On bir yıllık özlem 3 Ocak 2020 akşamı sona erdi.

Nevra Serezli “Ağaçlar Ayakta Ölür” ile yine tiyatro sahnesindeydi. Meğer ne çok özlemişiz onu.

Basamakta belirdiğinde başlayan alkış dakikalarca ve artarak devam etti. Debisi yüksek bir akarsuya dönüşmüştü alkışlar. Zaman durmuş gibiydi. Bu asla unutulmayacak kavuşma anının tanıklarıydık. Salon alkıştan “gerçekten” yıkılmak üzereydi.

“Güzide” yorumuyla bir kez daha dorukta bir oyunculuk sergiledi. (Yakın bir tarihte Nevra Serezli ile ” Ağaçlar Ayakta Ölür ” ve yaşar kıldığı Güzide karakterini konuşacağız.)

“Ne bir sahne yıldızıyım ne evimin kadınıyım. Kapısında kedi miyim, umurunda mı herifin,” diye yakınan Güzoş, Hisseli Kumpanya’nın assolisti Süheyla Deniz, Prenses Paspalya’nın annesi, hiddetli, şiddetli Kraliçe… Bütün o oyunlar. Roller, şarkılar, repliklerin istilası altındaydım sanki. Dahası Dormen, Şan, Devekuşu, Tiyatro İstanbul, Çevre Tiyatrosu’ndaydım. Fuayede. Gişede. Salonda. Kulis kapısında. Program dergilerinin sayfaları arasında.

1971 yılı mıydı, Kocamustafapaşa’ya ilk gidişimiz? Çevre Tiyatrosu yeni açılmıştı.

“Yüzsüz Zühtü”yü hatırlıyorum şimdi. “Elemterefiş “i, “Aşk Olsun”, “Deliler”, “Geceye Selam”ı.

“Yolun Yarısı” neden çok etkilemişti beni? 

Ve günlerden bir gün, Nevra Serezli ile röportaj yapma fırsatım olmuştu. Yıl 1999, Ocak ayının ilk günleriydi.

O, sadece bir tiyatro fenomeni değil, dünya çapında büyük bir sanatçı. Batı’da bile ender 

rastlanılacak bir aktris. Gerçek bir müzikal yıldızı, komedyenden öte, önemli bir dram oyuncusu. Doruktaki yerini korumuş, yaşar kıldığı her rolde baş döndürücü bir oyunculuk sergilemiş eşsiz bir isim. Kendi ifadesiyle:

 “Çok heyecanlı, hiperaktif, evhamlı, dakik, iyi niyetli biri.”

Amerikan Kız Koleji yıllarında tiyatro kolu çalışmalarına katılan Nevra Şirvan, “My Fair Lady” ile bir anda tüm dikkatleri üzerinde toplamıştı. Daha sonra adına müzikaller yazılacak, “Durdurun Dünyayı”, “Hisseli Harikalar”, “Sait Hopsait”le büyük başarılara imza atacaktı.

Kolejin hemen ardından bir süre Amerika’da tiyatro kurslarına devam edip LCC’de Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Haldun Taner, Melih Cevdet ve Haldun Dormen gibi hocalardan dersler aldıktan sonra, kendisini bir anda Dormen Tiyatrosu’nda buluverdi. Henüz yirmi iki  yaşındaydı.

“Hani takım kurulur da bir kişi hastalanıverir. Yedekte belki onun yerini dolduracak biri yoktur ama yine de şu neden olmasın diye düşünülür ya. İşte, benim şansım ilk yıllarda aynen böyleydi.”

“Vaktiyle Ayfer Feray’ın oynadığı ‘Cengiz Han’ın Bisikleti’, derken AST topluluğunda, Ayten Gökçer, Ayla Algan’a önerilen ancak onların iş tempoları nedeniyle dâhil olamadıkları müzikalde rol alış. Anlayacağın, ‘Bu kız fena değil onu seçelim,’ dediler. Birilerinin oynadığı veya geri çevirdiği roller hep bana denk geldi.”

“Müzikallerden müthiş keyif alıyordum. Tam, Haldun ile çevirdiğimiz ‘Oliver’da Nancy karakterine hazırlanırken hamile olduğumu öğrendim. İster istemez bir yol ayırımında buldum kendimi. Rol mü, çocuk mu? Zor bir karardı kuşkusuz. Hele tiyatroya yeni başlamış, hırslı bir oyuncu için çok daha zordu. Sonunda Nancy rolünü Suzan Ustan’a bıraktım.”

