Kültürel devinimleri ortaya koyan müzik, her daim değişime ve yeniliğe açıktır. Biz de bu röportajda “Hal Hal”, “Olay Bu” ve “Steril Sevda” gibi şarkılarıyla müziğin her dönemine damgasını vurmuş olan Nazan Şoray ile günümüz halini, ailesel değeri, edebiyatımızı, günümüz müzik anlayışını ve değişen teknoloji ile müziğin etkileşimini konuştuk…

Yağız Yılmaz: Geçmişten günümüze sanat ile iç içe bir yaşam… Çocukluğunuzda ablanız Türkan Hanım ve aradan çok geçmeden siz…  Sanat için doğmuş iki dev isim; Şoray’lar… Onlarca film, yüzlerce şarkı ve aşklar. Ve de dillere destan olan şöhret basamakları!

Sizleri yakinen tanıyan birisi olarak saydığım bunca şeyin ailenizde bir önemi olmamasına oldum olası şaşırmışımdır. Rahmetli anneniz Meliha Hanım’ın asaleti, Türkan Sultan’ın naifliği, kız kardeşiniz Figen Hanım’ın içtenliği ve sizin zarafetiniz… Nedir bu? Şöhret sizi niye değiştirmedi? Ailenizdeki bu bütünlük, bu sevgi çemberi onca yalan habere, kıyaslamaya rağmen niçin zarar görmedi?

Nazan Şoray: Öncelikle kendi adıma ve ailem için söylediğin güzel sözler için yürekten teşekkür ederim. Ailemiz olarak ne mutlu bizlere ki senin gibi kıymetli bir dosta sahibiz. Soruya gelecek olursak, elbette saygı… Çünkü bütün insan ilişkilerinde en önemli şey bana göre saygıdır. Ben mesela yaşamım boyunca saygı hususuna çok önem veren bir kadın olarak gerek aile içerisinde gerek arkadaş ortamında saygının en yüksek mertebede olmasını isterim –ki bu gerçekten de böyledir. İnsanın annesiyle, babasıyla, kardeşleriyle, arkadaşlarıyla hatta ve hatta sevgilisiyle bile arasında bir saygı çizgisi olmalıdır. Bizi annemiz yetiştirdi, biz de bu şekilde öğrendik. Kendisi kardeşlik olgusuna çok önem verirdi ve bizlere hep bunu öğretti, her daim bir tuttu, ayırmadı. Ve de ablam… İnanılmaz derecede abla sevgisi ile büyümüş bir insan olarak ablamdan gördüğümü kardeşime yansıtmışımdır. Ve bu şekilde bir sevgi çemberi kurarak, hiç ayrılmadan bu günlere gelebilmişizdir. 

Yağız Yılmaz: Peki ya ablanız Türkan Hanım? Birbirinize olan sevginizi neredeyse tüm dünya biliyor… Lakin kendisiyle yıllardır aynı sektördesiniz. Hiç birbirinizi kıskanmadınız mı? Şöhret ve onun getirisi olan kibir bu iki kardeşin arasına girebildi mi?

Nazan Şoray: Ne münasebet! (Telefonunu açıyor ve rehbere giriyor. Türkan Hanım’ın numarasını gösteriyor.) Bak burada ne yazıyor? Ablam… İşte bizim aramızdaki ilişki de bu. O benim ablam, ben de onun kardeşi. Yalnızca bu. Bunu hiçbir şey değiştiremez. O Türkan Şoray olmasaydı yine benim ablam olacaktı veyahut ben Nazan Şoray olmasaydım yine onun kardeşi olacaktım. Bu nedenle bizim aramızdaki bağlar ne şöhretin getirisi ile ne de bulunduğumuz sektör içerisinde kopmadı, kopamaz da. Çünkü benim için bu hayatta iki şey önemlidir, birincisi ailem ikincisi ise işim. İşime hastalık derecesinde düşkünümdür lakin ailem işimin de önünde gelir.

