Son günlerde Wikipedia’nın ülkemizde erişime kapatılmasıyla beraber bilgiye kolay erişme hızımız biraz da olsa kısıtlandı. Aslına bakarsanız Wikipedia’daki içeriklere güvenerek bir yazı yazmak, bir ödev teslim etmek ya da oradaki yazılara dayanarak yapılan yorumların hiçbirisi %100 doğru değildir. Bu durumun biraz iyi, biraz da kötü oluşunu kabul ederek birçok kişi kitaplara koştu. Önceleri “Kurt Cobain” yazdığımızda karşımıza ilk albümünden son albümüne dek her şeyin listesini veren, sanatçının kişisel sorunlarıyla beraber iş hayatını da harmanlayarak bize kısa bir özet geçen bilgi kaynağımız olmadığından biz de sanatçıların hayatlarını ve o sanatın tarihini konu alan birkaç kitap derleyelim dedik.

Keith Richards – Hayat

“Grup pek kırılgandı, kimse başarı yakalamayı beklemiyordu. Sonuçta pop karşıtıydık, dans müziği karşıtıydık, tek istediğimiz Londra’nın en iyi blues grubu olarak ve dünyanın kaç bucak olduğunu cümle âleme göstermekti; çünkü bunun altından kalkabileceğimizi düşünüyorduk.”

Dürüst olmak gerekirse, deli bir hevesle aldığım ama acı çeke çeke okuduğum bir kitap. Keith Richards’ın yalın anlatımı beni mi cezbetmedi, yoksa illegal işler ile uğraşan ve kurallara karşı çıkan müzik grubu algısına çok mu alıştım bilmiyorum fakat kitabı bir türlü bitiremedim. Fakat bu demek değildir ki sizler de sıkılacaksınız. Üstelik ’80 kuşağı ve sonrasında doğan müzik tutkunları için güzel bir nostalji fırsatı olacak. Özellikle bir Rolling Stones hayranı için altın değerinde bir eser; yalnızca Keith Richards üzerine yazılmamış, aslında Keith Richards’ın Rolling Stones’daki ve Rolling Stones’un dünya müzik piyasasındaki yeri hakkında bilgi edinmek isteyenler için kaçırılmayacak bir eser. Örneğin; Rolling Stones’un da önceleri bir “Beatles” gibi aynı görünüme sahip olan gruplardan biri olması için çok çabalayan prodüktörler elleri boş dönmüşler bu sevdalarından.

“… Stones’un toplum önündeki kimliğini yaratan büyük mimar Oldham’ın bizim uzun saçlı, pis ve kaba olarak algılanmamızın aleyhimize işleyeceğini düşünmesi de işin ironisidir. O zamanlar kendisi son derece temiz pak biriydi. The Beatles gibi üniforma giymek ve her şeyin tek tip olması Andrew’a mantıklı geliyordu, bize ise gelmiyordu. Bizi üniformalara soktu. Thank Your Lucky Stars adlı albüm sırasında bize zorla o iğrenç damalı ceketleri giydirmişti ama onlardan hemen kurtulmuş, Charing Cross Caddesi’nden aldığı bel hizasındaki deri yelekleri ise atmamıştık.

-Ceketin Nerede?

-Kız arkadaşım giyiyor.

Dediğimizi yapacağımız gerçeğini de çok çabuk kavradı. Ne yapabilirdi ki zaten? Yer gök The Beatles’tı. Onunsa elinin altında başka bir grup vardı. İşin püf noktası piyasaya yeni bir The Beatles sürmekti. Demek ki biz Anti-Beatles olacaktık…

…Annelerin, babaların bayıldığı bir “The Beatles” vardı, ama kızlarının bizim gibilerle evlenmesine göz yumarlar mıydı?”

