1900 yılının 9 Eylül’ünde İngiltere’nin Lancashire kasabasında bir erkek çocuk dünyaya geldi. James Hilton, kasabanın okul müdürü John’un ilk oğluydu. Şanslı bir çocukluk ve iyi bir eğitim hayatı geçiren James, İngiltere’den ABD’ye uzanan hayatında sayısız eser yazdı. En bilinen kitabı “Yitik Ufuklar” da ölümün bile giremediği efsanevi Tibet diyarındaki Shang Dağı’nın doğusunda bulunan bir mağaradan ulaşılabilen ütopik bir yer olan Shangri La’yı anlattı. Bu ölümsüzlük diyarında insanlar mutluluk ve huzur içinde sonsuza kadar yaşardı. Tek bir şartla ölüm bu diyarın kapısından içeri girebilirdi. Bu şehirde ölümün tek nedeni bir kişinin yalan söylemesiydi.

Mistik diyarın hikâyesi yıllar içinde anlatılırken 1882 yılının Ocak ayında New York’ta doğan Franklin’i derinden etkiledi. Öyle ki daha sonra Amerika Birleşik Devletleri Başkanı unvanı alan Roosevelt Franklin, İkinci Dünya Şavaşı’nın sonlarına doğru 44 Şubat’ının yirmi dördünde denize inen savaş gemisine geleneğin aksine (Amerikan savaş gemilerine kadın isimleri verilir) bu adı verdi. Mistik ölümsüzlük ve mutluluk diyarının adını alan bu ölüm makinesi, İkinci Dünya Şavaşı’nın kaderini değiştirip üstün başarı sergilediğinden savaş sonunda iki onur yıldızı aldı. Roosevelt Franklin, savaştan sonra öldü ama Shangri La göreve devam etti. Bu kez Vietnam’a gitti. Burada da sergilediği üstün başarıdan dolayı savaş sonunda üç onur yıldızı daha aldı. Ölümsüzlük diyarı gemisinin içinde yüzlerce insan öldü. Ölümsüzlük diyarı gemisinin dışında yüzlerce insanın ölümüne sebep oldu. Emekliliğine üç yıl kala 68 Temmuz’unun on yedisinin sabahında ülke ustura tadında bir güne uyandı. İstanbul’un yakıcı güneşinin altında, Shangri La Dolmabahçe limanına demirlemiş bekliyordu. Sonraları Türk siyasi tarihinde 6.Filo olarak anılacak birliğin gemisiydi.