Asıl adı Ricardo Eliezer Neftali Reyes Basoalto olan Şilili yazar ve şair Neruda, doğuştan devrimci bir ruha sahipti. Henüz 14 yaşındayken bir şeylerin değişmesi gerektiğini anlamıştı. Önce ismini değiştirdi. Sonra, şiiriyle, dünyayı değiştirme mücadelesi başlamış oldu. Ona göre şiir boşuna yazılmamış olmalıydı:

“Adımı 14 yaşımdayken, daha Santiago’ya gitmeden değiştirdim. Babam yüzünden. Mükemmel bir insandı, gelgelelim, genellikle şairlere, özellikle bana karşı idi. Hatta işi kitaplarımı ve not defterlerimi yakmaya kadar götürdü. Onun görüşüne göre, mühendis, doktor, mimar olmalıydım, çünkü diyordu, insanların bu gibi kimselere ihtiyacı var. Oğullarının toplum içinde sivrilmesini görmek isteyen, orta sınıfın köylülükten gelme bütün insanları gibiydi. Yine babamın görüşüne göre, toplumda yükselmeyi başarmanın tek yolu üniversiteydi, serbest mesleklerdi.

Vaktiyle, aynı zamanda bir gazete yazarı olan büyük bir Çek şairi vardı: Erwin Kisch. Bu zat, bu soruyu sorarak yıllarca iflahımı kesti. Madrid’de, Mexico’da, Prag‘da hep karşıma çıktı. Prag’da bana şöyle dedi: ‘Bana şu hikâyenin sonunu söyle. Bak şimdi artık ihtiyarladım. Nice zamandır seni pek sıktım.’ Gerçek şu ki, bu hikâyede gerçek diye bir şey yok. Babamın gerçeği fark etmesinden en çok korktuğum günlerde -çünkü böyle bir şey felaket olurdu- bir dergiyi karıştırdım ve orada Jan Neruda imzalı bir hikâye gördüm. Tam o sıralarda bir şiirimle bir yarışmaya katılmak durumundaydım. O zaman Neruda soyadını seçtim ve ad olarak da Pablo adını aldım. Bu adın birkaç ay sonra geçip gideceğini sanıyordum…”

onurlu-yasamin-mucadeleci-sesi-1

Neruda için şiir, politik mücadelenin ayrılmaz bir parçasıydı. Şiirin şarkı ve bereket olduğunu, aynı zamanda isyanın dili olduğunu söylerdi.

Yaşadığı süre içerisinde o kadar çok farklı kültürden insanla ilişki kurdu ki, uluslararası şair olmaktan kurtulamadı. Hayatı boyunca ezilenden yana oldu, her zaman işçi ve emekçiyle el ele yürüdü. Hayat yolunda karşılaşılan engellere, şiirleriyle savaş açtı. Sürgün hayatı yaşayıp vatanından uzak kalmasına neden olsa da düşüncelerini dile getirmekten hiç çekinmedi. Hiçbir zaman pes etmedi.

“Halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde.”

Bir şair olarak ölen ama öldüğü günden beri de “şiir” olarak yaşamaya devam Pablo Neruda, 12 Temmuz 1904’te Şili’nin Parral şehrinde doğdu. Annesi öğretmen, babası işçiydi. Annesini veremden kaybettiğinde henüz 6 haftalık bir bebekti. Gazetelerdeki makalelere katkıda bulunmaya başladığında yaşı henüz 13’tü. İlk makalesi Neftali Reyes imzasıyla La Manana gazetesinde yayımlandı.

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: Gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgârı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. Uzaklarda şarkı söylüyor biri
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgârı ulaşmak için ona
Ellere yar olur, öpmemden önceki gibi
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona

onurlu-yasamin-mucadeleci-sesi-2

1920’de Çek şair Jan Neruda’dan aşırdığı Pablo soyadını adına ekleyip bir dergide yazmaya başladı. O, bu ad ve soyadın geçici olduğunu düşünse de ömrünün geri kalanında hep onlarla anıldı. Hayatına etki eden isimlerden birisi de Latin Amerikalı şair ve eğitimci Gabriela Mistral’di. Mistral, Temuco’ya okul müdürü olarak atanıp Neruda’nın İspanyolca öğretmeni olunca yıllarca sürecek dostlukları da böylece başlamış oldu.

İlk kitabı Crepusculario’yu (Alacakaranlık), babasının hediye ettiği saati ve elindeki üç beş eşyayı satarak 1923’te yayımladı. İkinci kitabı Veinte Poemas de Amor y Una Cancion Desesperada (Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı) 1924’te yayımlandı.

