Konstantinopolis’in fethi, Amerika’nın keşfi, Katolik-Protestan savaşları derken bir çağ bitip gitti. Olympos’un Tanrıları, Orta Çağ’ın Avrupa’sı, popun Amerika’sı derken yüzyıllar geçip gitmedi mi?

Doğu aslında insanların her zaman ilgisini çeken bir kesim olmuş. Bir büyüğüm ile yaptığım konuşmada bile sahip olduğu Batı bilgisinin Doğu’ya oranla fazla olduğunu görmek pek mümkün. Ama kesinlikle Doğu, onlar için daha ilgi çekici bir saha.

Karda Bir Çift Sülün, Ohara Koson (1910)

Bilgi günümüzde ulaşılabilirliği açısından bir kutucuk malzemesine dönüştü. İstenildiği anda istenildiği yerde ulaşabildiğimiz bir boyut halinde.  Günümüz teknolojisi bunu şu anda mümkün kılmakta. Ancak bazı kesimler bilginin bu denli yayılmacı politikasından dolayı şehir denen varlıktan da soğumuş durumda. Teknolojinin ilerlemesi paralelinde yayılan bilgi, insanlarda beyinsel bir evrimi tetiklemektedir. Bundan hoşlanmayan bir bireyi de şehirden daha sessiz olan doğaya doğru itmekte.

Kiraz Ağacı ile Kırlangıçlar, Ohara Koson (1910)

Doğa, insanlarla beraber hep var oldu. Zarar verdiğimizde de kucak açtığımızda da hep vardı.  Vaktiyle sanatçılar için de içinde kaybolunası bir yer oldu doğa. Bazen benzersiz bir imkân, bazense doğrudan bir yoldaştı.

Gündoğumunda Horoz ve Tavuk, Ohara Koson (1912)

Empresyonizm de sanatçıları doğaya davet etti yüzyıllardır yaptığı gibi. En basit haliyle kişinin o anda izleyebildikleri doğrultusunda çizdiği, içinde oluştuysa bir duyguyu bununla harmanlayabildiği Empresyonizm yani İzlenimcilik akımı 19. yüzyılda Fransa’da nefes aldı. İşte belki de bu olay Japonya’da da önemli bir değişim yarattı.

Yaban Ördekleri, Ohara Koson (1910)

Japonya’daki modern sanat döneminin başlangıcı, geleneksel Japon stili ile Avrupa tarzı arasındaki bölünme ile gerçekleşmiştir. Günümüzde İmparator Akihito’nun başında olduğu Japonya’da Heisei Dönemi olarak devam etmekte olan modern dönem, 1868’de Meiji Dönemi olarak başladı. İngiliz sanatçıların resimleri, şiirleri ve diğer yapmış oldukları edebi-sanatsal malzemeler doğrultusunda Japon sanatçılar kendilerini ilerlettiler. Bu dönemde devlet tarafından da desteklenmiş geleneksel tarz olan Yōga yağlıboya, suluboya, karakalem vb. farklı çizim ve boyama tekniklerini kapsamaktaydı.

Kiraz Dalında Karga, Ohara Koson (1910)

İmparator Meiji’nin ölümüyle 1912 yılında Taisho Dönemi başlamış oldu. 1926 yılına kadar devam eden süreç, 1. Dünya Savaşı’nı da kapsaması açısından önemli bir dönemdir. Resimlerine yer verdiğim Koson Ohara, Meiji Dönemi’nde erken eserlerini verirken bu dönemde daha olgun eserler yapmıştır.

Dalgalar Üzerinde Martılar, Ohara Koson (1915)

II. Dünya Savaşı’na tanıklık yapan dönem Shōwa ise 1926 tarihinden 1989’a kadar devam eden ciddi bir başka boyuttur. Barbizon Ekolü’nün kuran Jean-François Millet ya da Cezanne ile Renoir gibi Fransız diğer sanatçılardan etkilenen birçok isim olmuştur. Bunlardan bir tanesi de Yasui Sōtarō idi. Savaş öncesi dönemde sanatçılar, Fransız realizmini daha çok kullanıyorlardı.

Portre, Yasui Sōtarō (1930)

Savaş sonrasında, devlet kontrolünün yoğun olduğu bir sanatsal aktivite söz konusuydu. Çünkü ülkede militarizme dayanan hiçbir faaliyetinin bırakılmadığı dönem de Shōwa oldu. Hem ekonomik hem de kültürel anlamda, yaralarını sarmaya başladığı bu sırada, daha uluslararası akımlara yönelim başladı. 1989’da başlayan Heisei Dönemi ise günümüzde de devam etmektedir.

Sensei Tamamushi’nin Portresi, Yasui Sōtarō (1934)

Koson Ohara’ya baktığımızda çizimlerini üç farklı isim altında yarattığı gibi ilginç bir bilgiye ulaşıyoruz. Ohara Hōson/Shōson/Koson şeklinde değiştirdiği isimleri yaptığı çiçek ve kuş baskılarında yer almaktadır. Hazırladığı yüzlerce baskı hem Avrupa’ya hem de Amerika’ya kadar ulaşmış ve büyük bir başarı elde etmiştir. Bu şekilde dünyaya açılarak Japon sanatını temsilen bilinen kaliteli sanatçılardan bir tanesi olmuştur.

Japon Gülleri ve Pirinç Kuşları, Ohara Koson (1929)

Okur, yazar, çizer, gezer, vakit buldukça da fotoğraf çeker. Sanat Tarihçisi adayı ve Ege Üniversitesi'nde öğrenim görmekte.