Pompeii, İtalya’da bulunan Napoli şehrine yarım saat uzaklıkta tüyler ürpertecek ama bir o kadar da hayran bırakacak atmosferi ve trajik öyküsüyle mutlaka görülmesi gereken bir Antik Roma kenti.

plinynin-mektuplari-ve-zamanin-durdugu-yer-pompeii-1

Şehir ilk olarak MÖ 5000 yıllarında Napoli Körfezi yakınlarında eski bir lav tabakasının üzerine kuruldu. Trajik bir şekilde tarihe gömülmesinden 159 yıl önce de Romalıların eline geçti. Pompeii adını Oscan dilinde 5 rakamı anlamına gelen “pompe” sözcüğünden almıştı. Günümüzde denize kıyısı olmamasına rağmen o zamanlar çok işlek bir limana sahip bir ticaret merkezi olduğu biliniyor. Roma’nın tüm zengin, aristokrat ve nüfuzlu insanları Pompeii’ye yerleşmeye başlamışlardı. Pompeii’nin birkaç binlik nüfusu kısa zamanda yüzbinleri aştı. Kent, güzelliğinin yanında bir eğlence ve kumar merkezi durumundaydı. Şehir anfitiyatrosu, su ve kanalizasyon kanalları ve hatta sokaktaki yürüme sistemine kadar çağın çok ilerisinde ve bu insanların şu an bile hayran bırakacak bir teknolojiye sahip olduğunu gözler önüne seriyor.

Ama şehri asıl ilginç kılan şey bu insanların nasıl yaşadıkları değil, nasıl yok oldukları…

Vezüv Dağı, İtalya’nın batı kıyısında yer alan bugün hala aktif olan bir “stratovolcano”. Bu tabir püskürdüğü zaman güçlü akıntılar ve patlamaları beraberinde getiren yanardağlar için kullanılıyor. Ama Vezüv’ün bu karanlık yüzü o zamanlar şehirde bulunan Romalılar tarafından bilinmiyordu. Aksine şehrin ikliminin, manzaranın güzelliği, birçok zengin Romalının buraya yerleşmesine, çok süslü evler, köşkler yaptırmasına yol açmıştı. Hatta Pompeii’nin yok oluşuna kadar Latincede “volkan” anlamına gelen bir kelime yoktu.

Şehirde sık sık depremler oluyordu ama halk kendilerini bekleyen büyük tehlikeden habersizdi.

Vezüv karanlık yüzünü uzun yıllar sonra tekrar gösterdiğinde tarihler MS 79 yılının 24 Ağustos’unu gösteriyordu. Daha sonra orada yaşananları tarih sayfalarına geçiren en büyük kaynak ve tanık olacak olan Genç Pliny –ya da Pliny the Younger- o gün şehirde iki büyük tören olduğundan bahsedecekti: Biri şehrin koruyucu ruhları için düzenlenen festival, diğeriyse şehrin kurucu babası sayılan Great Augustus’un ölüm yıl dönümü.

plinynin-mektuplari-ve-zamanin-durdugu-yer-pompeii-2

Vakit öğlene doğru yaklaşırken Vezüv’den dumanlar yükselmeye başladı. Hatta ondan önce hafif şiddette bir deprem olduğu yere düşen yağ lambalarının yangına sebep vererek ilk paniği ortaya çıkardığı söylenir. Korkuya kapılan halkın bir bölümü tek çıkışı deniz yolu olarak görerek limana doğru kaçmaya başladı. Ama bu sürede sarsıntılar başlamış, deniz kabarmıştı. Değil bir geminin hareket etmesi, denizde sabit durması bile mümkün değildi. Bu sırada gökten küçük kızgın taşlar hemen ardındansa daha büyük gaz yüklü cisimler düşüyordu. İlk kayıplar bu sırada verildi. Gökyüzü kararmış, vakit gece gibi olmuştu. Evlerine kaçanlar ortamdaki hızla artan sıcaklık yüzünden havadaki oksijenin kısmen karbonik hale dönüşmesiyle boğuluyorlar ya da evlerin volkandan düşen masif taşların altında ezilmesiyle hayatlarını kaybediyorlardı. Ardından Pompeii’nin üzerine kızgın küller yağmaya başladı ve şehri bir yorgan gibi örttü. Vezüv yanardağındaki püskürme iki gün sürdü.  Pompeii bu iki gün sonunda 6-7 metre  derine gömülmüştü. Her şey çok hızlı olmuş, koca bir şehir mezarlığa dönmüştü.

