“Matruşka”yı izlediniz mi, bilmiyorum. Tiyatro seyretmenin keyfini yaşatan, söylenecek sözü olan; özenli oyunculukları, rejisi, küçük sürprizleriyle, kısaca her şeyiyle tam tadında bir oyun.

Daha ilk antrede seyirci ve eser ortak nabız ritminde buluşuyor ve bu ritim piyes boyunca devam edip gidiyor.

“Matruşka”yı seneler sonra (ilk kez Hadi Çaman ve Nilgün Belgün’den seyretmiştim) yeniden izlerken, Derya Yıldırım’ın rolüyle kurduğu yalın, dolaysız, etkin bağ kadar, bir duygudan diğerine nasıl başarıyla geçebildiğini, her seferinde kendini nasıl aştığını ayrımsamanın da keyfini yaşadım, diyebilirim.

Bu defa konuğum Derya Yıldırım. Konumuz ise, Tuncer Cücenoğlu’nun eseri “Matruşka “.

Pınar Çekirge: Sevgili Derya “Surname”, “İsimsiz”, “Cambazhane”, “Kes ve Kaç” , “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım,” “Edi’nin Annesi Nerede” , “İncognito” , “Kuvayi Miliye Destanı”, “Bir Gün Ayakkabımın Teki” nin ardından “Matruşka” ne hissediyorsun?

Derya Yıldırım: “Matruşka” başka bir oyunu beklediğim bir dönemde şahane, heyecan dolu bir sürpriz oldu benim için. Yönetmenim Bora Seçkin’in ile yeniden çalışacak olmanın sevinci bambaşkaydı. Rol arkadaşım Cem ile (Karakaya) “Kes ve Kaç” oyununda birlikteydik. Dolayısıyla enerjisini bildiğim bir oyuncu olması çok büyük avantajdı benim için. Ama her şeyden önemlisi, oyuncularını proje için en uygun olduğunu düşündüğü isimlerden seçen ve yaratım sürecinde oyuncusunun elini hiç bırakmayan şahane bir yönetmenle çalışmak olsa gerek.

PÇ: Yaşar kıldığın karakterle belli bir özdeşim kurabildin mi?

DY: Bir özdeşlik hissettim elbette. Kadın erkek ilişkilerinde rutin karşılaşılan durumlar, ilişki bilançoları, kurban psikolojisi, karşı tarafı sürekli suçlama eğilimi, kırgınlıklar, ben ne diyorum, o ne anlıyor, aldatılma, aldanma, küçük oyunlar, takıntı haline gelen saplantılar arasında olaylara dışından bakmak ve içinden görmek. Kısacası, özdeşleşip sonra da yabancılaşmak… Oyunculuğun en keyifli yolculuğu da bu olsa gerek. Kendini role yaklaştırmak, rolü seyirlik hale getirebilmek.

PÇ: Prova süreci nasıldı?

DY: Prova süreci oldukça keyifli ve verimli geçti. Ben klasik konservatuvar eğitiminden geçen her oyuncu gibi, teksti ilk elime aldığımda ister istemez karakter analizi vb. çalışmalar için ilk eğilim olarak, dramatik bir yapı kurmaya çalıştım. Fakat yönetmenimizin kurduğu sahne reji teklifi içinde hem absürd hem grotesk hem dramatik hem de epik unsurları barındırıyordu. Bu durum benim için, bir taraftan direnç gösterdiğim, ama zamanla kabul edip keyfiyle her türü deneme zenginliğini tadarak kendi rolümü çıkartmama bir imkân tanımış oldu. Reji ekibimiz ve dramaturgumuzun da desteği ve sürece katkıları yadsınamaz elbette. Ve tabii ki, rol arkadaşımın tecrübesi ve karşılıklı olumlu enerji akışımız da cabası.

PÇ: İzleyicinin tepkisi nasıl?

DY: Seyircinin tepkisi, geri bildirimleri çok sıcak ve güzel. Bizi kucaklayan ve selam verirken gülümseyen gözlerle karşılaşmak çok kıymetli. Tekstin, rejinin, tasarımın ve oyunculukların ahenk içinde devindiğini, oyun süresinin oldukça doyurucu bir noktada olduğunu söylüyorlar.

PÇ: Her defasında sahnede yarattığın öyle bir sahicilik duygusu var ki.

DY: Bu güzel övgün için çok teşekkür ederim. Sahicilik ve samimiyet çok tartışılan kavramlar oyunculuk mesleğinde. Aslında ben de arıyorum. Neye göre sahici olunduğunu, neyin daha samimi bir çerçeve içine konduğunda seyirci için kabul edilir olduğunu öğrenmeye çalışıyorum. Çocuk ve gençlerle çalışmalar yapmak bana sanırım kocaman bir dürüst tepki geliştirme edinimi kazandırmış olmalı. Oynadığım tek kişilik oyunum “Bir Gün Ayakkabımın Teki” çocuk seyircinin tepkilerini ölçmeme, onların aktif katılımları çerçevesinde oyun esnasında inisiyatif geliştirmeme neden olarak bana sahne üstünde dürüst ve samimi olmayı öğretmiş muhtemelen. Bu içtenliğimi Cem’in bana sahne üstünde partner ilişkisi kurarak birlikte oynama duygusu ve keyfini yaşatmasına da borçluyum elbette.

Oynamaktan keyif aldığın bir oyunun içinde olmak ise oyuncunun kendisine ve seyirciye sunduğu en güzel ödül olsa gerek.

PÇ: Nice güzel projelerde başarını alkışlamak beni mutlu edecek.