Fotoğraf, yaşamakta olan bir hayattan alınmış bir andaçtır.

John Berger

Fotoğraf üzerine sayısızca yazıldı. Ortaya atılan birçok düşüncenin inşası, tarihe dayanır. Hep bir şeylerin oluşumundan doğmuştur. Tam manasıyla objektif bir söylencenin var olduğunu dile getiremeyiz. Çünkü bir fotoğraf hakkında yazılan her şey, bir deneyimin eşiğinden geçer. Kişisel bir yolculuğun notlarıdır. Bu yüzden benim de ele aldığım “On The Road” hakkında söyleyeceklerim, yaşadıklarımın ayak izleridir. Henüz var oluşmamış fotoğrafın dili üzerine bir şeyler söyleyebilmek mümkün değildir. En azından şimdilik. Yıllardır tartışılan fotoğrafın dili ile ilgili gözden kaçırılan bir nokta vardır, ki fotoğrafçıyı unuturlar. Daha çok fotoğrafçının dili üzerine durulmalıdır. Çünkü fotoğrafın var oluşu, sanatçının var oluşunun yansımasıdır.

Bir sanatçı gözüyle okuduklarını kâğıdın yüzeyine yansıtır. Işık ve zamanı kullanarak yaptığı okumaların eskizidir fotoğraf. Ve bu deneyimlenmiş yaşamsal alanlarına yüzlerce kez bakarak yorumlamaya çabalarız. Yapılan çoğu yorumlar ise kültürel bir ürün olarak ortaya çıkarlar. Şimdi Serkan Çolak’ın ilk kitabı On The Road’a baktığımızda, zaman karşısındaki okuyuş biçimine tanık oluruz. Özellikle kitabın kapağında yer alan bir köpeğin bakışları en alıcı andır. İçselleştirilmiş bir çağrıya dönüşen davetkâr bakışlarına kapılır izleyici. Bir hayvan figürünün kitabın kapağında yer alması, bakışlarının dikkatli ve uyanık olması, derin olmayan ve anlaşılmaz bir şekilde insanı incelemesi, insanı şaşırtan bir karmaşıklığı açığa vurur. Aynı zamanda bize hitap eden tanıdık bir iletişimin güçlü tarafını fotoğraf ile imgeleştirmesi köpeğin bakışlarıyla yüzleşen kimsenin varlığını onayladığını da gösterir. Bu onaylanma biçimindeki iletişimdir insanı kendisine yakınlaştıran. Hem arkadaşça hem de sarsıcıdır. Gözlerini, insan gözlerine dikerek bütünüyle fotoğrafın ötesine götürür. Sessizliği, bir imgenin tamamlayıcı gücünü taşıması, bizi yeniden anlamın kökenine sürükler. Bu sürükleyicilikle beraber diğer fotoğrafları izlediğimizde, Serkan Çolak’ın toplumsal duyarlığa, yaşamsal biçimine, deneyimlediği ana, dünyayı açıklayan okumalarını görürüz. İnşa ettiği imgelerle Serkan Çolak’ın belleğinde dolaşırız. Oldukça sade ve anlaşılabilir olması heyecan vericidir. Kendi okuma biçiminin güçlü yanına tanık oluruz On The Road ile.

Kitaba dahil edilmiş otuz üç fotoğrafın “göremediklerimizden bizi yakaladığını” fısıldar. “Şimdiye kadar her şey yolunda” diyen farklı şehirlerde, farklı ilçelerde çekilmiş bütün bu fotoğraflarda yer alan nesnelerin varlığına tanık olmuyoruz aksine yaşamlarına ortak oluruz. Sezgisel bir buluş gibi fotoğrafın imkânlarını yaratan On The Road’un dikkat çekici tarafı, fotoğrafın karşısında verdiğimiz tepkinin artık deneyimlenmiş bir anın toplamına dönüştürmesidir. Bu rastlantıların sonucunda sürekliliğin farklılaşmasıyla “bakma” eylemindeki etkileyici beklentiyi tatmin edici kılar. Sanatçının ifadesindeki güç, ileriye doğru harekete geçirerek farklı zamanların bir arada olduğu avluda zamansızlığı deneyimletir. Kullandığı yalın ifadesiyle bizlere temas eden On The Road, yer çekimine karşı gelen bir dürtü gibi ana göz kırpar.