plinynin-mektuplari-ve-zamanin-durdugu-yer-pompeii-3

Pliny the Younger

Vezüv’de yaşananlara şahit olan başkaları da vardı. Yaşlı Pliny –ya da Pliny the Elder- olayları tarihe geçirecek olan Genç Pliny’nin amcası ve o sırada Napoli Körfezi’ndeki donanmadan sorumlu bir Roma subayı, aynı zamanda bir doğa bilimciydi. O sıralar 18 yaşında olan ve amcasının Misenum Kasabasındaki villasında kalan Genç Pliny olay üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra arkadaşı Tacitus’a, amcasını ve ailesinin çoğunu kaybettiği patlamayı anlatmak için bir dizi mektup yazacaktı. Bu mektuplar 16.yüzyılda bulunmuştur. Pliny, olayları araştırmaya giden amcasının başına gelenleri şöyle anlatıyor:

“Amcam, Misenum’da donanmanın başı olarak kalıyordu. Öğleye doğru, annem alışılmadık bir büyüklük ve görünümdeki bulutu fark ederek amcama gösterdi. Amcam, dışarıda güneş altında soğuk duşunu almış, uzanarak öğle yemeğini yemiş, kitapları üzerinde çalışıyordu. Ayakkabılarını getirtti ve bu fenomeni en iyi görebileceği yere tırmandı. Bu uzaklıktan bulutun hangi dağdan çıktığı anlaşılmıyordu, ancak şekli bir şemsiyeye benziyordu. Önce yukarı yükseliyor, sonra kollara ayrılıp havaya dağılıyordu. Sanıyorum, ilk patlamanın basıncıyla yukarıya yükselmiş, basınç azalınca da, desteksiz kalarak kendi ağırlığıyla kademeli olarak aşağıya iniyordu. Bazı yerleri beyaz, bazı yerleri ise taşıdığı toprak ve kül nedeniyle kirli ve kabarık duruyordu.

Amcamın bilimsel zekası, bunun yakından incelenmeye değer bir şey olduğunu hemen fark etti. Ve gemisinin hazırlanmasını emretti. Bana da istersem kendisiyle gelebileceğimi söyledi. Ben de, çalışmalarımla ilgilenmeyi tercih ederim diye yanıtlamıştım. Çünkü bu olay olduğunda, bana yazmam için bazı yazılar vermişti. Evi terk ederken, Vezüv’ün yamacında oturan Tascus’un eşi Rectina’dan, deniz yolu hariç kaçışın mümkün olmadığına dair bir mektup aldı. Kendisini tehdit eden tehlikeden ötürü dehşete kapılmış, kaderinden kurtarması için amcama yalvarıyordu. Amcam da planlarını değiştirerek, keşif için başladığı yolculuğunu, kahraman olarak sürdürecekti. Savaş gemilerinin hazırlanması için talimat verirken, kendisi de Rectina’nın yanında, daha başkalarını kurtarmak için gemiye çıktı. Çünkü bu şirin koy, çok kalabalık bir yerleşime sahipti.

plinynin-mektuplari-ve-zamanin-durdugu-yer-pompeii-4

Herkesin aceleyle ayrılmaya çalıştığı yere gitmek için acele ediyordu. Rotasını, doğruca tehlike bölgesine çevirdi. O tamamen korkusuzdu. Olan her hareketi ve değişikliği fark ettiği anda, not ettiriyordu. Gemiler yaklaştıkça küller daha sıcak, daha kalın bir şekilde düşmekle kalmıyor; alevlerle çatlamış ve kavrulmuş sünger taşı ve kararmış taşlar da yağıyordu. Sonra birden sığ bölgeye girdiler. Dağdan gelen döküntü kıyıya bir engel oluşturuyordu.

Bir an için geri dönmeyi düşündü. Ancak dümenci ona dönelim dediğinde, ‘Kader’in cesaretliler tarafından yazıldığını’ söyleyerek bunu reddetti ve Stabi’deki, Pomponianus’a gideceklerini söyledi. Stabi, koyun yapısı sebebiyle biraz izole bir yerdi, bu yüzden şu anda tehlikede değildi. Ancak bu küllerin, dağıldıkça oraya da geleceği aşikardı. Pomponianus, bu sebeple eşyalarını bir gemiye koymuş ve ters bir rüzgar eserse kaçmayı planlamıştı. Amcamın tarafındaysa, rüzgar gemisini içeriye sokmasına tamamen yardım ediyordu. Amcam, korkmuş olan arkadaşını neşelendirip, cesaretlendirerek kucakladı. Sükunetini koruyarak korkularını bastırabileceğini sanıyordu. Banyoya taşınmak için talimatlar verdi. Banyosundan sonra oldukça neşeliydi, ya da öyle gözükmeye çalışıyordu.

