Pencereden sızan akşam güneşi çıplak ayaklarına vurmaya başlamıştı. Tam altı saattir uyuyordu. Ayrılığın eşiğinden döndüğü sevgilisinin ona zor gelen tüm taraflarını kabul etmeden de uyanmak istemiyordu. Hüsranla arası hiç iyi değildi ve hayal  kırıklığını ele alış biçimi yaşına ters orantıyla seyrediyordu.

Hayatından böylesine çaldığı saatleri hesaplamaktan kaçıyordu. Kim bilir sahilde kaç yürüyüş kaç akşam rakısı kaçıyordu ve mesleğine adanamadığı nasıl bir verimsiz zaman dilimi. Neden bunu seçiyordu?

Bir insanı sevmek onun hikayesini sevmekle başlar, diye bir şey duymuştu geçenlerde çok eski bir çiftten. Ancak insanın bir diğerinin kalabalık hikayesini, kendi düğüm olmuş hikayesinden, sevmeyi geçtim anlaması bile öyle zordu ki bazen… Aldığı hiçbir diploma, gezdiği hiçbir ülke, edindiği hiçbir dost veya teslim olduğu hiçbir engin sohbet, onu bu arabesk yumaktan çıkarmaya yetmiyordu.

Mutlu olmakta direttiği için çocukluğunun ve hayatla kurduğu tüm gelgitli ilişkinin onda yarattığı tahribatları, içinde oyduğu eksikliklerin telafisini bulmakta ısrar ettiği için mutsuzdu. Hayatın yogadan tut gurulara, Rus edebiyatından tut sağlık sektörüne, merkezinde mıknatısladığı en büyük klişe de bu değil miydi zaten? İnsanın daha fazlasını istemeye yüz tuttuğu her girdap gerçek bir medcezirdi.

Aslında böyle beylik laflar etmek de istemiyordu. Ama gerçek apaçık ortadaydı ki, tam altı saattir uyuyordu, birkaç güne bir yaş daha yaşlanacaktı ve bu yataktan güneş ayağına vursun vurmasın, ayrılığın eşiğinden döndüğü sevgilisinin ona zor gelen tüm taraflarını kabul etmeden kalkmak istemiyordu.

Aşkın geçmişe ilaç, ayrılığın bir yenisini bulma umudu olarak kodlandığı her ilişki onu üzüyordu ama nedense sekmeyen bir kural olarak onun da hayatına kancalanmıştı bu kod.

Aşkı hem yaşamanın, hem anlatmanın iki taraflı bir karşılığı vardı. Çünkü aşk, ağza çok alındığında balon bile yapılmaya takati olmayan bir sakız olabilirken, erdemlice yaraları taşınıldığında herkesin bakmak istediği sonsuz bir mecraya dönüşebiliyordu… Ki bunun dozajını kalp kararı ayarlamak her ana/babayiğidin harcı olmadığından aşkı yaşamak istemeyenleri de anlamak çok kolaydı…

…ve herkes annesinin karnından büyük şanslarla doğmadığından… Kim bilir hangi kırgınlığın telafisi olarak çiçek pazarından aldığı Sarı Laleler’le affedilmiyordu. Bu yataktan kendisini tekrar doğurmasının tek şansının, ne bir çiçek pazarı, ne de renkli laleler olmadığının farkındaydı. Tekrardan doğabilmenin tek yolu, onu hikayesiyle sevmekti ve bunun için, şuan güneş batmaya yakınken olduğu gibi belki daha saatlerce de uyumaya devam edecekti. Evet tam altı saattir uyuyordu.

Odasını tasvir etmek isterdi ama ışığı yakmadığı için oda yavaştan karanlığa yüz tutmuştu ve gözün görmediği noktada da eşyaların mevcudiyetiyle kendini zorlamayı hiç mi hiç istemiyordu.

*Kapak fotoğrafı: Meral Kuru