Sizin öykü tanımınız nedir, niçin öykü yazıyorsunuz?

Başkasının gözünden kendi hikâyenizi, kendi gözünüzden başkasının hikâyesini derinlerde birçok damarla akıtmak, diye düşünüyorum.

Masa başındayken, sadece iyimser bir saflıkla yazıyorum. Bana iyi geldiği için, beni çocukluğumun en derin yerlerine götürebildiği için yazıyorum. Şimdiyi çocukluğumla deşebildiğim için yazıyorum. Masadan kalkınca niçin yazdığımı bilmiyorum.

Sizden önceki dönemin öykücülüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz, etkilendiğiniz isimler var mı?

Önceki dönemlerde belli bir gelenekten beslenmiş, belli bir düşüncenin etrafında toplanmış öykücülerden bahsedebiliriz. 50’li yılların öykücülüğünde böyle bir iskelet oluşmuştu. Hem anlatımın hem de hikâyenin güçlü taraflarını bize aktaran bir gelenek. Etkilendiğim isimler var mı, ya da beni etkilemiş mi farkında değilim. Ama çok sevdiğim öykücüler var: Feyyaz Kayacan, Bilge Karasu, Vüs’at O’Bener, Osman Şahin.

Bugünün öykücülüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugünün öykücülüğünde belli bir düşünce etrafında toplanmış isimler olmasa da geniş yelpazede okuru kendisine çekebilen bir oluşum var. Her koldan okuru sarmayabilen eserler var. (Ya da bana öyle geliyor.) Öte yandan birbirini benzer bir yapıda izleyen, bireyin sıkışmışlığını, beyaz yakalıları konu edinen, tekrara düşen eserler çoğunlukta. Kurgudan uzak, sadece belli bir anlatımın içinde debelenip duran öyküler var. Hepsi yarına kalacak mı, yok olup gidecek mi? Bunu zamanla göreceğiz. Zaman iyi bir hakem.

Günümüzde öykücü olmanın sorunları nelerdir?

Öykücü olmanın sorunları var mı, emin değilim.

İlk öykünüz nerede ve ne zaman yayımlandı?

İlk öyküm 2010 yılında Yumuşak G dergisinde yayımlandı.

Ne anlatmak mı nasıl anlatmak mı?

Sınırsız, hayal dünyası geniş bir alan edebiyat. Edebiyatın kendine görev bellediği birçok konu var. Ne anlattığın önemli olduğu kadar, anlattığın şeyi nasıl anlattığın da önemlidir. Anlatılan şey yazarın tercihine ve yaşam deneyimine bağlı ama yazarın sürekli aynı konu etrafında dolanması da gerçeği köreltir. Böyle bir yazma biçimine esnetme, onun gölgesinde gezinme görevi de yazarın anlatma maharetine bağlı. Son kertede, anlatım oyunları yazarın disiplinli çalışmasına dayalı bir şey sanki. Nasıl anlattığının tek başına bir önemi yok, anlattığın şeyin de dünyada bir karşılığı olmalı. Sessizliği ya da gürültüyü aynı ağırlıkla taşıyabilmenin yükünü gösterebilmeli.

Toplumsal, sosyolojik ve kültürel gelişmeler öykücülüğünüzü nasıl etkiliyor?

Hem tanık olmanın hem de tanığın maruz kaldığı bir dönemi, yine geçmişin tanıklığıyla yaşıyorum. Yaşanan gelişmeler, olaylar, geçmişin hafızasıyla birlikte yeni bir şekil alarak size tesir ediyor. Bu nedenle yazdıklarıma tesir etmesi de kaçınılmaz bir durum.

Öykü türünde ısrarcı mısınız yoksa başka türlerde yazmayı denediğiniz veya düşündüğünüz oldu mu?

Öykü türünde ısrarcı değilim. Öyküyle ilgili ne varsa kaldırıp rafa koydum bir süreliğine. Şimdi roman üzerinde çalışıyorum.

MUSTAFA ORMAN, 1987 doğumlu. Öyküleri Dünyanın Öyküsü, Varlık, Sarnıç, Notos, Natama, Yokuş Yola, Öykülem, Yordam, Tuhaf ve İzafi dergilerinde yayımlandı. İzafi edebiyat dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. İlk Öykü kitabı Derdin İncinmesin 2017’de ve Ovada Paldır Küldür 2019’da Everest Yayınları tarafından yayımlandı.

Sosyal medyada Mustafa Orman :