Bu sırada Vezüv Dağı, gecenin karanlığında daha da belirginleşen ateşini ve sıçrayan alevlerini bir çok noktaya yaymıştı. Amcam sürekli bunların, köylülerin korku içerisinde yaktıkları ya da terkedilmiş evlerin yanması sebebiyle çıkan alevler olduğunu söyleyerek; arkadaşlarının korkularını yatıştırmaya çalışıyordu. Daha sonra, dinlenmeye çekildi ve kesinlikle uyudu. Çünkü o iri bir adam olduğundan, horlaması yüksek sesliydi ve giren çıkan herkes tarafından duyulabiliyordu. Zamanla odasına giriş, sünger taşıyla karışık küllerle dolmuştu ve eğer daha fazla odasında kalırsa, hiçbir zaman çıkamayacak haldeydi. Uyanarak, tüm gece uyumayan Pomponianus ve diğer ev halkına karıştı.

Dışarı çıkmakla içerde kalmak arasında kararsızdılar. Çünkü şiddetli şoklarla yapılar, sanki köklerinden sökülüyormuş gibi öne arkaya sallanıyordu. Dışarıdaysa, her ne kadar hafif ve gözenikli de olsa; düşen sünger taşlarının meydana getirdiği tehlike onları bekliyordu. Sonunda riskleri kıyaslayarak, dışarı çıkmaya karar verdiler. Amcam için bir neden, diğerine galip gelmişti. Diğerleri içinse bu sadece korkuyla verilmiş bir tercihti. Düşen objelerden korunmak için yastıkları kafalarının üstüne bağlamışlardı.

Günün bu zamanı başka yerlerde gün ışığı olmasına rağmen onlar hala geceden daha yoğun ve daha siyah bir karanlığın içerisinde lambalarla ve meşalelerle aydınlanmaya çalışıyorlardı. Amcam sahile inip denizden muhtemel bir kaçış noktası araştırmaya karar verdi fakat dalgalar hala vahşi ve tehlikeliydi.

Sonra yaklaşan ateşin habercisi olan alevler ve sülfür kokusu diğerlerinin kaçmasına, onunsa dikilmesine sebep oldu. İki köleye yaslanarak ayağa kalktı, sonra birden yere yıkıldı. Sanırım yoğun duman ve gazlar onun zayıf, dar ve genellikle iltihaplı olan nefes borusunu tıkayarak nefes almasını engellemişti. Son kez görüldüğü günden iki gün sonra, 26 Ağustos’ta cesedi el değmemiş ve yaralanmamış bir şekilde bulundu. Ölümden çok, uykuya dalmış gibiydi.”

plinynin-mektuplari-ve-zamanin-durdugu-yer-pompeii-5

Napoli Körfezi’nden Vezüv Dağı görünümü

Tacitus’a yazdığı ikinci bir mektupla, Pliny, annesine ve kendine, felaketin ikinci günü neler olduğunu şöyle anlatıyor:

“Küller, eskisi kadar büyük olmasa da düşmeye devam ediyordu. Çevreme baktım; koyu siyah bulut bir sel gibi yayılarak arkamızdan geliyordu. ‘Halen daha görebiliyorken yoldan ayrılalım, yoksa karanlıkta arkamızdan gelen kalabalık tarafından ezileceğiz’ dedim. Aysız ve bulutlu bir gecenin karanlığı gibi değil, kapalı bir odadaki ışık söndürüldüğündeki gibi bir karanlık.

Kadınların çığlıklarını, çocukların ağlamalarını, adamların bağırmalarını duyabilirdin. Bazısı, ailesini çağırıyor, kimisi çocuklarını, eşlerini çağırıyor ve seslerinden onları tanımaya çalışıyordu. İnsanlar, kendilerinin ve akrabalarının kaderine hayıflanıyor ve bazıları da ölüm vahşeti içinde ölüm için dua ediyorlardı. Bir çok insan, ‘tanrıların yardımı’ için yalvarıyordu. Fakat çok daha fazlası, ‘tanrıların hiç birinin kalmadığını’ ve Dünya’nın sonunun olmayan bir karanlığa gömüldüğünü düşünüyordu.