Bana öğüt verenler
Zamanla delirdiler
İyi ki dediklerine hiç aldırmadım,
Beceriksizliklerim onları öyle üzdü ki
Saçları ağardı ve buruştular
Mideleri de artık kestaneleri öğütemez oldu.
Nihayet bir sonbahar çökkünlüğü
Onlarda akıl bırakmadı
Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum
Unutkan ve saygılı mı olayım?
Ya da ne olduklarını açıkça söyleyeyim mi?
Beni yalnız bıraksalar tüm kimliğimi değiştireceğim
Derimden sıyrılacak
Başka bir ağız edineceğim
Ve bambaşka biri olunca da
En, en başta ne idiysem
Ben ona dönüşeceğim
Yoluma işte böyle devam edeceğim.

onurlu-yasamin-mucadeleci-sesi-3

Şili Üniversitesinde Fransızca ve pedagoji okuyan Neruda, 1927-1935 yılları arasında Burma, Seylan, Java, Singapur, Buenos Aires, Barselona ve Madrid’de elçi olarak görev yaptı.

18 Temmuz 1936’da İspanya’da iç savaş başladı. 19 Ağustos’ta ise o çok sevdiği dostu Garcia Lorca öldürüldü. Lorca’nın ölümü Neruda’yı çok etkiledi. Çıkan iç savaştan dolayı Neruda’nın konsolosluk görevine son verildi. 7 Kasım’da Nancy Cunard’la birlikte “Dünya Şairleri İspanya Halkını Savunuyor” başlıklı bildiriyi kaleme aldı.

 

Issız bir evde,
Korkudan ağlayabilseydim;
Gözlerimi çıkarabilsem de,
Yiyebilseydim;
Senin sesin için yapardım
Bunları,
Yaşlı portakal ağacı sesin;
Senin şiirin için yapardım
Bunları,
Çığlık çığlığa fışkıran şiirin.
Baksana,
Maviye boyuyorlar hastaneleri,
Senin için;
Kıyıdaki kenar mahalleleri
Ve okullar,
Senin için büyüyorlar;
Tüy salıyorlar,
Yaralı melekler;
Pullar örtünüyor,
Düğün balıkları;
Deniz kestaneleri,
Göğe uçuyorlar;
Siyah tülleriyle terzi dükkânları:
Kanla doluyorlar, kaşıklarla,
Senin için

Hayat böyle, Federico,
Ey babayiğit,
Ey kara sevdalı adam.
Sana,
Dostluğumun sunabileceği şey
İşte bunlar…
Sen de epeyce şey biliyorsun
Şimdiden.
Yavaş yavaş, daha da,
Öğreneceklerin var.

Şiirlerini topladığı “Kalbimdeki İspanya” üzerinde çalışmaya da bu dönemde başladı. Eser, İspanya İç Savaşı devam ederken basıldı. Bundan sonraki eserleri de sosyal ve siyasi konular üstüne oldu.

Yıl 1939 olduğunda Paris’te, İspanyol göçmenler için konsolosluk yapmaya başladı. Göreve başladığı yıl, iç savaştan kaçıp Fransa’ya sığınan iki binden fazla İspanyol için bir gemi ayarladı ve onların güvenli bir şekilde Valparaiso Limanı’na varmasını sağladı. Bu, kendi deyimiyle, “Yaşamının en gurur verici göreviydi”. Şili’de de o mültecileri bir başka güzel insan bekliyordu: Sağlık Bakanı Salvador Allende. Şili’ye 1943’te dönebildi ve 1945’te de senatör seçildi. Şili Komünist Partisi’ne katıldı ve iktidara yönelik eleştirileri yüzünden iki yıl boyunca kaçak hayatı yaşadı.

Yurt dışına çıktı ve 1952’ye kadar farklı ülkelerde bulundu. Bu dönem eserlerine politik tavrı damgasını vurdu.

Neruda’nın politik konumu her zaman faşizmin tam karşısı oldu. 1970’te Şili’de başkanlık için aday gösterildi, fakat Salvador Allende başkan seçilince onu destekledi. Allende’de onu Fransa elçisi olarak görevlendirdi.

onurlu-yasamin-mucadeleci-sesi-4

1953’te Lenin Barış Ödülü’ne, 1971’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne lâyık görüldü. 1972’de sağlık sorunlarından ötürü elçilik görevini bıraktı. 24 Eylül 1973’te de kalp yetmezliğinden öldü. Ölümünde yakın dostu ve Şili’nin seçilmiş, sosyalist devlet başkanı Salvador Allende’nin katledildiği haberinin yarattığı üzüntünün de payı vardı. Tabutu başkent sokaklarında binlerce hayranı tarafından taşındı.

“Yoldaşlar, İsla Negra’ya gömün beni
çakıl taşının ve dalgalarının her bir pürüzlü lekesini
gözlerim kapalıyken, sanki artık hiç görmeyecekmişim gibi
tanıdığım denizin yakınına.”