Fakat bu zıtlığın, tek bir noktada birleşmesi beni çok mutlu etmişti: Müzik. Andrew ile karşılaşan John Lennon ve Paul McCarthney, şarkıları olmayan Rolling Stones’a “I Wanna Be Your Man” adlı şarkılarını armağan etmişler, hatta bu şarkıyı Rolling Stones ile beraber çalmışlar. Grup ise şarkıyı biraz değiştirerek onu bir Stones eserine çevirmiş.

Benzer detaylar, etkilendikleri isimler ve yapmaya çalıştıkları müzik ile ilgili detaylı bilgi almak isteyenler Keith Richards’ın kaleme aldığı Hayat adlı kitabı okuyabilirler.

Frida Kahlo – Aşk ve Acı

“Ben sürrealist bir ressam değilim. Asla hayallerimi resimlemedim. Yalnızca kendi gerçeğimi resimledim.”

Bu kitabı da uzun uzun anlatmak isterdim fakat henüz okuma şansı bulamadım fakat edindiğim bilgilere baktığımda eser Frida’nın çeşitli mektuplarını, notlarını ve anılarını içeriyor. Açıkçası Frida Kahlo’nun da, diğer sanatçılar kadar sanatı ile değil de hayatında yaşadığı zorluklarla gündeme gelmesinden rahatsız biriyim o nedenle bu kitap hakkında pek fazla yorum yapmak istemiyorum.

Consantino D’Orazio – Caravaggio’nun Sırrı, Sanatın Gücü

Bu kitabı çok severek okudum açıkçası. Çünkü bir sanatçının ruhunun sanatına yansımasını oldukça güzel tanımlamışlar. Üstelik kitap Caravaggio’nun yalnızca bilinen yönlerini değil, hayatındaki karanlık noktaları da gözler önüne seriyor. Caravaggio’nun hayatında, kimsenin bu yetenekli sanatçının ne yaptığını bilmediği bazı boşluklar var ve araştırmacılar da bu boşlukları doldurmaya çalışıyorlar. Kitapta Caravaggio’nun hayatının ve sanatının birbirine geçmiş bir şekilde ele alınması hoşuma gitti. Tavsiye edilir.

Vincent Van Gogh – Dostlukla

Sanatından çok yaşadıkları ile gündeme geldiği için kahrolduğum bir sanatçıdan daha bahsedeceğim. “V” harfi gözünüze çarptığı an neyi konuşacağımızı tahmin etmişsinizdir fakat bu kez “Theo’ya Mektuplar”dan bahsetmeyeceğiz. Bu kitabı çıktığı ilk ayda almıştım, gerçekten Yapı Kredi Yayınları’nın şimdiye dek derlediği en güzel eserlerden birisi. Kitaplığımda Edgar Allan Poe’nun Tüm Öyküleri kitabı ile yarışacak kalınlıkta olan bu devasa kitabın içinde Vincent’ın kendi kaleminden dökülen ve tamamen içinde verdiği savaşları okuyabildiğimiz mektupların bazılarının asıl örnekleri de yer alıyor. Çeşitli eskizleri ile de desteklenen bu eser oldukça fazla mektup içeriyor. Yani kısacası “Theo’ya Mektuplar” kitabı sanki bir fragmanmış da asıl film yeni vizyona girmiş gibi…

Oldukça kaliteli olan bu eseri okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Önder Kosbatar – Taşlar Kimin İçin Yuvarlanıyor

“Evet, bu bir tarih kitabıdır; ancak buradaki kahramanlar eli silahlı, ali kıran baş kesen, gösterişli ve heybetli karakterler değil. Eli gitar tutan fabrika işçileri, mısır tarlasında dinlenirken bir taraftan da hüznünü ses telleriyle ifade eden siyah plantasyon köleleri, eşcinsel şairler, kaçık ressamlar, nihilist serseriler, varoluşçu asiler, barıştan ve devrimden söz edip duran şarkıcılar, sokaklarının yetiştirip büyüttüğü varoşun çocukları, şarapçılar ve otçular… Yani dünya üzerindeki hiçbir toprak parçasında öyle pek düşünülmeye gerek duyulmamış deli saçması saçmalıklar tüm bunlar. ”

