Biz müzeciler yıllar yılı müze ne anlama gelir, bunu takip etmeye çalıştık. Muhtelif zamanlarda yenilenen tanımlar, tanımlara uygun hale getirilmeye zorlanan vizyonlar ve kültürel politikalar, dünya müzelerinde durum ne anlama çabaları… Sahi, neydi bu müze dediğimiz?

Çok eskilerden başlayalım. Müzeler adını, “müz, muse, musa” gibi değişik şekillerde isimlendirilen mitolojideki dokuz ilham perisinden alır. Zeus ile hafıza tanrıçası Mnemosyne’den doğan dokuz ilham perisi hiçbir zaman, “sanat” adı altında resim ve heykelle ilgilenmese de tarihler 18. yüzyılı gösterdiğinde sanat, “müzlerin mekanını” fethedecektir.

Apollo ve Dokuz Müz

Her tanımın akla pek çok soru getirdiği müze kavramına bir başvuru kaynağından bakalım. TDK müze için bize şu tanımı yapıyor: “Sanat ve bilim eserlerinin veya sanat ve bilime yarayan nesnelerin saklandığı, halka gösterilmek için sergilendiği yer veya yapı.”

Bir eserin sanat ya da bilim eseri olduğuna kim, nasıl karar verir? Müzelerin tarihçesine bakıldığında aristokratların “kendi zevkleri için” dünyanın dört bir yanından getirdiği eserler, müzelerin “halka gösterilmeye” karar verilmesi ve bu süreçte yaşanan mücadeleler, bu tanıma hiç yansımaz.

Sanat sözlüğüne baktığımızda tanım biraz daha genişler: “Sanatsal, kültürel, tarihsel ya da bilimsel ürünlerin sürekli olarak sergilenmesi amacıyla yapılan veya kendisi bu sıralanan nitelikleri nedeniyle halka açık tutulan yapı.”

Vurgulanan yine süreklilik ve halk için müzedir; ancak mekanların birtakım özellikleri ile müze kimliğine bürünebileceğine dikkat çekilir. Sorunsa tanımın yine sınırlı olmasındadır.

(Müzeciliğin doğuşu sayılan aristokratların nadire kabineleri)

Müze aslında bunların hiçbiri değil, belki hepsidir. Kısıtlı tanımların çok ötesinde, “zamanın mekanı” gibi bir özle süslenen pek çok profesyonel tanım tabii ki var. Mesela Uluslararası Müzeler Konseyi -ICOM- için müzenin “güncel” tanımı şöyle -güncel diyorum çünkü yakın zamanda yine değişebilir-:

“Müzeler kâr amacı gütmeyen, toplumun ve gelişimin hizmetinde olan, halka açık, insana ve yaşadığı çevreye tanıklık etmiş malzemeleri araştıran, toplayan, koruyan ve bilgiyi paylaşan ve nihai olarak eğitim, araştırma ve eğlenmeyi hedefleyen, sürekliliği olan kurumlardır.”

Kâr amacı gütmüyor ve toplumun gelişimine hizmet ediyorsa müze girişlerinde neden bilet alıyor, bilhassa özel müzelere girerken neden ciddi paralar veriyoruz? Araştırma yapmak için müzelere başvurduğumuzda –çoğunlukla- neden türlü zorluklarla karşılaşıyoruz? Bunlar ziyaretçilerin en sık sorduğu sorular ve yaşadığı sıkıntılar. İşte bu yüzden diyorum ki, müze aslında bunların hiçbiri değil.

