Sizin öykü tanımınız nedir, niçin öykü yazıyorsunuz?

Öykü benim için an demek. Bir an! Öyle bir an ki tüm acıyı, tüm sevinci, tüm öfkeyi, korkuyu, macerayı ve istersen bütün bir hayatı, o tek bir an içine sığdırıp anlatabilirsin. Hayat da anlara sıkıştırılmış anılar bütünü değil mi zaten?

Yazarın tüm derdini tek bir “an”da anlatmasına olanak sağladığı için öykü yazmayı çok keyifli buluyorum ve öykü sayesinde minicik anlara tüm derdimi sığdırabildiğim için öyküyle anlatmayı tercih ediyorum.

Sizden önceki dönemin öykücülüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz, etkilendiğiniz isimler var mı?

Bu soruyla zihnimde geriye doğru gidip Türkiye’de öykücülük üzerine ne söyleyebilirim diye düşündüğümde, beynimdeki öykü tanımı da öykü-hikâye-masal-anlatı şeklinde geriye doğru gidiyor. Ben öykücülüğü toplumun sosyal durumuyla birlikte gelişen, geliştikçe sadeleşerek zenginleşen bir tür olarak düşünüyorum. Önceki yüzyıllarda yazılmış uzun masalsı öykülerden başlayıp günümüz öykülerine gelindiğinde, kelime olarak kısalarak ama içerik olarak yine aynı zenginlikle varlığını sürdürmeye devam ettiğini düşünüyorum. Eskiden kötü öyküler yazıldı, şimdikiler çok iyi ya da bunun tam tersi gibi bir iddia da olmamalı bence. Çünkü her devir, kendini yaşar. O günkü şartlarla şekillenir, devinir, yenilenir ve her zaman sanatçı sayısı kadar farklı sanat eseri vardır. Böyle düşünüyorum.

Etkilendiğim isimlere gelince ilk başta Tomris Uyar’ı söyleyebilirim. Sait Faik ve Füruzan da tabii. Ayrıca Tante Rosa’da benim için her zaman -bir günce ya da kısa roman değil- çok iyi bir öykü kitabıdır ve Sevgi Soysal vazgeçilmezimdir.

Bugünün öykücülüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün sosyal medya sayesinde öykü artık daha çok kişiye ulaşabiliyor. Atölye çalışmaları, sanal fanzinler, bloglar, sosyal medya tanıtımları sayesinde yazar ve okur daha kolay buluşup daha fazla paylaşma imkânı buluyor. Bu durum beni mutlu ediyor. Her ne kadar -talep görme konusunda- hâlâ romanlarla yarışamasak da ilerlemeye tanık olmak umut verici.

Günümüzde öykücü olmanın sorunları nelerdir?

Böyle bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Okur tarafından daha az tercih edilen bir tür olabilir ama öykü okuru çok başkadır, çok katmanlı, çok duyarlı ve çok kıymetlidir. Buradan bakınca da az okunmak sorun olmaz. (öykücü avuntusu J )

İlk öykünüz nerede ve ne zaman yayımlandı?

İlk öyküm 2014 yılında Ekin Sanat dergisinde yayımlandı. İlk öykü gönderdiğim dergiydi ve çok hızlı geri dönmüşlerdi, bu bana hem büyük bir cesaret hem de yazma gücü vermişti.

Ne anlatmak mı nasıl anlatmak mı?

Hepimiz biliyoruz ki, güneş altında söylenmemiş söz yok, kalmadı. O yüzden ne anlattığımız değil nasıl anlattığımız önemli, kesin ve net!

Toplumsal, sosyolojik ve kültürel gelişmeler öykücülüğünüzü nasıl etkiliyor?

Ülkemde yaşanan her şey beni çok etkiliyor ve maalesef edebî anlamda besliyor. Trajikomik bir durum belki ama yaşanan olumsuzlukların sırtıma yüklediği yük ve acı, içimde taşınamaz hale geldiğinde öyküye dönüşüyor. Gerçek bu…

Öykü türünde ısrarcı mısınız yoksa başka türlerde yazmayı denediğiniz veya düşündüğünüz oldu mu?

Hayatım boyunca ısrarcı olduğum konu çok az. Tek duyguda, tek düşüncede, tek bir inanç şeklinde ve tek bir türde ısrarcı olmak bana göre değil. Yeni yollar, yeni türler denemeyi seviyorum. Edebiyat bir meslek ya da belli kurallara dayalı mecburi bir amaç değil benim için. Tam aksi severek uğraştığım bir sanat dalı, bir hobi. O yüzden kalemim ne yöne giderse ben onun peşinden giderim.

Denemeyle başlamıştım, öyküyle devam ettim ve ediyorum. Araya bir roman girdi, belki bir tane daha gelir. Üç tane yayıma hazır çocuk kitabım var. Böyle…  Bayağı bir “daldan dala” durumu olmuş sanırım.

Güzel sorularınız için çok teşekkür ederim. Sevgimle…

AYŞEGÜL KOCABIÇAK, 1977 yılında Ankara’da doğdu. Öykü ve yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. Ölüm Vardiyası, Kadın Sesi Kâğıda Düşerse, Pati Öyküleri, Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor, Sadık Dostlara, Tren Öyküleri isimli seçkilerde öyküleriyle yer aldı. Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları’nda yer alan “Olmaz mı?” isimli öyküsü Soma Mekânsızlar Tiyatrosu tarafından Para ile Satılmaz adlı tiyatro oyununun yazımında kullanıldı. Halen Ankara’da yaşayan yazar Aybüke ve Ahmet Berk’in annesidir.

Yayımlanan kitapları: Aşk Bu (2013), Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları (2015), Ben Söylemem Sen Anla (2016), Run Gülüzar Run(2017)

Sosyal medyada Ayşegül Kocabıçak :