Yağız Yılmaz: İş demişken… İşiniz müzik olduğu için yaşamınızda da bunun etkisi oldukça büyüktür. Yaşanan aşkları sözlere dökmek, geçen her bir aşkın ardından yeni bir parça seslendirmek, belki de eski sevgiliye bir mesaj vermek… Zevkle dinlediğimiz o narin ses ile birleşmiş binlerce melodi… Müzik piyasasının dehası, milyonların Nazo Gelini müzikle ilk buluşmanız nasıl oldu? Okurlarımıza bu serüvenden bahsedebilir misiniz?

Nazan Şoray : Seve seve… Ben sinemadan sahneye geçtiğim için ilk başlarda kendime ait bir şarkım yoktu. Beğendiğim şarkıları repertuarıma koyuyordum. Müzik camiası da beni eleştiriyordu. “O film artisti, sinemadan sahneye geçti,” diyorlardı benim için. Ben de bunu bildiğimden “benim esas işim sinema, müziği geçici olarak yapıyorum,” diyordum. Ufak yaşta sahneye çıktığım için pop müzikle başladım. Türk sanat müziği daha ağır olduğu için herkes beni pop müziğe yakıştırdı. Hatta içkili gazinolarda çıkabilmem için yaşımı da büyütmüşlerdi. Az öncede konuştuğumuz gibi sinemada beni, ablam Türkan Şoray ile mukayese ediyorlardı. Kardeşler arasında bu tarz bir mukayese de hoş değildi. Ben de müzik alanında çalışmaya karar verdim. Kendi kendime dedim ki, “Benim müzikal yönümü geliştirmem lazım”. “Peki, nasıl geliştirebilirim?”. Ben müzik okuluna gitmedim, gerçi küçükken bana okulu bitirdiğimde gitar almışlardı. Gitar dersleri almıştım ama şarkı söylemek farklı bir şey. Ben de sürekli olarak şan dersine giderek hatalarımı en aza indirmeye çalıştım. Böylelikle de yavaş yavaş sektörün içine girmeye başladım ve çeşitli şarkılar ile çıkış yaptım.

Yağız Yılmaz: Ah o plaklar, bana göre bir altın devir… Plaklardan konu açılmış iken; söz ve müziği Selami Şahin’e ait “Sana Merhaba Dedim” ile ilk 45’liğiniz piyasaya çıkmıştı. Nedir hikâyesi?

Nazan Şoray: Zamanla anladım ki kendimi insanlara kabul ettirmem için bana ait bir şarkının olması lazım. O zaman ki menajerim de “Selami Şahin’le bir konuşalım,” dedi. Ben her gün dergiler için fotoğraflar çektiriyordum. O zaman Stüdyo Cengiz vardı Osmanbey’de. Orada randevu verdik Selami Şahin’e. Orada tanıştık ve o gün başladı “Sana Merhaba Dedim” isimli şarkıya… Sonra hiç unutmuyorum stüdyo günü geldi. Yine Osmanbey’de bir stüdyoydu ve o kadar korkuyordum ki… Çünkü stüdyoda şarkı söylemek hep sahneden farklı bir şey olarak anlatıyorlardı. O merdivenleri çıkarken “Nazan, daha vaktin var, her an geri dönebilirsin.” diyordum içimden. Yani içeri girmeden oradan kaçmayı düşündüm bir an, korktum. Çünkü dinlediğim ve bildiğim bir şarkı değil. Mesela şu anda şarkı sana hazır geliyor. Demosu yapılmış, yarı aranjesi yapılmış. Birisi üstüne söylüyor o şekilde geliyor. Sen de ona göre giriyorsun stüdyoya kendince bir yorum katıp söylüyorsun. Ama o zaman öyle değildi. Melodinin üzerine sözleri sen yerleştiriyorsun. Yani ayrı bir zorluğu vardı onun. Selami Şahin, kendi şarkılarını okuyan yorumcuya çok yardımcı olan bir kişidir. O zaman bizim başımızdaki en önemli engel denetimdi. En küçük şeye takıyorlardı. On parçalık bir albüm yapmışsınız ve şarkıları göndermişsiniz. Söze takıyorlar diyelim. O zaman hadi baştan sözü değiştirmek için söz yazarına git, o sözü değiştir. Sonra stüdyoya gir, tekrar oku. Bunların hepsi bir külfet… Ama “Sana Merhaba Dedim” denetimden geçti ve tuttu. Benim ilk hitim oldu. Çok da beğenildi.