(Demokrasi ve müze tartışmalarının merkezi Louvre Müzesinin düzenlenmesi)

Müzenin bunların hepsi olduğunun ilk kanıtı aslında ICOM’un diğer tanımları… Daha önce de değindiğim gibi tanımlar zaman zaman güncelleniyor. Mesela 1946 tanımında müzeler hayvanat ve botanik bahçelerini de içine alıyordu; 1951 yılında buna akvaryumlar eklendi. Amaç müzeyi “öğretimleri ve haz almaları için halka sunmak” olarak gösteriliyordu. 1961 yılı tanımında müzenin amacı genişledi; “Müze, kültürel ve bilimsel önem taşıyan eser koleksiyonlarını, eğitim, çalışma ve insanlığın estetik hazzı için toplayan, koruyan, araştıran, ileten ve sergileyen, halka açık, toplumun ve toplumun gelişiminin hizmetinde olan kâr amacı gütmeyen kalıcı bir kuruluş” idi. Son olarak 1974’te tanımlardan “teknolojik, sanatsal, bilimsel” gibi kategoriler kaldırılarak yerine “insanoğlunun ve çevresinin kesin kanıtları” konuldu.

Bugüne gelindiğinde artık müze kavramı, hakkında sayısız teorinin üretildiği, sanat ve iktidar tartışmalarının göbeğinde yer alan, demokrasi kavramı ile yan yana anılan, post-müze, melez müze, bütünleşmiş müze gibi alt başlıklara ayrılan, oldukça geniş bir bilim dalının öznesi oldu. Başlangıçta müzeler, halkın kültür seviyesini yükseltmek, zevkini geliştirmek ve hatta eğitmek gibi hedefleri amaçlarken, artık müzeler bölgesel kalkınmaya destek olan itici güçler olarak algılanıyor. Hatta müzenin en büyük işlevinin toplum kalkınması olduğunu savunanlar var. Bu yoruma göre, müzeler yalnızca insanların eğitimine değil; refahına, ruh sağlığına, gelişimine, çevresini korumaya katkıda bulunuyor.

(Dünyanın ilk müzelerinden biri olacak Uffizi Galerisi )

Tanımlardaki tüm değişkenleri bir kenara bırakırsak, “Müze aslında nedir?” sorusunun cevabı ziyaretçide yatıyor. Elbette müzeler dışarıdan görüldüğü gibi yalnız kültürün ve sanatın olduğu yerler değil. Pek çok yayın, pek çok tez sanatın siyaset ve güçle olan ilişkisini ortaya koydu. Müzelerin politikadan uzak olamayacağını kanıtladı. Ama ziyaretçi olarak biz, zevk almak, eğlenmek, öğrenmek, gündemi takip etmek, sosyalleşmek için müzelere gidiyor ve hayatın karmaşasından, kötü haberlerden, siyasetten uzaklaşmaya; sanatla içimizi açmaya çalışıyoruz.

Bugün müzeler artık “yüksek kültüre” hizmet etmiyor ama öte yandan toplumun her kesimi için bir ihtiyaç olmadığı da açık. Herkesin müzeye gidiş amacı başka. Restoranları, güzel manzaraları için gidilen müzelerimiz var mesela… Etkinlikleri, sinema günleri hatta konserleri için takip edilenler olduğu gibi… Yurt dışından çok iyi sergiler getirerek ziyaretçi çeken müzelerimiz de var; kutsal eserleri sergileyerek manevi duygulara hitap eden ve bu yönde ziyaretçiyi kendine çeken müzelerimiz de…

Başta özel müzeler olmak üzere ülkemizde müze sayısının her geçen gün artması (ki bu haliyle bile bugün tüm Türkiye müzelerini topladığımızda Berlin şehrindeki müze sayısına yetişemiyoruz) müzelerin toplumsal olarak yaygınlaştığının bir işareti olarak yorumlansa da; hala yolun çok başındayız ve yeni amaçlarla gidilecek daha çok müzeye ihtiyacımız var. Son söz olarak denilebilir ki; mesajı, amacı, ziyaret sebebi ne olursa müzeler iyi ki var…

Başvuru Kaynakları:

Bekir Onur, Yeni Müzebilim: Demokratik Toplumu Yaratmak,2014

Sanat Müzeleri1: Müze ve Modernlik (Ed. Ali Artun), 2006

Sanat Müzeleri 2: Müze ve Eleştirel Düşünce (Ed. Ali Artun), 2006

http://icom.museum/the-vision/museum-definition/