“71’de Altan, Metin, Füsun’la birlikte Çevre Tiyatrosu’nu kurduk. Ummadığımız bir ilgiyle karşılandık. Her gece doluydu salonumuz. Yedi yıl sürdü bu dönem. Bir gün Altan çok yorulduğunu, bu tempoya daha fazla katlanamayacağını söyleyince, Metin de ‘Sensiz tiyatro yapmam,’ dedi ve kavgasız, borçsuz, çekişmesiz kapattık tiyatromuzu. Ardından Egemen Bostancı ile müzikaller geldi, Devekuşu Kabare, tekrar Dormen, sonra Tiyatro İstanbul.”

Hatırlıyorum, Nevra Serezli “Şahane Züğürtler”de Grand Düşes Tatyana rolünde yine muhteşemdi. Ve beş yıl afişte kalan “Çılgın Sonbahar” bir sanatçı olarak La Divina mertebesine ulaştığı noktaydı. Tıpkı hisseli kumpanyanın assolisti Süheyla Deniz, tıpkı Kerkenez Sevim kompozisyonlarında olduğu gibi.

“İzleyicinin tepkisi müthişti. Ağlayanlar, oyun esnasında kendini kaybedip Metin’e ‘Allah belanı versin’ diye laf atanlar. Kulise gelip ‘Eğer daha önce izleseydim kesinlikle boşanmazdım,’ diye boynuma sarılan o kadının gözyaşları.”

“Çetin Ceviz” , “Acaba Hangisi”, “Slyvia” ile Tiyatro İstanbul’da yeni başarılara imza atan Nevra Serezli tam sekiz yıl ara verdiği sahneye “Altı Haftada Altı Dans Dersi” ile geri döndü. Perde her gece defalarca açılıyor, Türk tiyatrosunun bu en önemli yıldız oyuncusu dakikalarca ayakta alkışlanıyordu.

“Arada reklam filmleri, televizyon dizileri ve sinema da yaptım. Pek çok filmde rol aldım. Açıkçası çok sıcak bakmadım sinemaya. Kopuk kopuk çekimler filan.”

“Dublaj yapmayı çok seviyorum ama ‘Taş Devri’nde Vilma Çakmaktaşı seslendirmiştim.”

“Yapmadığımız iş kalmadı diyebilirim. Sunuculuk bile. Bir defasında, hiç unutmam, Haldun’la İstanbul Festivali’nde sunum yapıyoruz, ismi lazım değil bir zat geldi yanıma, ‘Nevra Hanım kutlarım İngilizceyi ne kadar iyi taklit ediyorsunuz böyle, hayli çalışmışsınız,’ dedi. ‘Ah, evet. İşte sekiz yıl kadar kolej, iki yıl da Amerika,’ diye yanıtlamıştım.”

Büyülenmiş gibiydim karşısında. Birden nasıl cesaret ettim bilmiyorum o müzikallerden şarkılar mırıldandım. Hayretle, bunları nasıl hatırladığımı sordu. Az kaldı karşılıklı oynamıştık o sahnelerde diyecektim. Sustum. Perde kapandığında tiyatrodan uzaklaşmak üzerdi beni. O oyunlarda yaşamaya devam ederdim haftalarca. Fonda hep Necip Celal tangoları.

“Buğulu bir cama yazacağınız ilk şey ne olurdu,” diye sormuştum:

“Ya oğullarımın ya Metin’in adını yazarım. En iyisi bir kalp çizer ortasından ok işareti çıkartırım. Artık kim üstüne alınırsa.”

Sayısız en başarılı oyuncu ödülleri, Türk Dil Kurumu Ödülü, kuşkusuz içlerinde en anlamlılarından biri de Nisa Serezli Onur Ödülü’ydü.

“Sanatçı her şeyden önce bir simge, imrenilen, idolize edilen, öncü olan kişidir. Sanatçının birtakım özverilerde bulunması, kendini yenilemesi, geliştirmesi gerektiğine inanıyorum. Örnek olmalı sanatçı. Ben, Nevra Serezli olarak her gece oyundan iki saat önce burada olarak genç arkadaşlarıma tiyatro disiplini konusunda örnek olmaya çalışıyorum. Ne bileyim, oyunun varsa içki almazsın, gaz yapabilecek yiyeceklerden uzak durursun, kendini sahne performansına adeta bir sporcu gibi hazırlarsın.”

