Söylemek istedikleri önceden söylenmiş, yapmak istedikleri başkaları tarafından yapılmış bir adamın evi.

Evdeki kanepe, gazete kuponlarıyla hemen hemen yedi semtteki tüm konu komşu tarafından alınmış, çiçek desenli bir kanepe.

Hemen yanındaki abajur, birçok şehir bölge müdürlüğü il daire başkanlığı genel sekreter masası yanında duran yüksek voltajlı abajur.

Orta sehpa, ülkenin soğuk rüzgar akımı en çok görülen İç Anadolu Bölgesi’nin, çoğu vatandaşının serçe parmağını vurduğu bir orta sehpa. Buram buram can yakan serçe parmak kazaları, gece karanlıkta salona dalan zavallı vatandaş ile, sehpanın odanın orta yerinde olmasının kaçınılmaz sonucu ama gelin görün ki, ne mobilyayı satanın etiket ismini değiştiresi var, ne de vatandaşın sehpayı değil kendini ortalayası.

Söylemek istedikleri söylenmiş, yapmak istedikleri yapılmış adamın burun delikleri herkesinkinden farklı. Açılır kapanır burun delikleri var. Bir de yiğidi öldür hakkını yeme, bir şeye üzüldüğünde cızz diye ses gelen, hatrı sayılır bir kalbi.

Cızz sesi çok sık geliyor. Çünkü hemen her gün yeni bir şey keşfediyor ve akabinde, atı alanın Üsküdar’ı çoktan geçtiğini görüyor.

Bu sabah yumurta akını beyazından ayırırken, büyükannesinin onu ne kadar çok eleştirdiğini düşünüyordu, sonra baktı, büyükannesi sadece onu değil herkesi eleştiriyor. O zaman anladı ki, insanın başına gelen şeyler sadece kendisiyle ilgili değil, biraz da herkesin başına aynı şeyin gelmesiyle ilgili.

Yumurta pişmişti, çayından büyük yudumlar alarak yumurtayı yemişti. Sonra eline ilk aldığı derginin, açtığı ilk sayfasında şu başlıkla karşılaşmıştı: Kişinin başına gelen her şey, başkasının da başına geliyordur.

Büyük retro gözlükleri, kafasında ponponlu beresiyle, Moda’ya yeni taşınmış, korkak ve çirkin dizisi oyuncularından Tanı Tanıyabilirsen söylemiş bunu. Hangi birara, nerede okumuş veya deneyimlemiş de  keşfetmiş ki?

Acaba onun da mı yumurtanın sarısıyla akını ayırırken aklına geldi!

Tabii ki bozuldu. Ama alışkın olduğu için olsa gerek, süreyi kısa tutarak, havayı değiştirmek istedi. Bari bir tweet atayım dedi. “Sorun şu ki, hayatta herkesin başına gelen şey aynı” yazacak AMA, ah bu tweeti atamaz, yazamaz bunu. Başka bir oyuncu aynısını yazmıştı, maalesef bu aklına geldi.

Yapmak istedikleri çoktan yapılmış ve söylemek istedikleri çoktan söylenmiş adam hafif çöküyor. O haldeyken, bir şarkı söylemek istiyor havası dağılsın diye. En çok sevdiği şarkıyı düşünüyor. Derken komşusunun avaz avaza o şarkıya başladığını duyuyor. Hay aksi diye ayağına gelen bir şeyi tekmeleyerek hıncını almak isterken, pencereden, teneke kutuya tüm hıncıyla vuran Beşiktaş üniformalı yeniyetmeye gözü takılıyor. Sahi Beşiktaş maçı ne olmuştu, diye düşünüyor? Hayatında ilk kez maç düşünüyor.

Maç aklına ilk kez düştüğünde, kafasına konan sineği elinin tersiyle kovalayıp kaşıyan kulağını şiddetle kaşımak istiyor. Tamam bunu yapabiliyor ama kedisi de aynı anda bunları yapıyor. Kedi onun da değil üstelik, acaba bu kedi kimin, düşünüyor, düşünüyor resmen bulamıyor!

Aslında kediyi sahiplenebilmek için birkaç fotoğrafını çekip instagrama koymak istiyor ama ertelemekten kediye günden güne yabancılaşıyor. O gün bugündür de kedi, adamın yerine geriniyor, kaşınıyor ve pırlıyor. Yok pardon, pırlamayı adam için yapmıyor. Bu şekilde ömrünü uzatıyor, tüylerini parlatıyor. Adam umurunda değil.

Üstelik kedi, haddini biraz aşarak, geçenlerde kendine, Nar ve Benzeri Şeyler diye bir instagram hesabı açtı ve malaesef adam ne zaman kamburunu çıkararak mutfak masasında çayını karıştırıyor olsa, bunun fotoğrafını çekip story’e koyarak, adamı kaç kez rezil rüsva etti.

Adam 133 kişi tarafından izlenildi ve sosyal medyanın illüzyonu üstüne vardığı sosyolojik tespitlerini iki elinin arasına alarak kaç kez uyuyakaldı. Evet, uzun uzun uyuyakaldı.

… ve sevgili okuyucu, artık olay örgüsünü kanıksadık diye düşünerek, alıştırmadan yazacağım. Uyuyakaldığı gecelerden birinin sabahında kalktığında, Facebook ana sayfasında, ilkokulda burnunu karıştıran sıra arkadaşının, onun bir gece önce vardığı sosyolojik tespitlerini, kendi duvarında yayınladığını ve 166 like aldığını gördü.

Kendi paylaşsa daha fazla like alır ama, kendine 2. olmayı yediremiyor. Daha doğrusu taklit. Özgün olma arzusuyla bitmeyen mücadelesinde, bıkmadan yeniden düşüşünde ise hep geç kaldığını kendi kafasına kakıp durmaktan, daha önce birçok sözün söylenmediğini maalesef fark edemiyor. Zaten ilk olmaya o kadar alışkın değil ki, söylenmemiş, zaman gerektiren şeyleri göresi de, bilinç dışı olsa gerek, pek gelmiyor.

O; 5 kardeşin 4. olan babası ile 3 kardeşin başka babadan olduğu için 4.’ sü olan annesinin 2. oğlu. Kaçıncı kardeş olarak geldiğinin, varoluşunda kocaman bir iz bıraktığı şu koca dünyada, sanki kuponlarla biriktirilerek sevilmeye değer biriymişçesine alelade hissediyor. Kendini evdeki çiçekli kanepe gibi kuponlarla biriktirilerek alınmış, gerçi alınmış olmaz, doğurulmuş gibi görüyor. Karakterinin kaç kupon karşılığına denk geldiğini bilmemekle beraber, işte böyle puf puf ve hikayesi böyle yarım.

*Yazının içinde yer alan görsel: H. Cenk Dereli