Sizin öykü tanımınız nedir, niçin öykü yazıyorsunuz?

Yazınsal türlere, hele de öyküye dair keskin tanımlara pek inanmıyorum. Türü ne olursa olsun kendi evrenini kurmayı başaran, hem bir “mesele”ye ve kendine özgü bir dil ve anlatıma sahip hem de bunu görece geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşturmayı başaran katmanlı anlatıları seviyorum. İçinde bir parça da olsa mizah duygusu, ironi barındıran metinleri daha çok seviyorum bir de genel olarak.

Bizi bir dünyanın içinde uzun süre tutan roman, senaryo türü anlatıları da seviyorum, öykünün kısacık bir zaman diliminde bizi bir dünyanın içine alma vaadini de. Sevdiğim için yazıyorum.

Sizden önceki dönemin öykücülüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz, etkilendiğiniz isimler var mı?

Yoğun biçimde etkilendiğim belli bir isim yok. Hikâye anlatmanın, yazının hemen her formuna tutkunum küçük yaşlardan beri. Zihnin farklı tür ve anlatılarla ilişkilenmesini, sürekli güvenli bölgede kalmaktansa yeniyle sınanmayı, buluşmaları, çarpışmaları severim. Bu anlamda, salt öykü yazarları değil, Rus klasiklerinden Proust’a, Carson McCullers’tan Patricia Highsmith’e, Sevgi Soysal’dan Ahmet Hamdi Tanpınar’a değin edebi zevkime katkıda bulunmuş pek çok yazar var.

Bugünün öykücülüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüz öykücülüğünde pek çok açıdan olumlu gelişmeler var. Öyküye duyulan ilgi yazar, okur, yayınevi düzeyinde artmış gibi görünüyor. “Öykü patlaması” biçiminde tanımlanan bu son dönemin en iyi özelliklerinden biri bence kadın yazarların sayısındaki gözle görülür artış. Bu çok umut verici. Severek takip ettiğim öykücülerin sayısı da giderek artıyor, bu da heyecan verici. Öykücüler, öykü üretimi arttıkça çeşitlilik de artacaktır diye umuyorum.

Günümüzde öykücü olmanın sorunları nelerdir?

Geçmiş dönemlere oranla ilgi artsa da öykünün hâlâ görece daha sınırlı bir okur kitlesine hitap etmesinin getirdiği sorunlar var. Edebi yazarlıkla geçinmenin mümkün olmamasının getirdiği zamansal sıkıntılar, telife dair sorunlar var. Mecra sorunu var. Geniş bir kitleye ulaşırken belirli bir nitelik ve derinliği de koruyabilen, bu dengeyi tutturabilen yayınlar ve buna dair talep fazla değil. Bu somut sorunların yanı sıra dönemsel eğilimlere, mahalle baskısına, tanımlara, kavramlara takılmadan kendi dilini, sesini bulmanın günümüz öykücüsünün zorlu sınavı olduğunu düşünüyorum. Bu başarılabildiği ölçüde leziz öyküler çıkıyor ortaya.

İlk öykünüz nerede ve ne zaman yayımlandı?

Şiirlerim çok erken yaşlarda çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı. Öyküye geçişim 16 -17 yaşlarında oldu. Yayımlanan ilk öyküm bir fanzindeydi, öykünün adı “Gümüş Zincir”di. Fanzin pek güzeldi ama maalesef şu an adını hatırlayamıyor ve bulamıyorum.

Ne anlatmak mı nasıl anlatmak mı?

Güneşin altında yeni bir hikâye olmadığı için elbette öncelikle “nasıl” anlatmak ama akabinde de ne anlattığın, salt malzeme değil mesele düzeyinde önem kazanıyor.

Toplumsal, sosyolojik ve kültürel gelişmeler öykücülüğünüzü nasıl etkiliyor?

Günün getirdikleri bir köşe yazısı, makale hızında olmasa da öyküyü hatta romanı da etkiliyor elbette. Ana malzememiz olan insanın yaşamı, korkuları ve sevinçleri değişiyor en basitinden. Bu da hem dil hem de olay örgüsü, atmosfer düzeyinde hikâyelere yansıyor. Türlere de yansıyor hatta, distopik öykülerin sayısında bir artış var son zamanlarda.

Öykü türünde ısrarcı mısınız yoksa başka türlerde yazmayı denediğiniz veya düşündüğünüz oldu mu?

Roman, öykü, deneme, gazete yazısı gibi farklı türlerde yazıyorum. Şu an yeni bir roman üzerinde çalışıyorum. Hepsini sürdürmeyi istiyorum.

ZEHRA ÇELENK; Yazar ve senarist. Şiir ve öyküleri erken yaşlardan itibaren çeşitli dergilerde yayımlandı. Lisans ve yüksek lisansını tamamladığı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon, Sinema Bölümü’nde 2007-2014 yılları arasında Televizyon Yazarlığı dersini verdi. Senaristliğinin yanı sıra çeşitli TV yapımlarında yapımcı olarak da görev aldı. Öykü ve senaryosunu yazdığı Ruhumun Aynası adlı dizisi, 2015’te Artemis’ten aynı adla yayımlanan ilk romanına ilham oldu. Öykü kitabı Hayatta Kalma Rehberi Nisan 2019’da Everest Yayınları tarafından yayımlandı. Gazete Duvar’da üç yıldır köşe yazıları yazıyor.

Sosyal medyada Zehra Çelenk: