

Senin gecelerinde uçan yarasalar

Senin güneşine bakamıyorlar

Gözlerini kapatıp açıyorlar karanlık ağızlarını

Seni senden öğrendiklerini sandıkları kelimelerle…

Koklaşarak anlaşanlar

Konuşamıyorlar seninle,

Konuşmasınlar benimle de

Anladın mı beni; Allah’ın Yıldız Tilbe’si…”

Siz değerli okurlarımıza Yıldız Tilbe’nin yazmış olduğu ve daha önce rastlamadığınızı düşündüğüm bu şiirlerle veda etmek istedim.

Bizde bitsin istemezdik ancak güzel olan her şeyin muhakkak ki bir sonu vardır.

Yıldız’ımızın verdiği öğütleri unutmayın, uygulayın. Okuduğunuz, vakit ayırdığınız için teşekkür eder; esenlikler dilerim.