Gerçek korkulara, uydurma korkular ekleyen insanlar da vardı. Bazıları, Misenum’un bir kısmının çöktüğünü ve yandığını söylüyordu. Bunlar yanlış da olsa, dinleyenler tarafından inanılıyordu. Bir ışık pırıltısı geldi, ancak biz bunu yaklaşan alevlerin bir uyarısı olarak düşündük, oysa alevler uzaktaydı. Sonra yeniden karanlık geldi ve küller bir kez daha üstelik bu sefer sağanak şeklinde düşmeye başladı. Ara ara üzerimizdeki birikintiyi atıyorduk. Yoksa onun altında gömülüp ezilebilirdik. Övünebilirim ki, bu korkular içerisindeyken, benden ne bir inilti ne de ağlama çıkmadı. Ancak şunu kabul etmeliyim ki tesellimin tek kaynağı, tüm Dünya’nın, benimle beraber yok olduğu düşüncesiydi.”

plinynin-mektuplari-ve-zamanin-durdugu-yer-pompeii-6

Pompeii’yi  yüzyıllar süren uzun uykusundan uyandıran şey 1711 yılında bir İtalyan köylüsünün tesadüfen bağda çukur kazarken bulduğu şehir duvarlarıydı. Bundan sonra yapılan arkeolojik kazılarda şehir neredeyse o zamanlardaki haliyle korunmuş olarak çıkarılmış.-hatta o gün fırında pişmiş ekmek bile olduğu gibi bulunmuş-  1863 yılında kazıyı sürdüren arkeolog Giuseppe Fiorelli, kazılar yaparken kalıntıları olduğu gibi çıkarmak için plastik alçı kullanmış. Bu sayede insanlar öldükleri halleriyle gün yüzüne çıkarılabilmişti.

plinynin-mektuplari-ve-zamanin-durdugu-yer-pompeii-7

Dua eden, birbirine sarılan insanların ve hatta hayvanların bile taşlaşmış vücutları bugün sergileniyor ve aslında o gün neler yaşandığının en büyük kanıtları olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Orada yaşanmış olan panik ve çaresizlik duygusu yüzyıllar sonra bu taş bedenlerde kan donduran bir biçimde görülebiliyor. Şimdilik bu bedenlerden 2000 tane var, o sıralar şehrin nüfusunun 20000 civarı olduğu düşünülürse bu acaba kaçmayı başaranlar oldu mu sorusunu akla getiriyor. Bazı tarihçilerse olaydan birkaç sene önce olan büyük bir deprem nedeniyle şehrin boşalmış olabileceğini söylüyor. Diğer bir ilginç ayrıntı ise şehir kalıntılarında bir duvarın üstünde bugün de görülebilecek olan Sodom-Gomore yazısı… Eski Ahit’te  “İşledikleri günahlardan ötürü gökyüzünden yağan ateşle yok edildiği” anlatılan bu iki kentin adlarını buraya yazanların Pompeii’de yaşayan Yahudi köleler olduğu düşünülüyor.

plinynin-mektuplari-ve-zamanin-durdugu-yer-pompeii-8

Pompeii sakinlerinin %65’inin zengin geri kalanınsa kölelerden oluşması,  eşcinselliğin doğal karşılanması, randevu evlerinin çokluğu –ki bu pek çok denizcinin uğradığı bir liman kenti olması nedeniyle doğal kabul edilebilir- sebebiyle “günahkar bir şehir” olduğu ve bu olayın da ilahi bir ceza olduğunu düşünen bir kesim var. Ama gerçek şu ki bu risk hala aktif olan Vezüv’ün kenarına kurulan tüm kentler için geçerli.

plinynin-mektuplari-ve-zamanin-durdugu-yer-pompeii-9

Pompeii, günümüzda UNESCO Dünya Miras listesinde olup her yıl yaklaşık 2.5 milyon turist tarafından ziyaret ediliyor. Yolunuz Napoli taraflarına düşerse mutlaka Pompeii’ye uğrayın , hala ilk günkü güzelliğini koruyan hamamları, köşkleri ve içinde bulundukları büyük bahçeleri, havuzları görün. Zamanın 1900 yıl önce durduğu bu kenti ve etkileyici atmosferini kolay kolay unutamayacaksınız.

 

**Yazıda yer alan mektup için kaynak:  http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/volkanlar/pompeimektup.asp