Sinema bir dil gibi, her gün yaşıyor, gelişiyor, değişiyor. Aslında kurallarla bezeli ve matematiğe benzer yapısıyla çok da kuralsızlığı kabul edecekmiş gibi durmayan ve özen isteyen bir sanat. Sinemada birçok çekim, birçok açı, ışık, ışık açısı, kurgudaki kurallar derken yazılsa anayasa kalınlığında bir kurallar kitabına sahip olabilir. Bu kuralların her biri üzerine yazılmış binlerce kitap var. Neden? Çünkü film dediğimiz şey, kamerayla yazılan bir kitaptır. Ve bu kitapta sekanslar bölümlere, sahneler sayfalara, çekimler ise kelimelere tekabül eder. Ve yazı da imla kuralı olduğu gibi, çekimde de “çekim kuralları” vardır. Mesela art arda iki yakın çekim görüntüyü koyamayız. Çünkü atlama olur. Ya da 180 derece kuralına uymayan iki görüntüyü peş peşe koyamayız. Aks atlaması olur. Seyirciyi rahatsız eder. Yorar. Binlerce kural var. Ve bu kuralların sebebi “seyirci eseri iyi anlasın, odaklansın, yorulmasın”dır. Sinema bir süre böyle yapıldı. Çünkü tüketim endüstrisinin çok önemli bir alanını kaplamıştı. Fakat her zaman böyle devam edemezdi. Bağımsız sinema ile deneysel sinema gelişmeye başladı. Yönetmenler yeni şeyler aramaya başladılar. Başka anlatı yöntemleri. Çünkü bu kurallara uygun çekilen her film, birbirinin kopyası gibi duruyordu. Tek fark biri çiçeği anlatıyorsa biri böceği anlatıyordu. Bağımsız sinemanın bu deneysellikleri kadrajlar değişimleri ile başladı. Çünkü sinemanın amacı görüntüyle anlatmaktı. Sayfalarca betimlenen bir yeri tek çekimle 5 saniyede anlatmak gibi bir gücü kelimeler sadece destekleyebilirdi. Böylece yönetmenler yapı bozmaya başladılar. Ve “auter” kavramı da anlam kazandı. Yönetmenler bu yöntemlerle öznelleştiler. Bu öznelleşme de “yönetmen sineması yani auter sinemayı” doğurdu. Bugün Amerikan dizi sektörünün bize sunduğu ve emin adımlarla “auter” kavramını hak etmeye başlayan Sam Esmail ve yeni dizisi “ Homecoming” den konuşacağız.

Homecoming, yönetmen, yapımcı ve senarist koltuğunda Sam Esmail’in oturduğu, oyuncu kadrosunda Julia Roberts gibi Hollywood dünyasının en büyük yıldızlarından birini, Bobby Cannavale ve Shea Whigham gibi kendini ispatlamış iki oyuncuyu, yeni nesilden Stephen James’i barındıran dizi. Dizi “Gizli bir teşkilat olan “homecoming”de çalışan insanları ve oradaki programa dâhil olan askerleri” konu alıyor. Gerilim türünde olan dizi henüz ilk sezonunda ve amazon bünyesinde yayınlanıyor.

Aslında konu bakımından baktığımızda daha önce benzerlerinin olduğunu biliyoruz. Peki, bu diziyi özel-dikkat çekici kılan ne? Herkesten “Julia Roberts” olabilir mi? diye duyar gibiyim. Julia Roberts kesinlikle bir etkendir. Kendisini yıllarca Hollywood’un en büyük jön aktrislerinden biri olarak tanıdık. Bir dizide nasıl olabilirdi acaba? Bu soruyu net bir şekilde cevaplayalım. Çok iyi. Yeni nesil oyuncuların biraz daha sınırsız olan oyunculuklarını düşündüğümüzde biraz sıradan gibi dursa da; Julia Roberts gibi, tiyatral etkiyle film yapılan dönem ile sinema oyunculuğu arasındaki geçişi fiilen yaşamış biri için gerçekten çok iyi iş çıkarmış. Yanlış anlaşılmasın zaten kendisi kötü oyuncu değildi lakin yıllarca “prenses – kraliçe – âşık olunan kadını” oynadıktan sonra böyle zorlu bir hikâyede zorlanabilirdi. İyi bir oyuncu olduğunu biliyorduk. Her ne kadar geçmişi bizi içten içten dürterken bazen irrite olsak da alışıyoruz. Çünkü iyi oynuyor ve sonuna kadar hakkını veriyor. Bobby Cannavale, iticilik konusunda kitap yazacak seviyeye çıkmış. Stephen James ise “yeni nesil iyi ya “ deyip derin bir nefes almamızı sağlayan bir performans sergiliyor. Bu performansların etkisi tabii ki var ancak diziyi özel kılan asıl konu ise “Sam Esmail ve anlatı dili.”