Yağız Yılmaz. Evet çok güzel bir parçaydı ancak Nazan Şoray denilince akıllara ilk olarak ‘’Hal Hal’’ geliyor… Sahi madem şarkıların içine bu denli girdik, peki ya Barış Manço dillerden düşmeyen şarkısı “Hal Hal”ı size nasıl verdi?

Nazan Şoray : “Sana Merhaba Dedim”in zamanı geçti ve ben başka bir albüm yapıyordum. Ama bir tatminsizlik vardı bende. Tam böyle on ikiden vuracak bir şarkı yok gibi geliyordu. Bir gün gazetede bir haber okudum. “Barış Manço, sanatçı arkadaşlarına da beste verecek.” yazıyordu haberde. Ben de menajerime “Biz de isteyelim, bakarsın bize de verir.” dedim. Menajerim eskiden müzisyenmiş ve tanışıyorlarmış Barış’la. Randevu aldı ve evine gittik. Ben zannediyordum ki böyle dört beş tane şarkı var, bize dinletecek, biz de içlerinden uygun olan şarkıyı alacağız. “Hazırda şarkı yok,” dedi Barış Manço. Ben tabii ki de çok üzüldüm. Bütün hayallerim yıkıldı. O da herhalde anlamış olacak ki, “Ben sana yaparım bir şarkı!” dedi. Geçiştiriyor sandık ve “Peki” dedik, ayrıldık. Daha sonra hiç beklemediğim bir anda ondan bir telefon geldi ve “Şarkın hazır’,” dedi bana. Ama ben de bu arada onu hep aradım. Şarkının peşini hiç bırakmadım. 

Yağız Yılmaz: Hayret doğrusu! Bildiğim kadarıyla Barış Manço’nun yaşamı boyunca şarkı verdiği tek sanatçı sizsiniz. Hatta ve hatta adına şarkı yazdığı… 

Nazan Şoray: Evet, aynen de dediğin gibi. Bir gün Barış’la ilgili bir program yapmışlardı, orada beni de konuk almak istediler. Ben de Barış Manço olduğu için seve seve gittim. Program esnasında sunucu Barış’a, “Niye başkası değil de, bir tek Nazan Şoray’a şarkı verdiniz?” diye sordu. Ben de heyecanla cevabı beklerken…“Ben vermedim, o aldı.” dedi. Öyle gururlandım ki… O benim için çok önemli bir cevaptı. Işıklar içinde uyusun, onu büyük bir özlem ve saygı ile anıyorum. Canım dostum Barış’ım…

Yağız Yılmaz: Ülkemizin başına gelmiş en güzel olaylardan biridir Barış Manço’nun varlığı. Kendisini rahmetle anıyoruz… Nedendir bilmem bir anda Barış Manço’nun Atatürk sevdası geldi aklıma. Sanırım evinizin hemen hemen her köşesinde gözüme çarpan ve baktıkça duygusallaştığım Atatürk fotoğraflarından olsa gerek… Sahi bunca Atatürk fotoğrafının evinizdeki özelliği nedir?

Nazan Şoray: Elbette Atatürk’e olan sevdam… Her bir fotoğrafı benim için çok değerlidir. Dahası olsa tüm evi donatırım. Ki bana gelen hediyelerin başlıcaları Atatürk fotoğraflarıdır. Hemen hemen bütün arkadaşlarım Atatürk’e olan yoğun sevgimi bilir ve bu nedenle bana birçok Atatürk portresi gönderir.