Şili Komünist Partisinin mahkemeye başvurusu üzerine Nobel Ödüllü şair ve yazar Pablo Neruda’nın ölümüyle ilgili 40 yıllık sır perdesini kaldırmak için mezarı açılarak kemiklerinin adli tıp merkezine gönderildiği yazıyordu. Çünkü parti, Neruda’nın Pinochet rejimi döneminde zehirlenerek öldürüldüğünü düşünüyordu. Yardımcısı ve şoförü Manuel Araya’nın söyledikleri “öldürülme olasılığını güçlü kılıyordu:

“23 Eylül’de. Öğleden sonra… Neruda bizi hastaneden aradı ve hemen gelmemizi istedi. Hastaneye vardığımızda Neruda ‘Uyurken bir doktor mideme iğne yaptı.’ dedi.”

Neruda o akşam Santa Maria Hastanesinde hayatını kaybetti. Ölüm nedeni prostat kanseri olarak geçti resmi kayıtlara.  Nisan 2013’te ise mezarı açıldı ve zehirlenme belirtisi olup olmadığı incelendi. Bu incelemenin sebebi, Neruda’nın, ölümünden 12 gün önce iktidara gelen diktatör Pinochet tarafından zehirlendiğinden şüphelenilmesiydi. Elde edilen verilere göre zehirlenme yoktu.

YAŞADIĞIMI İTİRAF EDİYORUM

onurlu-yasamin-mucadeleci-sesi-5

Biyografik eseri “Confieso Que He Vivido” (Yaşadığımı İtiraf Ediyorum) bir başyapıttır. Kitapta hayatını, şiirlerinin öykülerini ve sevdiği insanları okuyabilirsiniz.

Dünya Barış Konseyi 22 Kasım 1950’de Nâzım Hikmet’e, Pablo Picasso, Paul Robeson, Wanda Jakubowska ve Pablo Neruda ile birlikte Uluslararası Barış Ödülü’nü layık gördü. Nâzım Hikmet törene katılamadı ve ödülünü Neruda aldı. Nâzım Hikmet’in şairliğiyle ilgili “Biz onun yanında şair bile olamayız,” demiştir.

Aşkım, ben ölürsem sen ölmezsen,
Aşkım, sen ölürsen ben ölmezsem,
Sakın yüz vermeyelim acıya,
Hiçbir şey yaşamımızdan daha değerli değil.

Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun
ne yapacağız şimdi?
Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar
bulabilecek miyiz bir daha?
Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun
ne yapacağız?
Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı,
ateşle suyun birleştiği
Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler
kazandırdın bana
Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
Bulutlar gibi, yaprak gibi uçarlar
Düşerlerdi orada, uzakta.
Yaşarken kendine seçtiğin
Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa.

Sana Şili’nin kış krizantemlerinden bir demet
sunuyorum
Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan
Halkların kavgasını ve kavgamı benim
Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan…
Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da
yalnızım sensiz.
Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen
yüzünden yoksun
dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan
Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
Kuyu gibi kapkara zindanlardan
Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
Ellerinde izi vardı eziyetlerin
Hınç oklarını aradım gözlerinde
Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
Yaralar ve ışıklar içinde.

Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır
Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya
Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
Teşekkürler, böyle olduğun için!
Teşekkürler o ateş için
Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.

Üç defa evlendi. İlk eşi Antonieta Hagenaar, ikinci eşi Delia de Carril, son eşi de Matilde Urrutia. Dostlarını da asla unutmazdı Neruda. Bir dostu öldüğünde, adını evinin barındaki kirişlerin üstüne kazır ve onlarla içmeye devam ederdi.

Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat.
Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
ateş de pay alır kendine soğuktan.

Seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.

Sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.

Sevgimin iki canı var seni sevmeye.
Bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken seviyorum seni.

Doğumunun 100. yıl dönümünde Neruda, başta Şili’de olmak üzere dünyanın pek çok yerinde anıldı. Şili’de insanlar her yere Neruda’nın şiirlerini yazdı.

IL POSTİNO (POSTACI)

“Şiir onu yazanın değil, ona ihtiyaç duyanındır.” sözüyle zihinlere kazınan bu film, Neruda’nın vatanından uzakta yaşamak zorunda kaldığı günleri anlatır. Filme kaynak olan kitap da “Ateşli Sabır” adıyla dilimize kazandırıldı.

BİZLER SUSUYORDUK

Bilmek acı çekmektir. Ve bildik;
Karanlıktan çıkıp gelen her haber
Gereken acıyı verdi bize:
Gerçeklere dönüştü bu dedikodu,
Karanlık kapıyı tuttu aydınlık,
Değişime uğradı acılar.
Gerçek bu ölümde yaşam oldu.
Ağırdı sessizliğin çuvalı.
SON

Yalnızlığa yenilmemek için, sık sık hayaller kurulur;
Ama aslında neyin hayalini kurarsan kur, yalnızlık her hayalin sonudur.
Pablo NERUDA