İvan Gonçarov, Moskava Devlet Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra yıllarca devlet memurluğu yapmıştır. İkinci romanı olan Oblomov’u 1959 yılında yayınlamıştır. Hiç evlenmemiş ve 1891 yılında hayatını kaybetmiştir.

Oblomov, tembelliğin ve uyuşukluğun adıdır. Hatta öyle ki Gonçarov bu romanı ile tembellikle özdeşleşen bir terim kazandırmıştır litaratürlere “Oblomovluk”.

Yazarın hacimli bir romanı Oblomov. Bir asilzade ve “doğuştan soylu” olan İlya İlyiç Oblomov, zamanını yemek yiyerek, votka içerek ve uyuyarak geçirmektedir. Öyle ki kıyafetini bile yardımcısı Zahar giydirmekte, önüne gelene inanmakta ve sürekli dolandırılmaktadır. En yakın arkadaşı Ştoltz, onun arkasını toplamakla kalmayıp aynı zamanda onu koruyup kollamaktadır. Oblomov’un aynı zamanda okuldan arkadaşı olan Ştoltz, bir gün bir baloda onu Olga ile tanıştırmış ve Oblomov ve Olga birbirlerine sırılsıklam âşık olmuşlardır. Oblomov artık kendisi ile içselleşmiş olan tembelliğinden kurtulmuş, aşkın heyecanı ile bambaşka biri olmuştur. Ancak bu durum çok uzun sürmeyecek ve Oblomov eski hayatına dönecektir. Eski hayatına dönen Oblomov’dan umudunu kesen Olga onu terk edecektir. Aradan geçen yıllar da yakın arkadaşı Ştoltz ve Olga evlenecek, Oblomov her ne kadar rahat bir hayat sürse de bunun kahrından ölecektir.

İşte Oblomov, sıradan bir aşk ve ihtiras romanı gibi gözükse de, İvan Gonçarov’un insan psikolojisini iyi gözlemleme ve bunu okuyucuya özenle seçilmiş kelimeler ile aktarmadaki başarısı ile romanı bir başyapıt yapmaktadır. Tolstoy’un da dediği gibi “Oblomov, muazzam bir şey!”.

Kitabın okuyucuya katacağını düşündüğüm iki nokta var; bunlardan ilki Oblomov’un dönemin insan ilişkilerini bayağı bulması ve buna karşı, kendi köşesine çekilmesidir. İkinci nokta ise romanın 1800’lü yılların Çarlık Rusya’nın ekonomik ve kültürel yapısını anlatmasıdır.

Oldukça kalın bir roman olan Oblomov, başta sizleri korkutsa da kaliteli çeviri ile zengin cümleleri akıcı bir şekilde hiç yorulmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Kitabın başından sonuna kadar olan ana fikir ise Oblomov’un insanları birer dert olarak görmesidir diyebiliriz. Aslında bu tabir günümüz de hepimizin paylaştığı ortak bir fikir.

“Sonsuz bir koşuşturma, yarış; bitmez, tükenmez pis, küçük ihtiras oyu2nları, özellikle açgözlülük, birbirinin tekerine taş koymalar, dedikodular, karalamalar, çelme takmalar, birbirine tepeden tırnağa ince ince bakmalar… Konuşmalarına kulak veriyorsun başın dönüyor, aptallaşıyorsun. İlk bakışta ne kadar zeki adamlar, meziyetleri yüzlerine yansımış dersin, ama onlardan yalnızca şöyle şeyler duyarsın; ‘Filanca adama şunu verdiler, falanca şurayı kiraladı, ‘ birisi, Yok canım! Neye karşılık? ‘ diye bağırır. ‘Filan kişi dün akşam kumarda kaybetti, falanca üç yüz bin aldı!’ Sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı! Burada gerçek insan nerede? İnsanın bütünlüğü, bozulmamışlığı nerede kaldı? Nereye saklandı insan? Kendi meziyetlerini böyle ıvır zıvır için nasıl israf etti.” (sayfa 226)

Yordam Edebiyat

Oblomov- İvan GONÇAROV

Türkçesi: Nuri Yıldırım

620 sayfa