Sam Esmail “Comet” adında düşük bütçeli bir aşk filmi ile Hollywood’a merhaba dedi. O filmde de kendini ince ince belli eden yönetmeni neredeyse hepimiz “Mr. Robot” ile tanıdık. Kadrosunda usta oyuncu Christian Slatter ve şu sıraların Freddie Mercury’si olan Rami Malek vardı. O dizide konu herkesi sarıp sarmalasa da dizinin en dikkat çeken yönü “çekim teknikleri-tercih edilen kadrajlar” idi. Özellikle karakterleri tanıdığımız ilk kısımlarda verilen kadrajlar alışılagelmişin dışındaydı. Bazen bakış boşluğunun olmadığını görüyorduk. Bazen ise normalde beklenilen noktalardan kesilmemiş ve “garip” diyebileceğimiz yapısı bozuk hatta “hata” olarak nitelendirilebilecek kadrajlar. Ultra geniş karelerin sol alt köşelerine konuşlandırılan karakterlerin olduğu görüntüler ya da bir anda yapılan zoom-inler, balıkgözü ile çekilmiş yakın çekimler. Sıra dışı, tüketilmesi zor ama bir o kadar besleyici ve kışkırtıcı bir anlatı diliydi. Dizi böyle başladı ve bu şekilde devam ediyordu. Bu farklılık kısa zamanda kabul gördü ve takdir edildi. Nitekim bu kadrajları ilk kez Sam Esmail kullanmamasına rağmen bir anda popüler olan dizisinin de etkisiyle bu kadrajlar “Sam Esmail karesi” olarak adlandıranlar oldu. Dizinin konusu ve gerilim türüne ait olması da dizinin bu çekimlerle yapılmasını açıklar gibiydi. Konusu ilk kez işleniyor olmasa da gerilim türünde yeni sayılabilecek bir konuydu. Bu deneysellik çerçevesinde görüntülerinde de deneysel tavır olması kabul edilebilirdi. Sam Esmail’in kendi anlatı dilini ortaya koyduğunu düşündük ama yine de bu şekilde ve dozajını arttırarak gideceğini bilmiyorduk. Nitekim birçok Amerikan bağımsız sinemasında iş yapan yönetmenin, zamanla Hollywood’a dâhil olup basit stüdyo yönetmenleri olduğunu gördük. Bu yönetmenler stüdyo baskıları ile kendi dillerinden uzaklaşarak sıradanlaşıyorlardı. Sam Esmail ilk dizisinde bu kadar cesurken sonraki eserlerinde de böyle devam edecek miydi? Hali hazırda Mr. Robot ikinci sezonunda çok karmaşıklaştı ve hikâyesini anlatamadığı tartışılır oldu. Çok yorucu bir ikinci sezonun ardından insanlar Sam Esmail’i anlayamamaktan şikâyet eder oldular. Ama bu sadece hikâye açısındandı. Görüntü dili olarak asla kendinden taviz vermedi ve hep kendi çizgisinden ilerledi.