Yağız Yılmaz: Atatürk şu an sizi duyuyor olsaydı, ona ne söylemek isterdiniz?

Nazan Şoray : Seni çok seviyorum! (Bunu o kadar içten söyledi ki tüylerim diken diken oldu.)

Yağız Yılmaz: İlgi duyduğunuz ve benimsediğiniz şeyleri öğrenmişken edebiyata da biraz değinmek istiyorum. Ne tür kitaplar okursunuz? Sevdiğiniz yazarlar var mıdır? Veyahut bir başucu kitabınız?

Nazan Şoray : Ben tüm yazarlarımızı severim ama Atilla İlhan’ın tüm kitapları vardır bende. Onun yeri ayrıdır. Ve de Nazım Hikmet! Şiirlerine bayılırım. Murathan Mungan’ın kitaplarını çok severim. Akıcı anlatım diline hayranımdır. Kitaplardan bahsetmem gerekir ise öyle aşk meşk romanlarını önceden okurdum. Artık biyografi veyahut tespit kitapları okuyorum. Örneğin; Serge King’in Hayal Mühendisliği kitabı… Beni çok etkilemiştir. Başucu kitabım diyebilirim. Ve de Jack Ensign Addington’dan %100 Düşünce Gücü harikulade bir eserdir, tavsiye ederim.

Yağız Yılmaz: Ve günümüz… Mesleğinize dönecek olursak…Günümüzün tercih edilen müzik tarzlarını ve çıkan albümlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve Nazan Şoray genellikle ne tarz müzikler dinliyor?

Nazan Şoray : Ben genellikle caz ve blues dinlerim. Günümüze değinecek olursak… Eskiden piyasaya çıkan plaklar veya albümler satış rakamlarına göre değerlendirilirdi, günümüzde ise tıklanma sayısına göre değerlendiriyoruz. Tabii ki herkes şarkıları tıklansın ve dillere düşsün ister. Beste yapanlar da şarkı seçiminde bunu düşünerek beste yapar oldular. Ülkemizde yapılan müziğin kalitesinin dünya çapında olduğunu düşünüyorum. Yani aranjörlerden bahsediyorum, müthiş müzisyenler yetişiyor. Eskiden bu kadar müzik okulumuz yoktu, dünyadaki müzikal gelişmelerden bu kadar kolay haberdar olamıyorduk ama günümüzde dünyayı yakından takip eden ve iyi müzik yapan insanlarımız var.

Yağız Yılmaz: Son olarak; yıllar geçiyor, nüfus artıyor, teknoloji ilerliyor, siyasi iktidarlar değişiyor ve yepyeni sanatçılar çıkıyor. Fakat sizin çalışmalarınız, şarkılarınız halen Türkiye’yi etkilemekte. Dönüp dönüp sizi dinliyoruz. Bize aşkı, dostluğu ve hayatı anlatan şarkılarda hep sizin sesiniz var. Şimdi o tertemiz ve şefkatli sesinizle bize neler tavsiye edersiniz Nazo Gelin? Bugünün gençlerine bir abla gibi ikazlarınız, mesajınız var mı?

Nazan Şoray : Ne içten bir soru… Çok duygulandım! Ben gençleri çok ama çok seviyorum, onlarla gurur duyuyorum. Ve ben inanıyorum ki, bugünün gençlerinin vizyonu çok açık, hepsi pırıl pırıl. Her türlü olumsuzluğa karşı ben Türkiye’nin gençlerimiz sayesinde çok güzel yerlere geleceğine, samimi söylüyorum yürekten ama yürekten inanıyorum! Güzel günlerimiz gençlerimize bağlı… Her daim okusunlar, öğrenmeye açık olsunlar, eğitimlerini yarıda bırakmasınlar ve sonsuz bilgi peşinde koşsunlar…