Bir arkadaşıma verip bir daha geri alamadığım bu kitabı asla ve asla kimseye vermeyiniz çünkü oldukça değerli bir kitaptır. Günümüz popüler kültürü üzerinden prim yapmak için yazılmış kitaplar arasından kalitesi ve orijinalliği ile sıyrılıyor olması çok hoşuma gitmişti. Yazarın kendisi Antalya’da bir sahafın sahibi, kendisiyle bizzat tanışma fırsatım olmadıysa da kitabı bitirdiğimde dünya müzik tarihine dair oldukça fazla şey öğrendiğim için kendisine hayranlığım hiç bitmedi. İnanın ki bu eser; “Kurt Cobain ya da John Lennon kimdir, neden ve kim tarafından, nasıl öldürülmüşür?” Gibi yazmış olmak için yazılan eserlerden birisi değil. Oldukça titiz ve detaylı bir araştırmanın eseri.

Ve yeniden; bu kitabı asla birisine vermeyin! Veriyorsanız da, geri geleceğinden ümidiniz olmasın.

Patti Smith – Çoluk Çocuk

Bir itirafta bulunmak istiyorum; bu kitabı 3. Kez aldım. “Neden, manyak mısın?” diyebilirsiniz, fakat bu öyle bir şey değil. Bu kitabı, az önce de bahsettiğim gibi ‘geri vereceğine güvendiğim’ iki kişiye verdim ve ikisi de farklı nedenlerle şehri terk ettiler ve sanırım kargo diye bir şeyin varlığından haberdar değiller. Ben de yeniden okumaya doyamadığım bu kitabı üçüncü kez aldım.

Bu eser, bu kez yalnızca bir değil, iki sanatçının yaşamlarının önemli bir parçasını konu alıyor. Hepimizin yapmak isteyip de yapamadığını yaparak, büyüdüğü kenti terk ederek kozmopolit bir kente gelen Patti Smith ve burada Smith ile karşılaşarak ikisinin de hayatını değiştiren Robert Mapplethorpe’u konu alıyor. Açıkçası ikisini de delicesine seviyorum, üstelik bu kitabı okuduktan sonra bu sevgim ikiye katlandı çünkü her sanatçının ve sanatseverin hayallerini süsleyen şeyi başarmış bu iki kişi : Sanat ile hayatta kalmışlar. Kalacak yerleri olmayan bu perişan ikili Chelsea Hotel’de kalabilmek için bir yetkili ile konuşmuşlar ve koridorda eserlerinin sergilenmesi karşılığında burada kalabilmek için izin almışlar. Tek göz bir odada kendilerine yarattıkları bir dünya… İki sanatçı ve “aşk” ya da “sevgi” ile tanımlanarak küçültülemeyecek kadar güçlü bir bağlılık… Şiddetle tavsiye edilir!

Bonus: Patti Smith & Leonard Cohen – Rock Ozanları

Öncelikle bu kitap bir şiir kitabı. Penny Dreadful dizisinden bir alıntı yaparak “Tüm mutsuz insanlar şiir severler, mutlu olanlar ise müzik.” Diyeceğim. Bu düşünceye tamamen katıldığımı söyleyemem fakat doğruluk payı olduğunu da kabul edebilirim. Bu kitap, kendisini hem sanata hem de şiire adayan iki değerli sanatçının kaleminden dökülen dizeleri içeriyor. Sizleri bir Leonard Cohen şiiri ile başbaşa bırakıp sessizce ayrılıyorum buradan.

Hiç senin yüzünü görmeye çalışmadım

Ne de bilmek istedim

Aşağılardaki bir yerin ayrıntılarını

Eninde sonunda mecburen gideceğim.

Ama aşk yerçekimi kadar güçlü,

Ve herkes düşmeye mahkûm.

Önce elma ağacından

Sonra da batı duvarından.

Önce elma ağacından

Sonra da batı duvarından.

Ve sonra senden ve sonra benden

Ve sonra tek tek herkesten