Mr. Robot aradayken o boş durmamış olacak ki “ Homecoming” i duyurdu. Ve net bir şekilde söylemeliyim ki bu dizi Sam Esmail’in “Kuralsızlık anlatım dilimdir” adlı manifestosu. “Kuralsızlık”tan kasıt şudur. İlk girişte bahsettiğim kuralların dışındaki her durum. Ve bunu anlatının bir parçasına dönüştürerek seyirciye duyguyu işleme durumdan bahsediyorum. Çünkü Sam Esmail tam da bunu yapıyor. Şöyle ki Sam Esmail aslında biz izleyicilerin çoğunun yabancı olduğu bu görüntüler ile alışılagelmiş duyguları daha etkili bir şekilde seyirciye aktarıyor. Başka bir yönetmenin filminde hata olacak bu kadrajlar Sam Esmail’in en önemli silahı. Bu da Sam Esmail’i öznelleştiriyor. Bu durum sinemasal anlamda adlandırıldığında da “auter” kavramına giriyor. Auter kavramı büyük bir kavram olsa da şu an için Sam Esmail bu sıfatın beklentilerini net karşılıyor. Çünkü auter yönetmen kavramının yönetmenden beklentisi şudur: “Filmi izlediğimizde bu şu yönetmenin filmidir” diyebilmeliyiz. Sam Esmail’in eserlerinde net bir şekilde bunu söyleyebiliyoruz. Çünkü kadrajları, kurguda kullandığı geçiş efektleri, ışık kullanımı ve müzik kullanımı tamamen kendi öznel anlatı dilinin parçası. Bir de bu parçaları sunarken yeni – eski sentezi yapıyor. Eski teknikler ile yeniyi resmetmeyi seviyor. Özellikle retro ögelere fazlaca yer veriyor. 80’lerde görmeye alışık olduğumuz ama o yıllarda kalan büyük puntolarla yazılan yazılar, 80’lerin müzikleri ve geçmişe özlemi ön plana çıkarıyor. Ve bunu gerilim türünde distopik bir eserde yapıyor. Homecoming,  Sam Esmail için bu konuda adeta imza eser olmuş. Homecoming için “Retrospektif bir distopya” desek abartmış olmayız. Amazon’un sağladığı özgürlükle çalıştığında kendini daha iyi bir şekilde anlatmış. Yine çok anlaşılır olmamasıyla beraber kesinlikle bu “rahatsız etme” hissini bilerek izleyiciye veriyor. Çünkü distopik eserler bakıldığında çokta uzak gelecekler değil. Bu rahatsızlık ile aslında bir provoke etme durumu da söz konusu. Homecoming, Sam Esmail’in rüştünü ispatladığı işi olmuş. Başka bir filmde gördüğünüzde “Anaa kamera titremiş” deyip güleceğiniz görüntüyle sizi ağlayacak konuma getiriyor. Diziyi en önemli kılan unsur da bu. Mr.Robot’tan sonra zaten Hollywood’da bir değişim rüzgârına sebep olmuştu. Bazı yönetmenler bunları denemiş, Sam Esmail kadar olmasa da buna benzer teknikler kullanmışlardı. Normal olan aslında budur. Kurallara uygun bir şekilde yapılan çekimler kullanılır arada bir farklı kadraj kullanılarak etki arttırılırdı. Buna yapı bozma denirdi. Ama Sam Esmail komple yapı bozan kadrajlar ile bir anlatı oluşturuyor ve normal kadrajları sadece hikâyenin geçişlerinde ya da hikâyenin dışında herhangi bir duruma yöneldiğinde kullanıyor. Bu da büyük ustalık gerektiriyor. Çünkü sinema hata kaldırabilen bir mecra değildir. Ve hatalar bilinmeyerek yapıldığında net sırıtıyor. Ama bilerek yapıldığında çok fazla değerlidir. Ustalık işidir. İşte Sam Esmail bunun hakkını veriyor. İzleyince kendinizden geçiyorsunuz.

Sam Esmail ve Homecoming kişiyi kendinden geçiren bir dizi. Özellikle görüntüsel olarak inanılmaz şeyler sunan dizi,  konu olarak da çok çekici. Günümüz dünyasına ve politik duruşa net eleştiriler barındıran dizi çok doyurucu olmuş. Hala kendime gelemediğim eser için izlemeyen herkese “evi arabayı satın, izleyin” tavsiyesinde bulunuyorum. Sam Esmail aman sana zeval gelmesin. Kaliteli işlere zaten hasretiz. Farklılığına kurban. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Saygılar.