“Haldun, ‘Geceye Selam’, ‘Yolun Yarısı’ müzikallerini benim için yazmıştı. ‘Şen Sazın Bülbülleri’nde yan karakterlerden birini oynayacaktım. Ancak tiyatrocu gözüyle metni okuduğumda, rolümün başrolden daha güzel olduğunu anlamıştım. Yanılmamışım. Çok beğenilmişti çizdiğim karakter.”

“Bana kimse, tiyatro sahnesi dışında şarkı söyletemez. Söyleyemem çünkü kasılır kalırım. Melih Kibar’ın güzel bir cümlesi vardı, ‘Sen oyuncusun. Lafını anlat. Esprini yap. İstersen detone ol, önemli değil. Sadece yorumla, yeterli,’ demişti. Bak şimdi garip gelecek ama şiir ezberle de, ezberleyemem. Sahnede farklı. Bir davranış, bakış repliğimi hatırlatıyor. Zaten bundan sonrası su gibi gidiyor. Rol ezberlemek çok farklı bir olay. Provalar sırasında bir bakarsın ki rolü ezberlemişsin. Mizansenle, karşılıklı oyun alışverişiyle ezber oturuverir kolayca.”

Ve Çetin Akçan’ın sözlerini yazdığı “Çizgiler” şarkısındaki Nevra Serezli yorumunu hatırlıyorum:

“Bir zamanlar düşünmeden takvimlere kondurduğum çizgiler, öç alır gibi sanki. Sinsice gelip yüzüme dizildiler.

Yetmedi mi size, için için yanan ruhumdaki yorgun ezgiler.

Gelin, yerleşin yerinize geçen yılların vazgeçilmez müjdecisi çizgiler. 

Fırsat bu fırsat, çoğalın. Ne zorluklara katlandım ben uzun yıllar.

Haydi durmayın, bir daha, bir çizgi daha ekleyin yüzüme yıllar.

Şimdi artık, zaman geçti. Daha hızlı çoğalmakta çizgiler.

Yüzüme, ellerime öncekiler gibi sevinçle dizildiler. 

Yıllar, kaçmayın gelin yıllar. Korkum yok, gelin yıllar. Çekin yüzümden izlerinizi.

Her türlü kavgaya hazırım yıllar.”

Dışarda ince bir yağmur vardı. “Yolun Yarısı”nın ilk gecesi.

Herkes dekor arkasında yerini almış, heyecanla üçüncü zilin çalmasını bekliyordu. Oyun Nevra Serezli’nin söyleyeceği “Hiç Kolay Bir İş Değil” şarkısıyla başlayacaktı. Birden film makinesinin bozulduğu anlaşıldı. Perde açılmak üzereydi. Son zil çoktan çalmıştı.

Haldun Bey elinde mikrofon filmi seslendirmeye çabalıyordu. Nevra Serezli şarkısına başladı. İşte tam o esnada, müziklerin verildiği teybin makarası nasıl olduysa seyircinin arasına düşüverdi. Hayır, felaket bu kadarla sınırlı kalmadı.

Üst üste giydiği kostümleri değiştirmesine yardımcı olan dansçılardan birinin eteğinin ucuna basmasıyla giysi yırtılıyor ve Nevra Serezli bir sonraki sahnenin kostümüyle şarkıya devam etmek durumunda kalıyordu. Bu yetmezmiş gibi başına taktığı tüylerle süslü tacın lastiği de kopmaz mı? 

Yaklaşık on dakika süren şarkının sonunda seyirciye dönen Serezli’nin “Gerçekten hiç kolay bir iş değil bu iş” sözleri ayakta alkışlanıyordu.

Gaz lambalarının aydınlattığı

Şehzadebaşı sahneleri

Neler gördü, neler geçirdi neleri yuttu

O zaman onların adı oyuncuydu

Oyuncunun adı şimdi sanatçı oldu

Daha düne kadar kız verilmezdi oyuncuya

Kabul edilmezdi mahkemelerde şahadetnameleri

Kolay hiç kolay bir iş değil bu iş ( 1 )

Sahneye adım atışıyla bir rüzgâr gibi esiyor, izleyiciyi büyülercesine tesiri altına alıyor, gerçek oyunculara özgü o tılsımlı oyunuyla hiçbir şeyi rastlantıya bırakmıyordu. Dorukta kalmak, La Divina olmak, hep çok sevilmek, unutulmamak, tiyatro tarihine geçmek böyle bir şeydi!

( 1 ) Söz: Çetin Akcan ” Yolun Yarısı” müzikali